Çok iyi giyinir ve o dönemde bu durum dikkat çekerdi.O fato tomou dimensão, sendo amplamente noticiado na época.
Şanina ılımlı giyinir ve voleybol oynamaktan hoşlanırdı.Vaidoso, gostava de jogar usando uma boina.
Ancak sonra da rock tarzı giyinmeyi seçti.No entanto, ele acabou optando por vestimentas no estilo japonês.
Yoksa neden uçan bir sıçan gibi giyinecektin?")«Por que um vulcão entra em erupção?».
Susanna odaya Kontes'in o gün için giyinmesine yardım etmek için girer.Fígaro propõe ao conde que use um disfarce, para entrar na casa de Rosina.
Kendi tarzını beğensede, herkes onun kötü giyindiğini düşünüyor.Gosta de vestir-se elegantemente para que todos percebam que tem dinheiro.
Çabuk giyinin!Vista-se.
2005 yılında Esquire dergisi tarafından "Dünyanın En İyi Giyinen Erkeği" seçilmiştir.Pharrell já foi eleito como o homem mais bem vestido do mundo em 2005, pela Esquire Magazine.
Giyim Tarzı Püsküllü Çeşan Olmayıp Normal Elbise giyinmektedir.É a única personagem sem um traje civil regular.
Güzel giyinir ve oldukça hırslıdır.É muito masculino e se veste muito bem.
P283 Ateş/alev dayanıklı/geciktirici kıyafet giyin.S36/37: Usar luvas e vestuário de protecção adequados.
Onlar giydirdikçe biz de ha babam giyiniyoruz.Se vai chover, então eu levarei meu casaco.
Bilinen bir giyiniş tarzları yoktur.Nós não nos importamos que tipo de roupa você veste.
Temiz ve düzenli giyinmeye önem verirdi.Tinha uma preocupação latente em estar bem vestido e arrumado.
Ressam da tıpkı resimdekine benzer bir banliyöde oturdu ve adamlarla çok benzer tarzda giyindi.Fazia festas em sua casa quando se vestia de palhaço tendo ficado conhecido desta forma por muitos.
Ancak bu şekilde giyinenler azalmıştır.Hierin is hij schaars gekleed te zien.
Yoksa neden uçan bir sıçan gibi giyinecektin?")"Waarom heb je geen jas aangedaan?"
1997 yılında en iyi giyinen televizyon yıldızı seçildi.Was gekozen als Best Geklede Vrouwelijke Filmster (1997).
Bunun üzerine ona müt'a verdi, giyindirdi ve ailesine geri gönderdi.”Zij stond hem met raad en daad bij en vergezelde hem ook op zijn veldtochten.
Onun nasıl giyindiğine bir bakın.Dat droeg hij die avond voor.
Ama Norman annesi gibi giyinmiştir.Vervolgens komt Norman de kamer binnen, verkleed als zijn moeder.
Eskiden erkekler gibi giyinirdi ve kendisini erkek zannederdi.Ze was nog altijd gekleed als een man en ze stelde zichzelf voor als Hjörvard.
Grand Theft Auto: Vice City'de beyaz ya da kırmızı Hawaii gömlekle birlikte kahverengi pantolon giyinirler.In GTA: Vice City dragen ze witte of rode Hawaïaanse shirts met een bruine broek.
Her birinin kendine özgü giyinme ve kuşanma şekli vardır.Iedere groep heeft zijn eigen stijl en klederdracht.
Onun nasıl giyindiğine ve nasıl davrandığına bir bakın.Nagegaan wordt wie deelnamen aan het besluitvormingsproces en hoe zij zich gedroegen.
Gömütler giyinik ve takılı olarak gömülmüştür.Echter wordt hij bedolven onder balken hout en overlijdt.
Devamlı yeşil giyinir.Doorgaans draagt ze groene kledij.
Nasıl giyinmesi ve elbiselerine nasıl bakması gerektiğini bilmektedir.Zij zijn niet vrij om zich te verplaatsen en zich te kleden hoe zij willen.
