Çıplak ayaklarına sandalet giyerler.Het bandje trad op blote voeten op.
Ben de tekrar giyerek sevimli gözükeceğini düşündüm.Zelf kleding maken wordt opnieuw populair.
Nederlandsche SS, Alman SS'e dayanmaktaydı ve tıpkı onlar gibi siyah üniformalar giyerlerdi.De Nederlandse SS'ers waren gekleed in een zwart uniform, dat was afgeleid van de Duitse SS.
Aslında kıyafetlerini değiştirip üniformalarını tekrar giyerler.Voor de grap verwisselen ze hun kleren.
Ak bir cüppe giyerdi.Hij wenste een slipje.
Tam temasla birlikte karşılaşmacılar vücutlarını koruyucu ekipmanlar giyerler.Ze dragen altijd hoeden om de organen op hun hoofd te beschermen.
Üst Kısmında Mavi bir sivit giyer üzerinde "S" işareti vardır.Boven de ruit staat een gekroonde blauwe "S" als verhoging.
Erkek ve kadınlar boncuklu tunik giyerler.Mannen en vrouwen dragen heel verschillende kleding.
Yakuza üyeleri renkli takım elbise giyer.De Hakka hebben hun eigen klederdracht.
Şövalyeler, üzerinde siyah bir haç olan uzun beyaz elbiseler giyerlerdi.De ridders van die orde droegen een zwart kruis met breed uitlopende armen op een witte mantel.
"Gerçek cadılar sıradan giysiler giyerler ve tıpkı sıradan kadınlara benzerler.Normaal draagt ze eenvoudige kleding zoals voor Joodse vrouwen geldt.
Ama kardeşleriyle aynı şekilde giyinmek zorunda olduğu için etek giyer.Daarom moest de band beide keren dezelfde kleding dragen.
20 numaralı formayı giyer.Verkleding Toegift 20.
Yetişkin erkek ayakkabısı giyer.Erge leuke schoenen.
Mahallede yaşayan bayanlar geleneksel olarak sadece birkaç çerkes mahallenine mahsus siyah çarşaf giyerler.Ze rennen door het publiek helemaal naakt met alleen scheerschuim op sommige plekken.
O her zaman mavi gömlek giyer.Hij heeft altijd een blauw hemd aan.
O her zaman mavi gömlekler giyer.Hij draagt altijd blauwe hemden.
Bir hemşire beyaz giyer.Een verpleegster kleedt zich in het wit.
Şu beyefendi genellikle bir şapka giyer.Die meneer draagt meestal een hoed.
Ayakkabılarınızı giyer misiniz, gidiyoruz!Willen jullie je schoenen aandoen, we gaan!
Mary sık sık yüksek topuklu giyer.Maria draagt dikwijls schoenen met hoge hakken.
Erkekler kimonoyu daha çok evlilik törenlerinde ve çay seremonisinde giyer.Mężczyźni noszą kimono zazwyczaj na ślubach i podczas ceremonii herbacianej.
Ağır Bizans piyadesi veya scutati, küçük yuvarlak kalkan taşır ve tabakalı zırh giyerdi.Ciężka piechota bizantyńska, zwana scutati, miała małe okrągłe tarcze i nosiła zbroje lamelkowe.
Hafif Bizans piyadesi ya da psiloi, öncelikli olarak yay kullanır ve sadece deri zırh giyerdi.Lekka piechota bizantyńska, czyli psiloi, używała przede wszystkim łuków i nosiła tylko skórzane zbroje.
Polis üniformasını giyer.Nie nosi munduru policyjnego.
20 numaralı formayı giyer.Nosiła numer 20.
Fırfırlı etek ve parlak çanlı elbiseler giyerler.Liczy się świecący kostium i błyszczące rajstopy.
Dedelerimiz ve diğer erkekler de başlarına kırmızı fes giyerlermiş.Ponadto podoficerowie i oficerowie nosili czerwone sznury.
Sumo güreşçileri ise küpeçiçeği ("fuşya") rengi gibi oldukça parlak renklerde kimonolar giyer.Zawodnicy sumo noszą niekiedy bardzo jasne stroje, na przykład w kolorze fuksji.
