Komşularımızı görmeye gittik.Πήγαμε να δούμε τους γείτονές μας.
İlk başta, hastalar çok azdı ama uygulama gittikçe büyüdü.I begyndelsen kom der kun få patienter, men hendes praksis voksede sig gradvist større.
Savastan sonra Kore Krallığı gittikçe izolasyonist olmaya başladı.Korea blev stadigt mere isolationistisk.
Bu numaralar enzimin gittikçe daha ince sınıflandırmasına karşılık gelir.Disse numre repræsenterer et progressivt forfinende klassificering af enzymer.
Sonra gittikçe yalnızlaşmaya başladım."Derefter begyndte vi at tage os selv seriøst."
Bu yüzden sayıları gittikçe azalıyordur.Deres antal er langsomt stigende.
Dağlarda yükseklik arttıkça, iklim gittikçe soğur.Jo længere man bevæger sig op ad et bjerg, jo koldere bliver det.
Şehrin ekonomisi gittikçe yaygın sanayi sektörlerinin katkısını almaktadır.I dag tiltrækker foreningen et stigende antal medlemmer fra erhvervslivet.
15-16 yaşıma geldiğimde bu insanların nereye gittiklerini bulmaya çalıştım.I 15-16-års alderen begyndte han at færdes på Nørrebro.
Bu koleksiyon gittikçe genişledi.Samlingen udvides løbende.
Ümitsizlik gittikçe artıyordu.Dette førte til tiltagende desperation.
Meyvecilik da bu köyde gittikçe yayılmaktadır.Planten vokser almindeligt her i landet.
Gwen gittikçe daha da daha da güçlenir.Seniliteten gjorde sig efterhånden stærkere og stærkere gældende.
Hızlı raylı imalat 21. yüzyılda gittikçe daha popüler hale geldi.Genren har haft stigende popularitet i det 21. århundrede.
Fakat hastalığı gittikçe ağırlaşmaktaydı.Sygdommen bliver værre.
5. ve 6. yüzyıllarda Velletri piskoposluğu gittikçe önem kazandı.I det 5. og 6. århundrede blev guld og sølv mere og mere almindeligt.
O zaman beri katılımcıların sayısı gittikçe artmıştır.Siden har antallet deltagere fortsatt å øke.
Bu yüzden yatırımcılar gittikçe daha pahalı sözleşmeler almışlardır.Dette førte til at folk kjøpte stadig dyrere kontrakter.
Sağlığı gittikçe bozulmaya başladı ve 20 Ocak 842'de öldü.Hans helse ble gradvis dårligere og han døde av dysenteri den 20. januar 842.
Savastan sonra Kore Krallığı gittikçe izolasyonist olmaya başladı.Korea ble stadig mer isolasjonistisk.
Constantinus'un durumu gittikçe daha umutsuz bir hâl alıyordu.Konstantins posisjon vokste seg stadig verre og uutholdelig.
Hükümet halkın gittikçe genişleyen köklü isteklerine yanıt getiremedi.Kongen måtte gi etter for stadig voksende krav fra befolkningen om demokratisering.
Gittikleri yol ıssızmış.Veien de gikk.
Gittikleri yer Cleveland'dır.Det ble så del av Cleveland.
Yaşamlarının sonuna doğru gittikçe parlaklıklarını kaybeder ve kara cüce hâline dönerler.Ved slutten av deres liv blir de helt enkelt mer lyssvake og går til slutt over til sorte dverger.
Franklin, kamu işleri için gittikçe daha fazla endişe etmeye başladı.Nå viet Franklin mer og mer tid til offisielle oppdrag.
Sigara içmeyi bırakmıştı ve gittikçe zayıflıyordu.Han slet imidlertid med depresjoner, og begynte å røyke og drikke mer og mer.
Önce yavaş başlar, gittikçe coşku artar ve sonunda zirveye ulaşır.Den blir stadig smalere og ender til slutt oppe på fjellet.
Dolayısıyla ortaya gittik."Derfor var jeg utenfor.»
Gittik Roma’ya doğru.Reisen til Roma.
Avrupa'nın toplumsal kurumları gittikçe artan bir şekilde matrizmden patrizme geçti.Soul Asylum ble mer og mer populær.
