Ama bir şeyler yapıyor olmak gurur duymamızı sağlar, çünkü etrafımızdaki dünyayı bizim yaptığımızı düşünürüz.우리가 물건을 만든다는 것, 우리 주변의 세상은 우리가 만든 것이라는 자부심이 있었습니다.
Ama bir şeyler yapıyor olmak gurur duymamızı sağlar, çünkü etrafımızdaki dünyayı bizim yaptığımızı düşünürüz.Maar het was een gevoel van trots dat we dingen maakten, dat we de wereld om ons heen hadden gemaakt.
Ama bir şeyler yapıyor olmak gurur duymamızı sağlar, çünkü etrafımızdaki dünyayı bizim yaptığımızı düşünürüz.Ma c'era un senso di orgoglio nel fare delle cose, nel fatto che il mondo intorno a noi fosse creato da noi.
Ama bir şeyler yapıyor olmak gurur duymamızı sağlar, çünkü etrafımızdaki dünyayı bizim yaptığımızı düşünürüz.Namun itu memberikan rasa bangga bahwa kita membuat sesuatu, bahwa dunia di sekitar kita dibuat oleh kita.
Ama bir şeyler yapıyor olmak gurur duymamızı sağlar, çünkü etrafımızdaki dünyayı bizim yaptığımızı düşünürüz.Nhưng đó mang chút tự hào rằng chúng ta chế tạo mọi thứ rằng thế giới xung quanh ta, được tạo ra bởi chúng ta
Ama bir şeyler yapıyor olmak gurur duymamızı sağlar, çünkü etrafımızdaki dünyayı bizim yaptığımızı düşünürüz.Pero había orgullo por hacer cosas; hicimos el mundo que nos rodea.
Ama bir şeyler yapıyor olmak gurur duymamızı sağlar, çünkü etrafımızdaki dünyayı bizim yaptığımızı düşünürüz.Но было чувство гордости, что мы создаем вещи, что весь мир вокруг нас создан нами.
Ama bir şeyler yapıyor olmak gurur duymamızı sağlar, çünkü etrafımızdaki dünyayı bizim yaptığımızı düşünürüz.Но това беше с чувство на гордост, че правехме нещата, че светът около нас е направен от нас.
Ama bir şeyler yapıyor olmak gurur duymamızı sağlar, çünkü etrafımızdaki dünyayı bizim yaptığımızı düşünürüz.אבל היתה מין תחושת גאוה כאשר יצרנו דברים, שהעולם סביבנו נוצר על-ידינו.
Ama bir şeyler yapıyor olmak gurur duymamızı sağlar, çünkü etrafımızdaki dünyayı bizim yaptığımızı düşünürüz.وكان هذا فخراً لنا ان نقوم بصناعة ما نحتاج اليه ان العالم من حولنا من صناعتنا
Ama bir şeyler yapıyor olmak gurur duymamızı sağlar, çünkü etrafımızdaki dünyayı bizim yaptığımızı düşünürüz.世界の様々な物を作っているのだ という一種の自負となっていたのです。 存在していないものを作り、
Amac, ailelerin gurur ve sevincle cocuklarinin orkestra ve koro aktivitelerine katilmasidir.핵심 아이디어는 가족이 자부심과 기쁨을 가지고 아이들이 속해 있는 오케스트라와 합창단의 활동에 참여하는 것입니다.
Amac, ailelerin gurur ve sevincle cocuklarinin orkestra ve koro aktivitelerine katilmasidir.Myšlienkou je zapojiť rodiny s hrdosťou a radosťou do činností orchestrov a zborov, ktoré ich deti navštevujú.
Amac, ailelerin gurur ve sevincle cocuklarinin orkestra ve koro aktivitelerine katilmasidir.המשפחות מתאחדות בתחושות גאווה ושמחה בפעילויות של התזמורות והמקהלות בהן ילדיהם נוטלים חלק.
Amac, ailelerin gurur ve sevincle cocuklarinin orkestra ve koro aktivitelerine katilmasidir.الفكرة هي أن العوائل تتجمع بكل فخر وسعادة في الانشطة التى ضمن الاوركسترا والجوقات والتى ينتمي إليها أبناؤهم.
Amac, ailelerin gurur ve sevincle cocuklarinin orkestra ve koro aktivitelerine katilmasidir.オーケーストラと合唱団の活動の中で 家族が自負と喜びをもって一つになることなのです 音楽そのものが作り出す巨大な魂の世界が
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak.Dar aş fi al naibii de mândru să te însori cu Grace.
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak. - Harry.E fico muito orgulhoso por te casares com a Grace.
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak.Aku akan bangga jika mengahwini Grace.
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak.Altijd.
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak. - Harry.Et je serai trop fier que tu l'épouses.
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak. - Harry.Jag är stolt över att få dig som svärson.
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak. - Harry. - Kendine iyi bak.E sarei davvero fiiero se tu la sposassi.
