Ana içeriğe geç
Sözlük

hass ile cümle

hass kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
1
HECE
8
ORT. KELİME
Nihal hassas, duygusal ve yalnız biridir.Violação é bastante infantil, sensível e solitário.
Bununla birlikte, daha karmaşık işlerde kullanılan iletkiler daha hassas şekilde ölçeklendirilmiş olabilir.Sem dúvida, questões tão complexas como essas mereceriam tratamento mais aprofundado.
Machi, sessiz, çekingen, hassas ve yalnız bir karakterdir.Tonho é tímido, humilde, sincero.
16 Haziran'da, Jade Hassouné isimli oyuncunun da peri Meliorn rolünde olduğu duyuruldu.Em 16 de junho, Jade Hassouné foi escalado para interpretar o seelie Meliorn.
(Tabloda kalın yazılan değerler hassastır.)As legendas na coluna da direita são meramente descritivas.)
Ben fahişe olmak için yaratılmamışım, hassas ve duygusalım.Nosso fenômeno não é genital, mas de sensibilidade, de atitude.
Apple Kalemi, iPad Pro'ya özel hassas kalemdir.Torna mais fácil o desenho electrónico no iPad Pro.
Reddedilmeye aşırı hassasiyet.A Grande Recusa Hoje.
Çıkartma sonrasında Amerika Birleşik Devletleri ile Küba'nın ilişkileri ileri düzeyde hassatı.Linha do tempo das relações entre Cuba e Estados Unidos.
David Hasselhoff canlandırır.David Hasselhoff também aparece como salva vidas.
Gündüz kelebeklerinin duyargaları (anten) çıplak olduğundan bu hassaslıktan mahrumdurlar.Bij hun dagelijkse kleding hoorde een muts gemaakt van huiden.
Burada da David Hasselhoff ile tanışır.Hier ontmoette ze David Hasselhoff.
Sağ üstteki zehirli zakkum ise uyku ile ölüm arasındaki hassas bağlantıyı simgeliyor.De oleander rechtsboven symboliseert de fragiele relatie tussen de slaap en de dood.
David Hasselhoff canlandırır.David Hasselhoff gaf het uit.
Buna karşın genç filizler baharda soğuğa karşı hassastır.De hoornaar is gevoelig voor kou in de lente.
Aslında onlar, zamanlarının manastır çevresinin hassasiyetlerinin büyük kısmını seslendiriyorlardı.Ze brachten er een tijd samen door in gebed; regelmatig werd een periode van vasten ingelast.
Fotoğrafçı 70 mm'lik bir Hasselblad makinesi ve 80 mm'lik bir objektif kullanmıştır.De gebruikte camera is een 70 millimeter Hasselblad met een 80 millimeter lens.
Halebidu (Kannada dili ಹಳೆಬೀಡು) Hindistan'ın Karnataka eyâletinde Hassan ilinde bulunan bir şehirdir.Hassan is een stad in het district Hassan van de Indiase staat Karnataka.
( Derinlik, insanın en kapsamlı gereksinimlerine olan hassaslığında yaratılan dengeden söz eder.(Verlichting is het uittreden van de mens uit de onmondigheid die hij aan zichzelf te wijten heeft.
Ancak Türkiye’deki durumları daha hassastır.De situatie in Bangladesh is mogelijk nog schrijnender.
Çıkartma sonrasında Amerika Birleşik Devletleri ile Küba'nın ilişkileri ileri düzeyde hassatı.De Veiligheidsraad was diep bezorgd om de situatie tussen Cuba en de VS.
Yönlendirme sistemi daha hassastır.De verbinding is licht-gevoelig.
Çeşitli hassas davalara bakmıştır.Hij werd met verschillende gevoelige opdrachten belast.
Bir erkek çocuğu olarak çok utangaç ve hassas biriydi.Als kind was hij zeer verlegen.
Ayrıca koku ve tat alma duyuları da hassastır.Ook zijn geur en smaak minder intensief.
Hadislerin aktarılması ve derlenmesi, ilk dönemden itibaren üzerinde hassasiyetle durulan bir konu olmuştur.Het terugfokken van het oerrund was evenwel vanaf het begin een wetenschappelijk omstreden zaak.
Gece kelebeklerinin işitme ve koku alma duyuları da çok hassastır.Waterbuffels horen en ruiken ook goed.
Hassell 1911 yılında, Ilse von Tirpitz, Büyük Amiral Alfred von Tirpitz'ın kızı ile evlendi.W roku 1911 Hassell poślubił Ilse von Tirpitz, córkę wielkiego admirała Alfreda von Tirpitza.
Yarışmanın sunuculuğunu Clara Henry, David Lindgren ve Hasse Andersson üstlenmiştir.Wszystkie koncerty konkursowe poprowadzili Clara Henry, David Lindgren i Hasse Andersson.
1932 yılında, Hassell Almanya'nın İngiltere ve İtalya büyükelçisi yapıldı.W roku 1932 Hassell został niemieckim ambasadorem we Włoszech.