Eşyalarından tatile gittikleri bellidir.Reiser og Ferie.
5. ve 6. yüzyıllarda Velletri piskoposluğu gittikçe önem kazandı.I det 5. og 6. århundre ble gull og sølv mer og mer vanlig.
Her kademede eğitim gittikçe zorlaşıp imkânsız hale geliyordu.Kravene fra foreningen ble stadig vanskeligere å imøtekomme.
Ümitsizlik gittikçe artıyordu.Kjedeligheten ble stadig større.
Bu durumda kütleçekim enerjisi gittikçe azalır ( daha fazla negatif değere kayma görülür).Først og fremst var målet å redusere luftmotstanden (den øker proporsjonalt i andre potens med farten).
Bu ozon tabakası gittikçe inceliyor anlamındadır.Dette betyr at ozon blir omdannet til surstoff.
Kuzeyde ise gittikçe azalır.Den blir altså mindre og mindre til lenger nord den lever.
Uzun bir koridor boyunca gittikten sonra, Tanrı'nın tahtına ulaşırlar.Setelah menempuh perjalanan panjang, ia mendapatkan surga.
Mor ekonominin bağlamı çağdaş toplumda önemi gittikçe artan kültürel bağlamdır.Konteks ekonomi ungu adalah semakin pentingnya unsur budaya dalam masyarakat kontemporer.
Biz de gittik.Mereka pun pergi.
İki hareket de gittikçe büyüyen Alman milliyetçiliğinin birer parçasıydı.Kedua gerakan tersebut adalah bagian dari perkembangan nasionalisme Jerman.
Ve o bakışın peşinden gittik."Dan ada alasan dibelakang itu."
Halkın durumu ekonomik bakımdan gittikçe kötüleşmektedir.Ketidakpuasan masyarakat terhadap situasi ekonomi semakin memburuk.
Bu kez Roma ordusu için şartlar gittikçe kötüleşmeye başlamıştı.Pada titik ini, perselisihan di antara panglima pasukan Romawi semakin memperburuk keadaan.
İddia gittikçe yayıldı.Tuntutan yang ada semakin berkembang.
Londra’nın Doğu Yakası’nda bulunan Whitechapel mahallesi gittikçe aşırı kalabalıklaşmıştır.Hal ini menyebabkan paroki sipil Whitechapel di East End, London, menjadi semakin penuh sesak.
Aynı zamanda Doçe olduğu yılda sağlığı gittikçe kötüye gitmekte idi.Pada akhir tahun itu juga, kesehatannya mulai memburuk.
İki tarafta da asker sayıları gittikçe artıyordu.Di sisi lain jumlah angkatan kerja terus meningkat.
İşi gittikçe büyümeye başladı.Cinta mereka mulai tumbuh.
Tedaviler görmesine rağmen sağlığı gittikçe bozulmaya başladı.Ketika kesehatannya memburuk, yang lainnya mulai mengetahui tentang kondisinya.
Ancak Los Angeles'e gittikten sonra bana bura olağanüstü geldi ve burada kalmaya karar verdim."Di Los Angeles mereka pikir saya gila, dan mungkin demikian."
Durum gittikçe kötüleşir ve Di Xin kendi oğullarını bile öldürmeye kalkar.Sepanjang hidupnya Untung akan sengsara dan terbunuh oleh keris buatannya sendiri juga.
Ashıs gittikçe büyüdü.Somad akhirnya tumbuh besar.
Gittik Roma’ya doğru.Sesudah itu kami berangkat ke Roma.
Bu dönemde Parlamento yanlısı donanmanın gücü de gittikçe artar.Sejak saat itu, kekuatan angkatan laut sangat ditekankan.
Theudebert kendi gücünün Avrupa'da gittikçe büyüdüğünü görünce bunu kutlanmaya layık buldu.Theudebert tampaknya telah menikmati kekuatannya yang tumbuh di panggung Eropa.
Ancak ormancıya kini gittikçe artar.Hutan bakau pun semakin meluas.
Postmodern sanat, gittikçe artan çeşitlilik ve popülerlikte sergiyle sahneye girmiştir.Pesäpallo telah berubah seiring dengan waktu dan popularitas yang meningkat.
İşler gittikçe karışır.Mereka menjadi semakin akrab.