hassas ile cümle

hassas kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Bu durum, bazı etnik gruplarda Batılı yaşam tarzına karşı artan hassasiyetten kaynaklanıyor olabilir.Це може бути зумовлене підвищеною чутливістю до західного стилю життя у певних етнічних групах.
Gereksinim analizi, pek çok hassas psikolojik becerinin katıldığı uzun ve yorucu bir süreç olabilir.Аналіз вимог може бути довгим та важким процесом що вимагає використання тонких психологічних навичок.
Çünkü Elia’nın hassas bir sağlığı vardı.Втім, Єлена страждала від слабкого здоров'я.
Ancak Türkiye’deki durumları daha hassastır.Ще гіршою є ситуація в Таїланді.
Genellikle vadeli seçici ses hassasiyetinin yerine kullannılır.Термін часто використовується як синонім терміну селективна звукова чутливість.
Oldukça geniş olan sahil şeridinin yüzde 5'i ekolojik hassasiyeti olan sulak alanlardan oluşur.Майже 5 % усієї берегової лінії Греції займають екологічно-чутливі водно-болотні території.
Bu, diş kolelerindeki hassasiyetin mekanizmasıdır.Це відчуття і буде порогом чутливості зуба.
Bazı politik hassas noktalara ise hiç değinmemiştir.Однак, вони не згодні в деяких ключових питаннях політики.
Lezyonlar ağrılı ya da hassas olabilir (%30), ve genital organların dışında meydana gelebilir (%2–7).Léze mohou být bolestivé či citlivé (30 %) a mohou se vyskytovat i mimo genitálie (2–7 %).
Bu durum, bazı etnik gruplarda Batılı yaşam tarzına karşı artan hassasiyetten kaynaklanıyor olabilir.Může tomu tak být v důsledku zvýšené citlivosti některých etnických skupin na západní životní styl.
Apple Kalem, basınç hassasiyeti ve açı algılama özelliğine sahiptir.Pencil Apple je určen pro tvůrčí práci a má citlivost na tlak a detekci úhlu.
Bir erkek çocuğu olarak çok utangaç ve hassas biriydi.Jako kluk byl velice plachý a samotářský.
Çok yüksek bir hassasiyete sahiptir.Má velmi citlivý nos.
Büyük hassas kulakları, uçmasını sağlayamayacak kadar küçük kanatları vardır.Samička má štít světle hnědý a kratší křídla, která ji neumožňují létat.
Yönlendirme sistemi daha hassastır.Převod řízení je strmější.
Malzeme bu özelliğinden dolayı “gerilim şiddeti hassasiyetli polimer” olarak nitelenmektedir.Mezi jeho díla hodnocená jako kontroverzní patří například „líbající se policisté“.
Mikrofonların bazen hassasiyeti ses yansımasıyla artar.Zřídka se stává, že samice také odpovídají zvukem.
Almanya'daki sigara karşıtı bu hassaslık 20. yüzyılın başlangıcında ortaya çıktı.Protikuřácké hnutí existovalo v Německu již na začátku 20. století.
Sapmanın nedeni büyük bir olasılıkla o zamanlarda daha hassas bir ölçme yönteminin bulunmamış olmasıdır.Z knihy vyplývá, že v té době byl evidentně bez větších finančních prostředků.
Çünkü Elia’nın hassas bir sağlığı vardı.Terezie měla velmi křehké zdraví.
D1 ve D2 hatları uyarılmış hallerinin bilinen hassas yapılarını temsil eder.Diody D1 a D2 jsou určeny k teplotní kompenzaci uvedených tranzistorů.
Lezyonlar ağrılı ya da hassas olabilir (%30), ve genital organların dışında meydana gelebilir (%2–7).Leziunile pot fi dureroase sau sensibile (30%), și pot fi localizate în afara organelor genitale (2–7%).
Herhangi bir şey gizli olduğunda, doğal olarak kişiye özel veya hassas bir durum var demektir.Când ceva este intim unei persoane, înseamnă că ceva este inerent special sau sensibil pentru aceasta.
İnç” cinsinden daha hassas ölçünün alındığı yerdir.Ba, de ce o tai, de ce odrăslește mai vârtos.
Bu durum, bazı etnik gruplarda Batılı yaşam tarzına karşı artan hassasiyetten kaynaklanıyor olabilir.Cauza o poate constitui sensibilitatea crescută a anumitor grupuri etnice la stilul de viață occidental.
Filler düşük frekanslarda duyabilirler ve en hassas oldukları aralık 1 kHz civarındadır.Elefanții pot să audă la frecvențe joase și sunt cei mai sensibili la 1 kHz.
Simetrinin hassas tanımının değişik ölçüleri ve işlemsel tanımları vardır.Noțiunile de simetrie precise au diferite măsuri și definiții operaționale.
Çok hassas ve spesifik bir testtir.Este un clip sensibil și special!
NRAO, kendi hassas radyo teleskoplarını tasarlar, inşa eder ve çalıştırır.NRAO proiectează, construiește și operează propriile radiotelescoape de mare sensibilitate.
