Herkül'ün 12 görevinden biri de Hesperidlerin altın elmalarını getirmektir.Als elfde werk moest Herakles de gouden appels van de Hesperiden roven.
Bu ise, çok ince bir planlamayı ve yine de birçok güçlüğü beraberinde getirmekteydi.Zij was rond van bouw en zwaar uitgevoerd met veel zeeg.
Kadınlar, eş ve çocuklarına yiyecek getirmek için ancak qargiye uğrarlar.Zij en haar dochters dwingen Assepoester om hun dienstmeid te worden.
Bunun üzerine halka yönelerek, onları siyasi alanda etkili bir güç haline getirmeye çalıştı.Na zijn aantreden probeerde hij de politiek dichter bij de mensen te brengen.
Komünist rejimin girişimleri hükümet ile hareketi karşı karşıya getirmeye yönelikti.Het gewone volk zou dan de regimes dwingen tot actie.
Ama gerisini getirmekte zorlandı.Ook stond hij in voor vervanging.
Angel ruhunu kaybedip Angelus geri döndüğünde, Angelus ve Drusilla cehennemi dünyaya getirmek isterler.Kort nadat Angelus is vervloekt en zijn ziel terug heeft gekregen gaan Drusilla en Spike hun eigen weg.
Her politik görüşün negatif sonuçlar getirmesinden korkuluyordu.De commissie die hij instelde om het mirakel te onderzoeken, kwam tot negatieve conclusies.
Yalnızca bu koruma vazifesini yerine getirmeli, başka bir iş yapmamalıdır.Ze besloot om alleen nog maar eigen werk te gaan spelen, en geen covers meer te doen.
İki manastır hizmetlisi manastırın dışında erzak getirmek için gelmişlerdir.De aanhangers stichtten eigen gebedsruimten buiten de kloosters.
Gürültüyü kontrol etmenin bir yolu, gürültü kaynağını daha sessiz hale getirmektir.Voor een puntbron van geluid geldt dat het geluid zich bolvormig uitbreidt.
Ritmi geri getirmek için kalp masajı uygulanmaya başlanır.Het nummer wordt gebruikt bij training voor reanimatie om het juiste ritme voor hartmassage aan te geven.
Her hafta ünlülere çeşitli görevler verilerek çift olarak bu görevleri yerine getirmeleri istenmektedir.Elke week worden zij tijdens hun rally geconfronteerd met de meest uiteenlopende opdrachten.
Bu rolünde olan başarısı, ona birçok hayran getirmekle birlikte, yeni projelerde çalışabilme imkanı da sundu.En het lukt hem wonderwel, hij mag aan het programma deelnemen.
O halde, konuşmak meydana getirmektir.Het zet de mensen aan tot praten.
Sonraki yıllar besteciye ün getirdi ama zenginlik getirmedi.De club draaide de volgende jaren bovenaan de rangschikking mee, maar kon geen promotie afdwingen.
Kişi bu durumda yerine getirmesi gereken toplumsal bir görevle karşı karşıyadır.Elk van deze standen had een specifieke maatschappelijke opdracht die nageleefd moest worden.
Babangida, 2004'te Nijerya'ya kaliteli futbolcu getirmesi için 2 milyon dolarlık sözleşme yaptı.W 2004 Babangida podpisał umowę na 2 miliony dolarów, aby zapewnić Nigerii wysokiej jakości piłki nożnej.
Europa'nın kolonizasyonu çeşitli zorlukları beraberinde getirmektedir.Kolonizacja Europy wiąże się z wieloma trudnościami.
Hastalara yemek getirmek yasaktır.Dokarmianie zwierząt jest zabronione.
Herkül'ün 12 görevinden biri de Hesperidlerin altın elmalarını getirmektir.Jedna z 12 prac Heraklesa to zdobycie złotych jabłek z ogrodu Hesperyd.
Nazım, Dünya’yı her gün işe götürüp getirmeye başlar.I będzie wychodził lud, i każdego dnia będzie zbierał według potrzeby dziennej.
Michaels ve Kevin Nash, Triple H'i gruplarına almak için onu Raw'a getirmeyi planlamıştı.Michaels i Kevin Nash próbowali namówić Triple H’a do przejścia na Raw i dołączenia do grupy.
Ayrıca ekvatora yakın yerleşim konumu, Filipinler'i tayfun felaketine eğilimli hâle getirmektedir.Położenie w strefie klimatu równikowego powoduje, że Filipiny narażone są na tajfuny.
Hatun, çobana sen neden davarı suya getirmedin?Dlaczego płk Konopka wybrał to miejsce na popas?
Çok işlemcili sistemler bu sorunu daha da beter hale getirmektedir.Wieloprocesorowe systemy sprawiają, że problem jest znacznie większy.
Yalnızca bu koruma vazifesini yerine getirmeli, başka bir iş yapmamalıdır.Nie czyni się żadnych innych starań mających za zadanie jego ochronę, gdyż nie ma takiej potrzeby.
Üniversitenin kurulma amacı araştırma ve öğretim sistemine yeni bir yaklaşım getirmekti.Kolejne „Misje” pozwoliły na budowę nowego systemu powszechnej opieki zdrowotnej i szkolnictwa.
1739 yılında matematik ve müziği bir araya getirmek için “Tentamen novae theoriae musicae” yazdı.W roku 1739 napisał Tentamen novae theoriae musicae, mając nadzieję zespolić teorię muzyki z matematyką.
Hafızasını geri getirmesi için ondan yardım ister.Chłopak postanawia pomóc jej odzyskać wspomnienia.
Strabo da her iki tezi dile getirmektedir.Sokrates wygłasza dwie mowy.
İnsanların ihtiyaçlarını yerine getirmek için ızdırap döngüsünde kalmayı tercih etmişlerdir.Ludziom pozostała jedynie nadzieja jako pociecha w ich nieszczęściach.
Bilgisayar Bilimleri (verileri toplamak, analiz etmeye uygun hale getirmek ve analizlerini yapmak).Analiza systemu (w tym analiza wymagań i studium wykonalności).
Bu büyülü yapraklar, ölüyü, hayata geri getirme gücüne sahiptir.Poprzez ten akt jest on w stanie doprowadzić zmarłych do życia.
Türkiye'de bu koşulları yerine getirmek için yoğun çabalar bulunmaktadır.Działania odniosły założony cel w Turcji.
Bu bileşik canlı organizma üzerinde olumsuz etkiler meydana getirmektedir.Nadal jednak pierwiastki te mają nieznaczący wpływ na funkcjonowanie organizmu człowieka.
Ama bu da ülkede durumu daha karmaşık hale getirmekten öteye gitmeyecektir.Uważa, że w takiej sytuacji nie może sobie komplikować życie.
En sonunda sevgilisinden parfüm şişesi içinde alkol getirmesini ister.Oznajmia kobiecie, że w alkowie został zamurowany żywcem jej kochanek.
Ama onlar böyle bir şerefsiz işi yerine getirmeyi reddederler.Ostatecznie odmawia udziału w niegodnym szlachcica przedsięwzięciu.
Harbiye Nazırlığı orduya ait idari tasarrufları yerine getirmekle yükümlüydü.Zbytkower szczególnie wzbogacił się na dostawach dla wojujących armii.
Fakat bu taktikler her iki tarafa da kesin bir zafer getirmedi.Taktycznie bitwa nie przyniosła zwycięstwa żadnej ze stron.
Hindistan, Asya'yla çarpışmaya devam ederek Himalaya Dağları'nı meydana getirmeye devam etti.Indie zderzyły się z Azją − powstały Himalaje.
Kelime anlamı yıkmak, parçalamak, kullanılmaz hale getirmektir.Kazidroga od słowa kazić, niszczyć.
Jericho, daha sonra hakaret ettiği ve aşağıladığı Malenko'nun bir portresini yanında getirmeye başladı.Po ich walce Jericho zaczął wchodzić do ringu z portretem Malenko i obrażać go przed widownią.
Uğur şans getirmesi için kullanılan bir semboldür.Kunkum jest symbolem mającym przynosić szczęście.
Ancak elli öğrenciyi bir araya getirmeyi başardık; bu koşullarda çok bile.Dawniej uczyło się w niej około pięćdziesięciu uczniów, jednak obecnie jest ich jedynie troje.
İlk eserlerini meydana getirmeye başladı.Zaczęła wówczas komponować swoje pierwsze utwory.
İlk iş, söz verdiği üzere başbakanı oraya getirmek üzere harekete geçer.Premier zapowiedział, że w razie potrzeby rząd przeznaczy więcej pieniędzy.
Babası vefat eden Oğuz onun ölmeden önceki son arzusunu yerine getirmek istemektedir.Po śmierci ojca syn próbuje realizować polecenia, które ojciec nakazał mu przed śmiercią.
Hesperidler'in altın elmalarını getirmek.Złote jabłka Afrodyty.
İl yönetim kurulunun amacı millî siyasette, meclisle ortak çalışarak çeşitli amaçları yerine getirmektir.Rada do Spraw Ogólnych ma za zadanie zapewniać spójność prac różnych składów Rady.
Görevi onun bencilce isteklerini yerine getirmektir.Jej zadaniem jest odcięcie egoizmu.
Erkek kendi iradesiyle, yeni fikirleri, kavramları işlemek ve meydana getirmek için harekete geçer.Każdy z nich przywozi własną historię, marzenia, cel.
Sonra ona yiyecek bir şeyler getirmesi için benim evimden birini çağırdım.Potem znalazł go pies, który przynosił mu pożywienie.
Üstelik işgal tehdidine rağmen ordusunu alarm düzeyine getirmemişti.W przeciwieństwie do obrony, nie imponował w ataku.
Bu faktörler teleseminarları çok uygun maliyetli bir dağıtım yöntemi haline getirmektedir.Dokonuje się go za pośrednictwem odpowiednio dobranego czynnika rozdzielającego.
Sonra yanına oturttu ve hizmetlisinden yiyecek birşeyler getirmesini istedi.Poprosił, aby siostra przygotowała i podała mu jedzenie.
Fakat halk memnuniyetsizliğini dile getirmeye, Kreon’a karşı çıkmaya cesaret edemez.Na nieszczęście jednak nie ma jeszcze odwagi przeciwstawić się Sunny'emu.
Vatikan Alman çocukları için Şili’den gıda getirmeye çalışınca ABD Dışişleri Bakanlığı buna engel oldu.När Vatikanen försökte skicka mat från Chile till tyska spädbarn stoppades detta av USA:s utrikesministerium.
Ama, x’in varlığı, y’nin varlığını meydana getirmeyecektir.Men, närvaron av x implicerar inte att y kommer att hända.