Sultan bu problemi Mekkede olan (Mescidi Haram) camiye yedinci minareyi yaptırarak çözer.El sultán solucionó el problema construyendo un séptimo minarete en la mezquita de La Meca.
10. yüzyıla gelindiğinde Norveç'in kralları Olav Trygvason ve Olav Haraldsson Ringerike'de büyümüştür.Durante el siglo 10, los reyes de Noruega Olav Haraldsson y Trygvason creció en Bønsnes, en Ringerike.
Bu tarihten itibaren servetinin ve vaktinin önemli kısmını bu harap malikaneyi yenilemeye adadı.A partir de ese momento la reina donó gran parte de su tiempo y de su patrimonio a esta obra.
Petrol sızıntısının etkileri önemli ölçüde harap edici olabilmektedir.Los derrames de petróleo pueden tener efectos devastadores.
Yahudilere ait dükkânlar yakıldı ve sinagog harabeye çevrildi.Se expulsa a judíos y convierte a moríscos.
Tafari'nin babası Ras Makonnen Woldemikael Gudessa, Harar valisiydi.El padre de Haile Selassie era Ras Makonnen Woldemikael Gudessa, gobernador de Harar.
13 Nisan 2017. ^ O'Hara, Mary Emily (12 Nisan 2017).Consultado el 24 de junio de 2017. O'Hara, Mary Emily (12 de abril de 2017).
TARDIS, Londra'ya cisimlenir ancak Londra harap içinde yıkılmış bir haldedir.La TARDIS se materializa en lo que parece ser Londres, pero todo está devastado y en ruinas.
1958 yılında ise, ilk uzun metrajlı filmi A harangok Rómába mentek'i (Çanlar Roma'ya gitti) çekti.En 1958, completó su primer largometraje, Las campanas se han ido a Roma.
Gıybet ve İftira haram olduğu gibi bunları dinlemek de haramdır.Pero ¿han escuchado, como fueron acosados?
AMBER ikinci takımı, Letonya kökenlerine bir haraç olarak 2018'de piyasaya sürülecek.El segundo single ÁMBAR será lanzado en 2018 como tributo a sus raíces letonas.
Ana madde: Seppuku Harakiri olarak da bilinir.1962: Seppuku, también conocida como Harakiri.
Ayrıca eskiden harap olan ve günümüzde yok olan iki adet tekkenin varlığından da söz edilmektedir.En ambos elementos cabe resaltar la aparición de las dos torres, antiguos castillos ya desaparecidos.
Rahibe Angelica bu açıdan harap olmuştur; hemen vesikayı imzalar ve ağlayarak yere yığılır.Sor Angélica, desolada, firma el documento y se desmaya, entre lágrimas.
(Harambee) yazmaktadır.Surgimiento de la escritura.
Manastır 1922'de tamamen yıkıldı, günümüzde harabe halindedir.En 1922 fue totalmente destruido, dejándolo en su estado actual de ruinas.
Chazelle harabe olmuş ya da belki de yıkılmış ''eski L.A.'' yerleri için keşfe çıktı.Chazelle exploró "viejos lugares", especialmente lugares que estaban en ruinas, o quizá fueron arrasados.
Kırk Haramiler, masallar ve halk hikâyelerinde yer alan bir topluluktur.40 páginas Cuentos del cielo y la Tierra.
Bu durum bazen Hooke ve Newton arasında hararetli çatışmalara yol açıyor.Esto creó algo así como una pelea de alto perfil entre Carson y Newton.
Sivil halk harap edildi.La población es masacrada.
1376'da, ortak orduları Volga Bulgaristan'ı harap etti.En 1376, sus ejércitos unidos devastaron Bulgaria del Volga, un aliado de la Horda de Oro.
Lombard Benevento Prensliği topraklarını işgal ederek Prens Adelchis'in haraç vermesine yol açtı.Invadió las tierras del Principado lombardo de Benevento, obligando al príncipe Adelchis a pagar tributo.
Gürcü krallar Selçuklulara haraç ödüyorlardı.Prestaba dinero a los reyes.
"Harabelerin Şiirselliği".«Poesía de circunstancias».
Şehir tamamen harap oldu ve bir daha inşa edilmedi.La ciudad fue saqueada hasta el punto de que nunca fue reconstruida.
Erişim tarihi: 13 Nisan 2018. ^ HARALD STANGHELLE (12 Ağustos 2016).Consultado el 21 gosto 2018. HARALD STANGHELLE (12 de agosto de 2016).
1992 - Mafya patronu John Gotti, "adam öldürmek" ve "haraç almak" suçlarından New York'ta tutuklandı.1992: un tribunal de Nueva York condena a cadena perpetua al mafioso John Gotti por asesinatos.
Suriye harap edildi ve böylece II. Justinus barış anlaşması istemek zorunda kaldı.Posteriormente el ejército persa saqueó Siria, provocando una nueva petición de paz por parte de Justino II.
Günümüzde bir harabe şeklindedir.Aparece hoy en forma de ruinas.
V. Harald (21 Şubat 1937, Skaugum, Akershus), Norveç kralı.Harald V (Asker, 21 de febrero de 1937) es el rey de Noruega.
Deprem'de, Lizbon'daki binâların %85'i harâp oldu.En Tasmania, el 85% de los viejos regnans han sido talados.
Harab ederler.Se abrazan.
Bu öneri de Hitler'le General Guderian arasında hararetli tartışmalara yol açmıştır.Incluso una vez me expresó su descontento secreto con el Ejército Guandong.
Harap durumdaki bir sitede geçen roman, film setlerini dekore etmeye indirgenmiş bir ressam hakkındadır.Es una escultura que representa a tres pasajeros pintados a la fantasía del autor.
1587'de İngiliz kâşif Thomas Cavendish yerleşimin harabelerini bulur.En 1587 el inglés Thomas Cavendish intentó apoderarse de la ciudad, sin lograrlo.
Deprem sonrasında, Tokyo harap olmuştu.Después del sísmo, Lisboa está en ruinas.
Bina 1938'de Kristal Gece olaylarıyla harabeye çevrildi.Su interior fue devastado durante la noche de los Cristales Rotos de 1938.
Aralarındaki yazışmalar, Calvin sonlandırana kadar daha fazla hararetlenerek devam etti.Kevin apenas contuvo las lágrimas cuando terminó la conversación.
Mut'a Sünni mezheplerde zina olarak tanımlanır ve haram kabul edilir.Es considerada la santa patrona de las vírgenes y es invocada contra el aborto.
Gizlenme işi bittikten sonra haberci yüksek sesle "harar!" diye bağırır.El álbum termina pero un hombre grita "AGAIN!"
Bu gün bakımsız ve harap durumdadır.Ahora está en la ruina y desempleado.
Köy'de iki adet kilise harabesi mevcuttur.Hay dos iglesias en el pueblo.
Harap ve canı yanan Mia, Sebastian ile ayrılır ve ailesine döner.El pastor, enloquecido, matará a Sebastià y huirà con su mujer de vuelta a la Tierra alta.
Yapıdan geriye kalan semahanesi uzun müddet harap vaziyette idi.La mayor parte de lo que el hombre ha construido desde hace mucho tiempo se destruyó.
Kanji de 'harai' anlamına denk olarak kullanılır.Y, a cambio, él deberá ir a Z'ha'dum.
Uzun zamandan beri kullanılmadığı için haraptır.Durante mucho tiempo se le dio por inexpugnable.
Oyun karakteri, enkazdan çıkarak harap olmuş bir tiyatroya girer.La banda está presentándose tocando en una atmósfera desértica.
Harald, Magda'nın hayatta kalan çocuklarından sadece biriydi.Harald è l'unico dei figli di Magda a sopravvivere.
Büyük kılıç zafer kazanan Harald'ı, diğer iki küçük kılıç yenilen küçük kralları temsil etmektedir.La spada più grande rappresenta il vittorioso Harald, mentre le più piccole simboleggiano i due re vinti.
İbâdet Allah'ın emirlerini yerine getirmek, yasakladığı bütün haramlardan uzaklaşmak mânâsındadır.Quindi esso trasgredisce i limiti impostigli da Allah e disobbedisce ai Suoi comandamenti.
Savaşlarda harap olan kanalları ve çiftlikleri tamir etti.Ricostruì i canali e rifornì le fattorie distrutte nel corso delle guerre.
Chazelle harabe olmuş ya da belki de yıkılmış ''eski L.A.'' yerleri için keşfe çıktı.Chazelle ha esplorato la "vecchia Los Angeles" in cerca di luoghi abbandonati o in demolizione.
Yağmalama ve haraçtan sonra şehir halkı evlerine dönebildi.Il rumore ed i pianti che giunsero dalla città furono grandi".
Əhməd Haradadır? (1983) (Tam metrajlı sinema filmi) (Türkçe:Ahmet Nerede?)Ci vediamo domani? (curva melodica ascendente: interrogazione).
Haramilerden biri, Ali Baba'nın evini bulmaya çalışırken.Finiscono per trovare l'abitazione di Ali Baba.
Bu sebepten Alper’le sık sık hararetle tartışırlar.Nella maggior parte del tempo si prende cura di Alfe.
Boko Haram kimdir?"."E cosa accadde a Boo?
Ayrıca yalan söylemek, dedikodu yapmak ve kibirlenmekde haram olarak kabul edilir.Anche la falsità, adulazione, spergiuro e falso giuramento sono vietati.
Yapılan restorasyona rağmen yer yer bir kale harabesini anımsatmaktadır.Nonostante il restauro, ad oggi il castello appare come un rudere.
Kırk haraminin hazinelerini sakladığı mağaranın kapısını açmaya yaramaktadır.Serve per aprire l'ingresso di una caverna dove quaranta banditi hanno nascosto un tesoro.