Diğer bir kategori hassas türlerdir.O altă categorie vulnerabilă o reprezintă persoanele vârstnice.
Bu bakteriler sıcaklık değişimlerine karşı da oldukça hassastırlar.Florile sunt foarte sensibile la variațiile de temperatură.
Rolling Stone dergisi şarkıyı hassas ve rahatsız edici olarak tanımladı.Rolling Stone a chemat cântecul „delicat și obsedant”.
Kalın olmasına rağmen derileri çok hassastır.Deși tare, pielea elefantului este foarte sensibilă.
Lezyonlar ağrılı ya da hassas olabilir (%30), ve genital organların dışında meydana gelebilir (%2–7).A bőrsérülések fájdalmasak, érzékenyek lehetnek (30%), és a genitália körül is megjelenhetnek (2–7%).
Avrupa Forumu için en önemli ve hassas konulardan bir tanesi de Sırbistan Kosova buluşması idi.A mai Szerbia egyik legkritikusabb, legérzékenyebb pontja minden bizonnyal Koszovó státusza.
Edward boyu konusunda çok hassastır.Ed nagyon érzékeny a magasságára.
Bu bize on kat daha hassas bir ölçüm imkanı verir.Ez akár százszoros nagyítást is lehetővé tesz.
Bu nedenle, prizmanın ve örneğin sıcaklığının hassas olarak kontrol edilmelidir.Ezért a prizma hőmérsékletét és a minta hőmérsékletét nagy pontossággal kell szabályozni.
Bu hipotezi teyit etmek için radyal hızın daha hassas ölçümleri gereklidir.A feltételezés bizonyításához pontosabb radiálissebesség-mérések szükségesek.
Queen grubundan esinlenilerek yazılan "Brown Eyes" ise Gaga'ya göre albümün en hassas şarkısıdır.A Brown Eyes-t a Queen együttes inspirálta, és Gaga szerint a leginkább sebezhető dal az albumról.
Çok kaygısı olan insanlar bu fobiye karşı daha hassastırlar.A körülöttük mozgó bolondok egyre ijesztőbbek Barnabás számára.
Hadislerin aktarılması ve derlenmesi, ilk dönemden itibaren üzerinde hassasiyetle durulan bir konu olmuştur.A konfliktusról való tudósítás és az innét történő jelentésküldés már a kezdetek óta bonyolult volt.
Hassasiyet mümkün olduğunca korunmaktadır.A mérendő tulajdonság megváltozására a lehető legnagyobb mértékben érzékeny.
Daha sonra, termometrenin icadından sonra, hassas sıcaklık ölçülebildi.Később, a hőmérő feltalálása után az anyagok hőmérsékletét már számszerűsíteni lehetett.
Hareketlerin çok hassas olması gerekir.Érzékszerveik igen érzékenyek.
Kolay evcilleşebilen fakat çok hassas ve kırılgan hayvanlardır.Könnyen megszelídíthető, barátságos, ám rendkívül félénk állat.
( Derinlik, insanın en kapsamlı gereksinimlerine olan hassaslığında yaratılan dengeden söz eder.(Néhány előleges pont a közoktatásügy legégetőbb szükségleteiről.
Bir erkek çocuğu olarak çok utangaç ve hassas biriydi.Csinos, kissé nőiesen karcsú fiú volt.
Au-Pairler çocuklar konusunda çok hassas ve titiz olmak zorundadırlar.A szőrzetnek durva tapintásúnak és simának kell lennie.
Bunun sonucunda dişte hassasiyet görülebilir.2. Ezután következhet az illat kóstolgatása.
Elektriksel yük değişimlerine karşı oldukça hassaslardır.Nagyon érzékeny a termőhely változásaira.
Yönlendirme sistemi daha hassastır.Az átültetésre érzékeny.
Çünkü bebekler antikolinerjiklerin etkisine çok hassastır.Imeväisikäiset ovat herkkiä antikolinergien vaikutuksille.
Savaş zamanında gelişen Alman karşıtı hassasiyetler nedeniyle Saxe-Coburg-Gotha'dan değiştirildi.Saksi-Coburg-Gotha nimi vaihdettiin sodan aikaisten saksalaisvastaisten tunteiden takia.
Bu bize on kat daha hassas bir ölçüm imkanı verir.Tämä olisi kymmenen kertaa aiempaa arvioitua suurempi.
Hassasiyet mümkün olduğunca korunmaktadır.Tukaani on oletuksena mahdollisimman turvallinen.
Bu bakteriler sıcaklık değişimlerine karşı da oldukça hassastırlar.Elin reagoi hyvin herkästi lämpötilan muutoksiin.
Kadınlar erkeklere oranla hiponatremiye karşı daha hassastırlar.Tommy on kuitenkin vähän epävarmempi käsittelemään naisia.
Çok yüksek bir hassasiyete sahiptir.Se on erittäin tuntoherkkä.
Bir erkek çocuğu olarak çok utangaç ve hassas biriydi.Adam oli henkilönä ujo ja herkkä.

İlgili Sayfalar