Erkek ve kadınlar boncuklu tunik giyerler.Zarówno mężczyźni, jak i kobiety ubierają drewniane obrączki.
Asker botları giyer ve saçlarını farklı renklere boyar.Łapią dzieci i robią im śmieszne fryzury.
Dizinin sonunda Zuko, Ateş Kralı olarak taç giyer ve savaşı bitirir.Na końcu Zuko zostaje Władcą Ognia.
Bir gömlek, bir pantolon ve bir ayakkabıyı kaç farklı şekilde giyer?Stosowana jest na różnego typu koszule, bluzki oraz bieliznę.
Ayaklarına ise kırmızı deriden bir yemeni giyerlerdi.Na czubku głowy nosił pęczek czerwonych piór.
Şövalyeler, üzerinde siyah bir haç olan uzun beyaz elbiseler giyerlerdi.Na zbrojach nosili białe płaszcze z czarnym wąskim krzyżem.
Bu ailenin adamları sarı takımlar giyer.Liderzy grup otrzymują koszulki żółte.
Sosyal sınıfı daha düşük gelinler de, kiliseye giydikleri en güzel elbiselerini giyerlerdi.Najbiedniejsze panny młode nosiły podczas ślubu swoje najlepsze stroje kościelne.
Civar köylerdeki kadınlar da aynı giysiden giyerler.Tak samo ubierały się wtedy moje rówieśniczki w Stanach .
Üst Kısmında Mavi bir sivit giyer üzerinde "S" işareti vardır.Dodatkowo na górnej części ubioru widniała litera „G”.
Eve giderken yanlışlıkla birbirlerinin palrolarını giyerler.W każdym odcinku nosi inne przebranie.
Genellikle kot pantolon ve tişört giyer.Bär oftast mössa och jeans.
Penny her zaman mavi bir elbise giyer.Kalle är alltid klädd i en blå overall.
Nancy her zaman mor bir elbise giyer.Christine har äntligen klätt på sig.
Şimdi ara sıra o pijamaları giyerek onu hatırlıyorum" diye demeç verdi.Hur han kom in i min pyjamas vet jag inte."
Ağır zırh giyerler ve gaz maskesi takarlar.Vissa kombinerar med gasmask.
Bazıları da tuman denen geniş bir giysi de giyer.Samtidigt kommer ett gäng andra förklädda personer.
Sonic koşarken zemin üstünde uçarcasına gitmesine izin veren anti-yerçekimli spor ayakkabılar giyer.Sonic bär antigravitationssneakers som gör att han kan sväva över marken när han springer.
Palyaço kıyafetleri giyerler.Gruppen uppträder maskerade till clowner.
Mavi bir kıyafet giyer ve buz güçlerini veren sihirli tacını takar.Han bär blå dräkt, och behärskar is.
Erkek ve kadınlar boncuklu tunik giyerler.Både herrar och damer kan bära mässuniform.
Evlenmiş kadınlar beyaz veya siyah renkli olan geleneksel giysilerini giyerler.Gifta kvinnor bär blå och ogifta vita.
Rus askerleri Amerikan askerlerinin üniformalarını giyerek gizli bir hava üssüne gelirler.Amerikanska flygplan, med amerikanska militära markeringar, och personal i amerikansk uniform skulle användas.
Sezar MÖ 85 yılında bir sabah ayakkabılarını giyerken görünürde bir sebep olmaksızın aniden ölmüştür.Gaius Julius Caesar dog plötsligt 85 f.Kr. medan han tog på sig skorna.
Bao'an erkekleri siyah veya beyaz şapka ve beyaz ceket giyerler.Den föreställer en man i svart kåpa och vitt skägg.
Eğer hava soğuksa bir gömlek giyerdi.Під час низьких температур одягали шаль.
Çin tarzı giysiler giyer.Носять традиційну китайську одяг.
Eve giderken yanlışlıkla birbirlerinin palrolarını giyerler.Поверху сорочки виходячи на вулицю одягають корсетки.
Zırhlar giyerler.Носять броньований костюм.
Ayaklarına ise kırmızı deriden bir yemeni giyerlerdi.До спідниць носили вив'язані гачком червоні пояси.
Siyah renkli üniformalar giyerlerdi.Вони носили пов'язки чорного кольору.