Harald Schmidt Show'da ve Verstehen Sie Spaß? programlarında tanıtmıştır.Il est célèbre pour son talk show Die Harald Schmidt Show.
Rahibe Angelica bu açıdan harap olmuştur; hemen vesikayı imzalar ve ağlayarak yere yığılır.Sœur Angélique, bouleversée, signe le document et s’écroule en larmes.
Filmlerin yönetmenliğini Harald Reinl yapmıştır.Mais c'est à Harald Reinl que revient le projet.
1904 - Toronto'nun büyük bir kısmı, çıkan yangında harabeye döndü.En 1904, le grand incendie de Toronto détruit une partie importante du centre de Toronto.
1587'de İngiliz kâşif Thomas Cavendish yerleşimin harabelerini bulur.En 1587, le navigateur anglais Thomas Cavendish tomba sur les ruines de celle-ci.
Yarışmanın sunuculuğunu Lydia Cappolicchio ve Harald Treutiger yapmıştır.Les présentateurs de la soirée furent Lydia Cappolicchio et Harald Treutiger.
MÖ 63 yılında Pompey Kudüs'ü fethetti ve Gabinius Yahudileri haraca bağladı.En 63 av. J.-C., Pompée envahit Jérusalem et Gabinius assujettit les Juifs au tribut.
Cevabı geciktirmek ise haramdır.La réponse fut dilatoire.
Haberci ise onları uyarmak amacıyla ara vermeden harar diye bağırır.Elles jouent avec l'ours jusqu'à ce qu'il les avertisse de le laisser tranquille.
Harabeleri çok eski olmakta ve Roma yollarından kalmaktadır.La rue est très ancienne et remonte à l'époque romaine.
Norveç kralı III. Harald Eylül ayı başlarında İngiltere'nin kuzeyini işgal eder.Le roi norvégien Harald Hardrada envahit l'Angleterre au mois de septembre.
İşleri: Haraç, uyuşturucu kaçakçılığı, insan ticareti.Leurs activités sont le trafic de stupéfiants, la prostitution, la traite d'êtres humains.
Deprem'de, Lizbon'daki binâların %85'i harâp oldu.En Indochine, le bombardement de zone est passé à 85%.
O yüzden haramlara besmele çekilmez.Cela n'empêche pas les emprunts.
"Gölge Haramileri".Tant de zones d'ombre ».
Harald Hauptmann, Kayıp Zamanların Peşide.Marcel Proust, À la Recherche du temps perdu.
Burada eskiden harap bir kale vardı.Il y avait jadis un château fort.
Petrol sızıntısının etkileri önemli ölçüde harap edici olabilmektedir.Les dégâts causés par des crues peuvent être considérables.
Günümüzde ise medreselerin çoğu harap durumdadır.De nos jours, la plupart des douves ont été comblées.
Gerçek adı Miguel O'Hara′dır.Son vrai nom est Michael O'Hearn.
1923'te yaşanan Büyük Kanto Depremi'nin sonrasında, Tokyo harap olmuştu.Après le tremblement de terre du Grand Kantō de 1923, elle a porté secours au Japon.
Helâl ve harama dikkat edilmez.La corolle et les étamines n'ont pas pu être observés.
İslamiyet ve Yahudilik'te domuz eti yemek haramdır.Le porc est interdit à la consommation dans l'islam et le judaïsme.
Savaş çıkış nedeni Bizanslıların Abbasilere ödemekte oldukları yıllık haracı tazminatını kesmeleri idi.Le système de visite annuelle que les abbés doivent faire aux abbayes fondées par leur propre abbaye.
Sinagogun tarihi kemeri de harabeden sağlam çıkarıldı.L'Arche Sainte historique de la synagogue est aussi retirée des décombres.
Gri kürklü Harald (II. Harald) (935-970): Norveç Kralı (961-970).Harald II de Norvège (930-970), roi de Norvège de 961 à 970.
Muhtemelen o, hiç haraç vermemiş, değerli hediyeler vermekle yetinmiştir.Il lui offrit de nombreux cadeaux de valeur qu'elle ne pouvait pas accepter.
24 Aralık ,1974 tarihinde, Avustralya'da Cyclone Tracy adlı Darwin Siklon'u şehri harap etmiştir.24-25 décembre : le cyclone Tracy dévaste la ville de Darwin en Australie.
Halen ayakta durmakta ama harap bir şekildedir.Il ne semble pas manger mais se montre très en forme.