Ama ben doğuştan çok olağandışı derecede hassas ve gerginim.Lecz z natury jestem wrażliwy... nerwowy w bardzo nietypowym stopniu.
Apple Kalemi, iPad Pro'ya özel hassas kalemdir.Apple Pencil to stylus jedynie dla iPadów Pro.
İkinci Dünya Savaşı çıktıktan sonra, Hassell Hitler'i devirme planlarında yer aldı.Po wybuchu II wojny światowej Hassell brał udział w spisku mającym na celu obalenie Hitlera.
Fotoğrafçı 70 mm'lik bir Hasselblad makinesi ve 80 mm'lik bir objektif kullanmıştır.Do zrobienia zdjęcia użyto aparatu Hasselblad z obiektywem o ogniskowej 80 mm.
Sonra Ardenler Taarruzu'nda general Hasso von Manteuffel'in altında hizmet etti.W czasie ofensywy w Ardenach Bayerlein służył pod generałem Hasso von Manteuffelem.
Ayrıca ismi konusunda çok hassastır ve ismiyle dalga geçilmesinden hiç hoşlanmaz.Jest drażliwy i nie lubi jak ktoś sobie z niego żartuje.
Bir erkek çocuğu olarak çok utangaç ve hassas biriydi.Był chorowitym, delikatnym i wrażliwym chłopcem.
Bir bakıma Şah'ın hassa birliğiydiler.Byli to głównie Żydzi orientacji chasydzkiej.
Hassas cihazlar nakliyat, kullanım ve saklama süresince korunmalıdır.Karta charakterystyki musi być zawsze dostępna podczas ich transportu, używania i przechowywania.
Arıların duyargaları o kadar hassastır ki 2 km mesafeden balın kokusunu alırlar.Okropny i długo utrzymujący się zapach można wyczuć z odległości 1 km.
Bu da çok hassas hesaplamalar ve tecrübe gerektirmektedir.Wymaga to dużych zasobów obliczeniowych oraz czasu.
Oksijen izotopu, oksijeninin iki izotopu arasındaki oranın hassas ölçümü üzerine kuruludur.Dodatkowo teoria ta nie wyjaśnia podobnego stosunku procentowego izotopów tlenu na obu ciałach.
Hassa silahşörleri arasına katıldı.Wstąpił do związku strzeleckiego Strzelec.
Burada da David Hasselhoff ile tanışır.Grany przez Davida Hasselhoffa.
Nâzım'ın Hiroşima'ya olan hassasiyeti dikkat çekicidir.Podróż do Rosji wywarła ogromne wrażenie na Hippelu.
Daha hassas deneylerin çalışmaları hala yürütülmektedir.W specjalistycznych badaniach eksperckich są stosowane bardziej złożone techniki badań emocji.
Lezyonlar ağrılı ya da hassas olabilir (%30), ve genital organların dışında meydana gelebilir (%2–7).Lesionerna kan vara smärtsamma eller ömma (30 %) och kan uppträda utanför könsorganen (2–7%).
Hasselblad çalışanları tarafından, görev sonrası bir kamera temizlenirken biraz ay tozu toplanmıştır.Litet måndamm samlades upp av en anställd hos Hasselblad när man gjorde rent kamerorna efter ett uppdrag.
Sultan Hassanal Bolkiah ve Kraliçe Saleha'nın oğludur.Han är son till sultan Hassanal Bolkiah och drottning Saleha.
Bu durum, bazı etnik gruplarda Batılı yaşam tarzına karşı artan hassasiyetten kaynaklanıyor olabilir.Detta kan bero på en ökad känslighet för en västerländsk livsstil hos vissa etniska grupper.
Aslında onlar, zamanlarının manastır çevresinin hassasiyetlerinin büyük kısmını seslendiriyorlardı.Under sin exil ägnade han stor del av sin tid åt sitt måleri.
Öngörülen fonksiyonların hassasiyetle gerçekleştirilme derecesini belirler.De dielektriska egenskaperna bestämmer hur känsligt ytan påverkas.
Peter Borwein yüksek hassasiyetli sayısal hesaplamalar için uygun çok hızlı yakınsak seriyi göstermişti.Peter Borwein har härlett en effektiv metod för numerisk räkning av etafunktionen.
Bunlar, zamanında (JIT) üretime hassas izleme sayesinde olanak sağlamaktadır.Vid viloplatsen kan den tidvis falla i ett stelt tillstånd (torpor).
Müzikte dalgın bir hassasiyet vardır." şeklinde anlatır.Hon har oroligt konstnärsblod i sig, säger hon.
Erozyona hassas olan bölgelere yerleştirilir.Skydd av ekologiskt känsliga områden.
Merkez kenti Hasselt'dir.Provinshuvudstad är Herat.
David Hasselhoff canlandırır.David Hasselhoff låg bakom många av skämten.
Çeşitli hassas davalara bakmıştır.Vi är känsliga för olika stämningar.
Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği tarafından hassas türler arasına alınmıştır.Detta trots att vattendomstolen och de stora naturskyddsorganisationerna hade accepterat en exploatering.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod