İnsanların duygusal yaşamları gittikçe daha istikrarsız hale geliyor.People's emotional lives are becoming more and more unstable.
Olay halen soruşturma altındadır.The case is still under investigation.
Çok daha seçici hale geldik.We've become much more selective.
Biz onu daha iyi hale getirmeye çalışmaya devam ediyoruz.We keep trying to make it better.
Tom halen Boston'tan bir mukimdir.Tom is currently a resident of Boston.
Ondan sonra Tom çok bunalımlı hale geldi.Tom became very depressed after that.
Gürültü kulakları sağır edici hale geliyor.The noise is becoming deafening.
Tom halen üniversiteye devam ediyor.Tom is currently attending college.
Tom'la halen temas halinde misin?Are you still in contact with Tom?
Tom Mary'nin hayatını imkansız hale getirdi.Tom made Mary's life impossible.
Tom ve Mary ayrılamaz hale geldiler.Tom and Mary became inseparable.
Hayat çok kısıtlayıcı hale geldi.Life became very restrictive.
Sokaklar ıssız hale geliyor.The streets become deserted.
O, konuyu karmaşık hale getirebilir.That can complicate matters.
Neden onu resmi hale getirmiyorsun?Why not make it official?
Rakunlar duygusal hale geldi.Raccoons have become sentient.
Her şey daha pahalı hale geliyor. Sadece mazeretler daha ucuz hale geliyor.Everything is getting more expensive. Only the excuses are getting cheaper.
Fadıl ve Leyla birbirlerine bağımlı hale geldiler.Fadil and Layla became dependent on one another.
Fadıl o korkunç davranışa bağımlı hale geldi.Fadil became addicted to that horrific behavior.
Bu kadar basit bir şey nasıl bu kadar karmaşık hale gelebilir?How can something so simple become so complicated?
Tom akşam yemeğinden sonra uykulu hale geldi.Tom became drowsy after supper.
Tom gittikçe daha sinirli hale geldi.Tom became more and more angry.
Daha popüler hale geliyor.It's becoming more popular.
Fadıl, İslam ile ilgili hale geldi.Fadil became interested in Islam.
Leyla karşı konulmaz hale geldi.Layla became irresistible.
Fadıl'ın davranışı daha kontrollü ve dengesiz hale geliyordu.Fadil's behavior was becoming more controlling and erratic.
Tom ve Mary birbirlerine bağımlı hale geldiler.Tom and Mary became dependent on each other.
Tom ve Mary birbirlerine muhtaç hale geldiler.Tom and Mary became dependent on each other.
Sami, Leyla'ya karşı takıntılı hale geldi.Sami became obsessed with Layla.
Üç yılın sonunda akıcı hale geldim.At the end of three years, I became fluent.
Sami'nin ailesi onun hayatını karmaşık hale getirdi.Sami's family made his life complicated.
Tom çok hiddetli hale geldi.Tom became very irate.
İnsanlar genellikle yaşlanırken daha az sağlıklı hale gelirler.People generally become less healthy as they age.
Öldüğünüz zaman, tüm zenginlikleriniz sizin için değersiz hale gelecektir.When you die, all your riches will become worthless to you.
Halen onu yapmayı planlamıyorum.I'm not currently planning on doing that.
Çok gergin hale geldim.I became very nervous.
Hazır hale gelmen gerekir.You should prepare.
Leyla'nın İngilizce'si çok daha iyi hale geliyor.Layla's English is getting much better.
Leyla halen Mısır'da hapis yatıyor.Layla is still serving time in Egypt.
Sami ve Leyla birbirlerine bağımlı hale geldiler.Sami and Layla became dependent on one another.
Leyla oğlanlara ve sekse ilgi duyar hale geldi.Layla became interested in boys and sex.
Tom'un halen yapacak çok işi var.Tom still has a lot of things to do.
Sami daha ahlaksız hale geldi.Sami became more depraved.
Sanat olmadan, gerçekliğin kehaneti dünyayı dayanılmaz hale getirecektir.Without art, the crudeness of reality would make the world unbearable.
Sonuç çıkarmak için halen çok erken.It is still too early to draw conclusions.
Tom, dünyayı değiştirmek ve onu daha iyi hale getirmek istiyor.Tom wants to change the world and make it better.
Tom çok sabırsız hale geldi.Tom became very impatient.
Sami ve Leyla birbirlerine gerçekten bağımlı hale geldiler.Sami and Layla became really dependent upon one another.
Sami çaresiz hale geldi.Sami became desperate.
Sami daha fazla talepkar hale geldi.Sami became more demanding.
Sami, onu tanımayı imkansız hale getirmek için Leyla'nın kafasını kesti.Sami cut Layla's head off to make it impossible to identify her.
Evlendikten sonra Tom tombul hale geldi.Since he was married, Tom has become chubby.
Dünya daha fakir hale geldi.The world has become poorer.
Tom ile Mary'nin halen birlikte olduklarına inanamıyorum.I can't believe Tom and Mary are still together.
Yukarıdaki şema, işleri gerçekte olduğundan biraz daha basit hale getiriyor.The above diagram makes things a little more simple than they actually are.
Kürküme bakmazsam, çok dağınık hale gelir.If I don't take care of my fur, it gets real messy.
Halepçe katliamı çok trajik bir olaydı.The Halabja massacre was a very tragic event.
Durum çok tehlikeli hale geldi.The situation has become very dangerous.
Şartlar çok tehlikeli bir hale geldi.The situation has become very dangerous.
Okumam gittikçe daha iyi hale geliyor.My reading is getting better and better.