Savaştan sonra harabe olarak kaldı.Il est désarmé après la guerre.
1988'deki depremden sonra yapı komple harabeye dönmüştür.En 1988 Back Of My Mind connait le même sort.
Kırk Haramilerin mağaradan ayrıldıklarını gözümler.Trente neuf gravures ont été recensées dans la grotte.
Etraf yangın harabeleri halindeydi.Nous nous fusillâmes à brûle-pourpoint.
Yüzünü Mescid-i Haram'a çevir!..." anlamındaki 144. ayeti indi.Où que vous soyez, tournez votre visage dans sa direction » (« La Vache », II, 144).
Her iki sur da harap haldeydi ve çarpışmalar sürüyordu.Les deux avaient bu, et la discussion avait dévié vers la politique.
Pencereleri harap olmuştur.Ses fenêtres sont cassées.
Başkent Harare'de kuruludur.Il est basé à Harare.
Bu yüzden bahçe, o zamanlar harap bir hâlde idi.À l'époque le jardin était archaïque.
Bu gün bakımsız ve harap durumdadır.Actuellement ruiné et sans emploi.
Boko Haram Ayaklanması, 2009 yılından beri Boko Haram ile Nijerya Ordusu arasındaki savaştır.Des négociations sont effectivement menées entre le pouvoir nigérian et le groupe Boko Haram.
Bir kısmının harabeleri hala mevcuttur.Certaines des stalles subsistent.
Bir anda Harald'ın restoranında 3 ceset bulunmaktadır.À Leith Harbour se trouvaient trois cimetières.
Otuz Yıl Savaşları sırasında yıkılıp yüzyıllarca harabe halinde kalmıştır.Détruit au cours de la guerre de Trente Ans, resta longtemps inhabité.
1970'ler boyunca da harap bir hâlde olsa da bu işlevini sürdürmüştür.Malgré son abandon dans les années 1970, cette procédure évitera probablement sa démolition.
Film bu felaketin tamamen harabeye çevirdiği İngiltere'de geçer.Cette crise que traverse le cinéaste va profondément le transformer.
Yağmurlar mahsulü harap etti.La lluvia arruinó la cosecha.
Aslını inkar eden haramzadedir".Quien diga tales cosas es un infiel».
Dağlar ve nehirler yer değiştirdi ve yollar harap oldu.Montañas y ríos cambiaron de sitio y los caminos se destruyeron.
"Aslını inkâr eden haramzadedir!«Antón, el incrédulo».
İdam edilenler arasında Kryštof Harant ve Jan Jesenius de vardır.Entre los ejecutados estaban Kryštof Harant y Jan Jesenius.
(Nur Suresi: Ayet 26) " Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar.Di a las creyentes que bajen sus miradas y sean castas, y que no muestren de sus adornos más que lo que se ve.
Depremden sağ çıkabilen bâzı binâlar ise ardından başlayan yangınlarla harâb oldu.Luego de ser convencidos, los Maestros Tierra empiezan una batalla contra los Maestros Fuego.
Peristerona Medresesi de harap haldedir.Sí, es quien te odia el privado de posteridad.
Bunlardan dördü haram aylardır.Estaban en los cuatro meses ordenados y los víveres escaseaban.
Harareet, 26 Şubat 1995 tarihindeki ölümüne kadar İngiliz yönetmen Jack Clayton ile evli kaldı.Se casó con el director de cine británico Jack Clayton hasta su muerte el 26 de febrero de 1995.
Örneğin hadisler, ya da kıyas yoluyla haram olduğuna hükmedilen yiyecek ve içecekler.Los huevos y las larvas se desarrollan en el agua que fluye o no fluye (en su mayoría los primeros).
Savaşlarda harap olan kanalları ve çiftlikleri tamir etti.Reconstruyó los canales y repuso las granjas destruidas en las guerras.
Pompey'in mezarı ve pagan tapınaklar haraboldu.Tanto los templos paganos como la tumba de Pompeyo fueron destruidos.
29 Ocak 1996'de tiyatro binası bir kundakcılık sonucu yangın geçirip tümü ile harabeye döndü.El 29 de enero de 1996 otro incendio destruyó completamente el teatro.
Erişim tarihi: 25 Ekim 2015. ^ "Lady Gaga and Intel Join Forces to Fight Online Harassment".Consultado el 6 de enero de 2017. «Lady Gaga and Intel Join Forces to Fight Online Harassment».