Giyinik erkekler açısından değerlendirilecek olunursa eser modern bir tür resmiydi.De kleding moest er zowel authentiek als aantrekkelijk uitzien voor een modern publiek.
Ama kardeşleriyle aynı şekilde giyinmek zorunda olduğu için etek giyer.Daarom moest de band beide keren dezelfde kleding dragen.
O bir aktris gibi giyinmişti.Ze had zich gekleed als een actrice.
O tümüyle siyah giyindi.Zij was helemaal in het zwart gekleed.
Her zaman siyah giyinir.Zij kleedt zich altijd in het zwart.
O yıkandı ve giyindi.Hij baadde en kleedde zich aan.
Güzel giyinmişsin.Je hebt je mooi aangekleed.
Koltuk altımı tıraş etmezdim ve makyaj yapan normal kızlar gibi giyinmezdim.Nie goliłam się pod pachami i nie malowałam, jak normalne dziewczyny.
Yoksa neden uçan bir sıçan gibi giyinecektin?")Dlaczego chcesz zabrać się za szmatę i miotłę?"
Onun nasıl giyindiğine bir bakın.Widzisz jak się ubierasz?
Gömütler giyinik ve takılı olarak gömülmüştür.Następnie zwłoki zasypano wapnem i zakopano.
Hiç şatafatlı giyinmeyi sevmezdi.Nie lubi mieć wymiętych ubrań.
1997 yılında en iyi giyinen televizyon yıldızı seçildi.W 2004 i 2005 roku została uznana za jedną z najlepiej ubierających się gwiazd.
Gençler giderek daha modern giyinmektedirler.Strój jej jest z pewnością nowoczesny.
Devamlı yeşil giyinir.Zwykle ubrana na zielono.
Güzel giyinir ve oldukça hırslıdır.Jest ładna i modnie się ubiera.
Erkek gibi davranmayı ve erkek gibi giyinmeyi sever.Lubi się przebierać i dlatego ma pomocnika.
Arsena çok kapalı giyinmiş ve yüzüne peçe takmış olarak gelir.Jest on bogato ubrany, a jego twarz wyraża zdziwienie.
Tertemiz giyinmiş, güzelce tıraş olmuştu ve cebinde parası vardı.Ubrany jest w czarną pelerynę, szalik owinięty na twarzy, a w ręku trzyma torbę.
Son mektubunda ise Alman kadınlarının giyiniş şeklinden yakınmıştır.I sitt sista brev beklagade han sig över de tyska kvinnornas dåliga klädsmak.
Onun nasıl giyindiğine bir bakın.En mantel som man har på sig.
Onun nasıl giyindiğine ve nasıl davrandığına bir bakın.Han upptäcker t.ex. hur man städar eller hur man klär på sig.
Bilinen bir giyiniş tarzları yoktur.I dag finns ingen officiell fastställd klädkod.
Gençler giderek daha modern giyinmektedirler.Det unga paret får moderna kläder.
Çıplak ya da giyinik olarak cepheden betimlenmiştir.Man diskuterade om de skulle vara nakna eller påklädda då.
Bu günde genellikle herkes siyah giyinir.Hon klädde sig vanligtvis helt i svart.
Şarkı birisinin sevgilisi için giyinmesiyle ilgilidir.Sången handlar om hur det är att förälska sig i en annan person.
Yoksa neden uçan bir sıçan gibi giyinecektin?")Varför skulle han annars behöva ljus för att krossa en byst?
Bulutlar gibi karalar giyinmelidir.Väggarna kläddes i svart klinker.
Evde, üçüncü kurbanın evinden alınmış telefon ve son olayda giyindiği giysiler bulundu.Det visar sig vara Livs halsband, det som hon hade på sig den kvällen hon blev våldtagen.
Ama Norman annesi gibi giyinmiştir.Robin är maskerad precis som Batman.
Devamlı yeşil giyinir.Daglig dräkt.