Bunu yapmaktaki tek sebebim Gurumun bana öyle söylemesiydi.Я відчувала, що готова зробити це, і лише просила в Господа, аби Він вказав мені, як я повинна вчинити.
Bu nokta onun en büyük gururu ve ilk gafı idi.Це була його перша спроба й перше випробовування.
Babası onunla gurur duyar.Ваша Батьківщина вами пишається!
Seninle gurur duyuyorum.Я пишаюся тобою.
Bay Wilson eviyle gurur duymaktadır.Пан Уїлсон пишається своїм будинком.
Baba arabasıyla gurur duyuyor.Батько пишається своєю машиною.
Beyaz Rusya'da yaşıyorum ve bu durumdan gurur duyuyorum.Живу в Білорусі й цим пишаюся.
Gerçekten onunla gurur duyuyorum.Я дуже нею пишаюся.
Gerçekten onunla gurur duyuyorum.Я дуже ним пишаюся.
Onlarla gurur duyuyorum.Я пишаюся ними.
Benimle gurur duyuyor musun?Ти мною пишаєшся?
Bununla gurur duyuyorum.Я пишаюся цим.
Tom bir asker olmaktan gurur duyuyordu.Том пишався тим, що він солдат.
Willie İskoçyalı bir göçmendir, ülkesiyle oldukça gurur duymaktadır.Jedná se o skotského imigranta, který je na svoji rodnou zemi nesmírně hrdý.
Babası onunla gurur duyar.Matka je na něj hrdá.
Daha fazla gurur duyamazdım.Na nic jiného víc pyšný nejsem.
Saçlarım benim gururumdu.Tyto vlasy byly zdrojem jejich síly.
Gurur ve Önyargı (özgün adıyla Pride and Prejudice), İngiliz yazar Jane Austen'in ikinci romandır.Pýcha a předsudek (anglicky Pride and Prejudice) je nejznámější román anglické spisovatelky Jane Austenové.
Kendisine saygı duyuyorum ve kendisiyle gurur duyuyorum.Chci, aby věděl, že jsem na něj pyšný.
Fakat, oldukça cesur ve gururludur.Je však zároveň statečný a hrdý.
Kur'ancı Müslümanlar Kur'an merkezli İslâm'ı savunan bâzı guruplardır.Tato zjevení (Boží slovo) jsou zachycena v Koránu, svaté knize vyznavačů islámu – muslimů.
28 Şubat 2010'da Guru, kalp krizi geçirdi ve ardından komaya girdi.Dne 28. února 2010 prodělal srdeční zástavu a po chirurgickém zákroku upadl do kómatu.
Onunla gurur duyuyorum." dedi.Jsem na ni pyšná.”.
Şehir Metropol olmaktan çok gururlanmıştır.Metropolí provincie byla Mohuč.
Uygulayıcı öncelikle yetkin bir rûhânî öğretmen ya da guru tarafından kabul edilmelidir.Nezkušení musí být zásadně jištěni zkušeným vůdcem nebo instruktorem.
Beşiktaş taraftarı önünde oynamak gurur verici olacak.S Veselým bude hrát Plíšková.
Her ikisi de oğullarıyla gurur duymaktadırlar.Děti jsou rozzlobené na oba.
Narnlar, gururlu ve savaşçı bir ırktır.Narnové jsou humanoidní, ještěrovitě vyhlížející, velmi bojovná rasa.
Lincoln Michael'a bakım gururla gülümser.Rozhovor s Miloslavem Nevrlým .
"The Guru",Avatar: The Last Airbender dizisinde bir karakter.Suki, je postava z Avataru: The Last Airbender.
Sanskritçe guru terimine benzer bir terimdir.Termín lama je podobný sanskrtskému termínu guru.
Fakat ben yine de atlayabildiğimiz için gururluyum.Přitom jsem pyšný, že se mi to podařilo.
Ailesini sever ve kızıyla son derece gurur duyar.Svoji rodinu miluje a velmi k ní přilne.
Seninle gurur duyuyoruz!Jsem na tebe neuvěřitelně pyšná.
Dünya güneşin çevresinde turunu yaparken,bu meteor guruplarına yaklaşabilir.Když meteorický proud protíná dráhu Země, prolétávají meteoroidy tohoto proudu atmosférou.
Gurur duyduk.Byl nadšen.
Bu benim için çok gurur vericiydi.Na tuto poctu byl velmi hrdý.
Sonuçta, Guru bir amacın aracıdır, kendisi amaç değildir.Lidé zapomínají, že peníze jsou jen cestou k nějakému cíli, nikoli cílem samotným.
Doğal olarak bu hareket, Alman keşif guruplarınca saptanmıştı.Expedice své hlavní objevy před Němci ukryla.
Guru Granth Sahib sadece kurucularının öğretilerini barındırmaz.Helpíkův pohár: Nestačí jenom odříkat naučené.
Ben eğer bakkal yapıyorsam bununla gurur duyarım.Jsem patriot a jsem na to hrdý.
Kendisine Guru olarak seslenilmesini reddetti.Profesně se uvádí jako učitelka.
Bu durum günümüzde dahi Taylar için büyük bir gurur kaynağıdır.Toto tvrzení je pro současné historiky vážnou otázkou.
Balliol'un kaplumbağaları, kolejin gurur kaynağıdır.Ploštěnky Turbellaria jsou živočišnou třídou kmene ploštěnců.
Daha fazla gurur duyamazdım.Nu aș putea fi mai mândră de atât.
Altızlardan biri olmaktan gurur duyuyor.Fie A una dintre cele șase persoane.
Gurur duyduk.Extrem de mândru.
Bu tür bir kötülük, kişinin nefreti ya da gururu yüzünden ortaya çıkabilir.Un astfel de rău poate fi creat de ura și mândria unei persoane.
Sihizm'in kutsal kitabı "Sri Guru Granth Sahib"de (SGGS) çeşitli ilahiler bu inanışı dile getirir.Diferite imnuri sunt cântate din cartea sacră "Sri Guru Granth Sahib" (SGGS) ce sugerează această credință.
Çin, Dünya’nın en etkin uzay programlarından birine sahip, ve bu ulusal gururun büyük bir kaynağıdır.Programul spațial chinez este unul dintre cele mai active din lume fiind, o sursă majoră de mândrie națională.
Babası onunla gurur duyar.Tatăl său era încântat de el.
Bunu yapmaktaki tek sebebim Gurumun bana öyle söylemesiydi.Acesta era într-adevăr ultimul subiect pe care aș fi crezut că Amiralul dorea să-l discute cu mine.
Oğluyla gurur duyar.El este foarte mândru de fiica lui.
Gurur ve Önyargı (özgün adıyla Pride and Prejudice), İngiliz yazar Jane Austen'in ikinci romandır.Mândrie și prejudecată este un roman al autoarei Jane Austen.
Sonuçta, Guru bir amacın aracıdır, kendisi amaç değildir.Omul constituie astfel valoarea supremă, este un scop în sine și nu un mijloc.
Negatif 10'un Gurupsal Format'ıdır.Scrisoare către Făt Frumos 10.
Bu benim için çok gurur vericiydi.Aveți dreptate, am fost prea generos.
Willie İskoçyalı bir göçmendir, ülkesiyle oldukça gurur duymaktadır.Ea este rusoaică și ține foarte mult la țara ei.
"Ben gurura kapılmıyorum, kendimi büyük görmüyorum, gerçeği söylüyorum.Nici nu îmi vine a crede ce am ajuns, mă simt umilit, nu rușinat.
Seninle gurur duyuyoruz!Poate că sunteți chiar mândri de voi înșivă!