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak. - Harry. - Kendine iyi bak.Jeg er stolt af at få dig som svigersøn.
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak. - Harry. - Kendine iyi bak.Olen hiton ylpeä siitä, että sinä nait Gracen.
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak. - Harry.Y será un orgullo para mi que te cases con Grace.
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak.Nhưng tôi sẽ rất tự hào nếu cậu cưới Grace.
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak.Und ich wär' verdammt glücklich, wenn du meine Tochter heiratest.
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak.Vedno. In ponosen sem, da se boš poročil z Grace.
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak.Vždycky. A budu sakra pyšný, když si vezmeš Grace.
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak.Zawsze. Jestem dumny, że ją poślubisz.
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak.Πάντα. Θα'μαι περήφανος να παντρευτείς την Γκρέις.
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak.Винаги. И бих се гордял да се ожениш за Грейс.
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak.Винаги. И бих се гордял да се ожениш за Грейс.
Ama Grace ile evlenmen beni gururlandıracak.ولكننى سأكون فخوراً جداً لو تزوجت جريس
Ama sen halktan olduğun için, tek bildiğin gururlu olmak.Aatelittomana sinulla on vain suunnaton ylpeytesi.
Ama sen halktan olduğun için, tek bildiğin gururlu olmak.Dalam menjadi rakyat jelata, yang kamu punya hanya harga diri yang tinggi.
Ama sen halktan olduğun için, tek bildiğin gururlu olmak.Dù sao thì cô rất kiêu ngạo khi cô là người bình dân
Ama sen halktan olduğun için, tek bildiğin gururlu olmak.För en borgare är allt den har sin stolthet.
Ama sen halktan olduğun için, tek bildiğin gururlu olmak.Für eine normale Bürgerin bist du aber ganz schon stolz auf dich.
Ama sen halktan olduğun için, tek bildiğin gururlu olmak.Jako prosťáček, je jediné co máš, tvoje velká pícha.
Ama sen halktan olduğun için, tek bildiğin gururlu olmak.Keďže si obyčajný občan, aj tak jediné čo máš je tvoja hrdosť.
Ama sen halktan olduğun için, tek bildiğin gururlu olmak.Mivel csak egy közember vagy, nincs másod csak a büszkeséged.
Ama sen halktan olduğun için, tek bildiğin gururlu olmak.Per essere una persona comune, tutto ciò che hai è il tuo grande orgoglio.
Ama sen halktan olduğun için, tek bildiğin gururlu olmak.Qu'est-ce que c'est que ce "en tout cas" ? Tu es si fière alors que tu n'es qu'une pauvre.
Ama sen halktan olduğun için, tek bildiğin gururlu olmak.Za navadno dekle je vse kar imaš tvoj ponos.
Ama sen halktan olduğun için, tek bildiğin gururlu olmak.Όντας φτωχή το μόνο που έχεις είναι η μεγάλη σου περηφάνεια.
Ama sen halktan olduğun için, tek bildiğin gururlu olmak.Для босячки у тебя перебор с чувством собственного достоинства.
Ancak gururlu olduğu sürece ruh boyun eğmez.Henki on kuitenkin lannistumaton- -niin kauan kuin sillä on ylpeytensä.
Ancak gururlu olduğu sürece ruh boyun eğmez.Jednak duch jest niezłomny, dopóki ma swoją dumę.
Ancak gururlu olduğu sürece ruh boyun eğmez.Men anden är okuvlig- -så länge det finns stolthet.
Ancak gururlu olduğu sürece ruh boyun eğmez.Men ånden er ukuelig, - - så længe der findes stolthed.
Ancak gururlu olduğu sürece ruh boyun eğmez.Porém, o espírito é indómito, enquanto tiver o seu orgulho.
Ancak gururlu olduğu sürece ruh boyun eğmez.Sin embargo, el espíritu es indomable, mientras existe el orgullo.
Ancak gururlu olduğu sürece ruh boyun eğmez.Tuttavia, lo spirito è indomabile, finché preserva il suo orgoglio.
Ancak gururlu olduğu sürece ruh boyun eğmez.Όμως, το πνεύμα μένει αδάμαστο, όσο του παραμένει η υπερηφάνεια.
Ancak gururlu olduğu sürece ruh boyun eğmez.Но дух неукротим, если у него существует гордость.
Ancak hayatımın sonunda olmak istediğim yer burası değildi. Gurur duyabileceğim bir hayatı yaşamak istedim.Chtěla jsem žít život, na který bych mohla být pyšná.
Ancak hayatımın sonunda olmak istediğim yer burası değildi. Gurur duyabileceğim bir hayatı yaşamak istedim.Ik wilde een leven leiden waar ik trots op kon zijn.
Anlam, ortaya çıkarmak, meydan okumak, aidiyet, kimlik, gurur, gibi.Smysl, tvořivost, výzvu, vlastnictví, identitu, pýchu atd.