Çalışır hale getirmek için, iyi kurallara ihtiyacımız var.To make it work, we need good rules.
"Peki, bu sömürgeciliği geri getirmek anlamına gelmiyor mu?""Well, is this just bringing back colonialism?"
Seni yaşama getirmeye geldim.I came to bring you back to life.
Yoga kelimesi Sanskritçeden 'birlik, birleştirmek, bir araya getirmek'ten gelir.The word yoga comes from the Sanskrit, meaning "union, to yoke, to bring together."
"bir konuyu sonuna kadar getirmek" Irene Adler? ""And Irene Adler?"
Biz, Marm O'nu getirmediniz? "May we bring him in, marm?"
Ve üçünün de planlar ve öneriler getirme sorumluluğunu üstlendiklerini düşünüyorum.And I think that all three have also been responsible in putting forward plans and proposals.
Bunu nasıl daha insani hale getirmekle ilgili.It's about how to make it more humane again.
Bobby Kennedy İndiyanapolise şehrin mesajı getirmeyi planlmaştı.Bobby Kennedy was scheduled to bring an inner city message in Indianapolis.
Bizim sağlık, yiyecek ve eğitim getirmemiz gerekirAnd yet, there is so much more that needs to be done.
Karışık hale getirmemek için rengi değiştiriyorum.Let me use colors to make it not too confusing.
Biz, daha da kısaltmaya ve daha etkileşimli hale getirmeye karar verdik.We decided to go even shorter and more interactive.
Ama amacımızın piramidin tabanına yeni ekonomik faaliyet getirmek olduğunu varsayalım.But let's suppose that our aim is to bring new economic activity to the base of the pyramid.
Bazıları da çoktan yürümeye başlamışlardır bu yüzden evinizi güvenli hale getirmeniz önemli.Some are already walking so you want to make sure that your house is baby proofed.
Sistemleri çalışır hale getirmek benim jenerasyonumdaki hekim ve bilim adamlarının büyük görevi.Making systems work is the great task of my generation of physicians and scientists.
Dünya'yı daha küçük bir yer haline getirmemiz gerekiyor.We need to make the world a smaller place.
Dünyayı daha küçük bir yer haline getirmeye çalışırken daha fazlası da gelecek.More to come as we think about trying to make the world a smaller place.
Günlük hayatımızda Dünya'yı daha küçük bir yer haline getirmek için ihtiyacımız var.We need it for our everyday life, in order to make the world a smaller place.
Bu bir kelimeyi gerçek hale getirmenin diğer yollarından farklı değildir.It doesn't make a word any more real than any other way.
Kötü hava kara, katlanabilir kanat, ... ..aklınızı başınıza getirmenize neden olur.Now, bad weather comes in, just land, fold up the wings, drive home.
Ve siz iki yakanızı bir araya getirmekte sorun yaşıyorsunuz.And you have a problem making ends meet.
O kadar bariz ve göz önünde ki bu fikri birisinin aklına getirmemesi imkansızdı...It's so obvious, straight in your face, and somebody must have thought of it.
Eğer dünyayı daha güzel bir yer haline getirmekten bahsediyorsak tüm bunlar düşünülmelidir.That all has to be considered if we're talking about a paradigm to make a better world.
"Gerçekten yeni bir kavram getirmemiz gerek." dedik."Oh, we really need a new concept."
Fikir şu, reklamları sinir bozucu olmaktan çok işe yarar hale getirmek, değil mi?So the idea is we can make advertising useful, not just annoying, right?
Kutulayıp, paketleyip daha iyi hâle getirmeye ve insanlara satmaya çalışırız.We try to can it and package it and make it "better" and then sell it to people.
Saat yönünde, ayarlanabilir dübel içeri doğru biraz getirmek için sayaçCounter clockwise, to bring the adjustable dowels inward slightly
Üçüncü olarak, işi yerine getirme sorumluluğunu okul seviyesine bırakıyorlar.And the third is, they devolve responsibility to the school level for getting the job done.
Ve bu nedenle onları gaz haline getirmek çok az bir enerji gerektirir.And because of that, it takes very little energy to get them into a gaseous state.
Makul eleştirileri etkisiz hâle getirmek için kullanılan bir joker.It's a wild card for disarming any reasonable criticism.
Bu mizahın altında aslında hücreyi daha insani hale getirmek var.)Behind the humor is the idea of making the cubicle more human.)
Her şeyden önce kızı eve getirmem gerektiğini düşündüm.First of all, I thought, I've got to get her into the house.
O bu kelimeyi şefkatli bir hale getirmeyi başarmıştı.He managed to make the word tender.
Evlenmem ve bir varis dünyaya getirmem gerekiyor.It is time for me to marry and produce an heir.
Ve al-jebr kabaca "birbirinden bağımsız parçaları bir araya getirme sistemi" anlamına gelir.And al-jebr roughly translates to "the system for reconciling disparate parts."
Kakao getirmek ve Fil Dişi Sahillerine göndermek istyiyordu.He wants to bring the cocoa and send it to Cote d'Ivoire.
Geriye hiçbir şey getirmeyeceğiz." dedim.We won't bring anything with us.
Kızımı bana 8:30 getirmezseniz... rehineleri öldürürümIf you don't send my girlfriend over by 8:30, I'll Kill the hostages.
Kız arkadaşını getirmeyeceklerThey won't let your girlfriend out.
Sosyal bir etkileşim olarak dil, 2 şartı yerine getirmeli.Well, language, as a social interaction, has to satisfy two conditions.
Anahtarı getirmedim.I didn't bring the key.
Bir parça bile altın, gümüş veya elmas ya da kömür veya demir getirmeyeceğiz.We shall not bring back a single bit of gold or silver, and not a gem, nor any coal or iron.
Kuzey Amerika'yı beş yıl içinde enerji açısından bağımsız hale getirmek.My five-point plan does it. Energy independence for North
Buraya yasa dışı gelen kişiler için, burayı çekici hale getirmeyeceğim.I won\'92t put in place magnets for people coming here illegally.
Neden bu kişileri yedieminlik veya onun gibi bir pozisyona getirmeyelim? -Why don't you just take them into receivership and all that?
Birlikte çalışmaktalar, hücrenin ihtiyacı olanları yerine getirmektedirler.They work together. They make the cell do what it needs to do.
Babamın durumu stabil hale getirmemiz gerektiğini bilmiyor musun?Do you not know that he has to stabilize?
Şimdi de bu forma getirmek için bu denklem üzerinde birazcık oynayalım.But let's play around with it algebraically to get it in that form.
Yani nokta-eğim formuna getirmek artık daha kolay.And so to put this in point-slope form is really easy.
Paylaşımı moda haline getirmek benim misyonum.I'm on a mission to make sharing hip.
Fakat yakalandığımız her felakette, maraton insanları bir araya getirmenin yollarını buldu.But for every disaster we had, the marathon found ways to bring people together.
Kanun getirme.I brought you a new law". Don't bring any law.
Felaket alanını belirgin hale getirmek için izin verilen ilk ticari hava filosuyduk.We were the first commercial fleet of airplanes to be cleared into the disaster impact zone.
Onları bir araya getirmek zorundayız.We have to bundle adjust them.
Burada yaptığımız şey, resmi alıp 3 boyutlu model uzayı içine getirmektir.So here what we're trying to do is we bring the picture and project it into the 3-D model space.
Kaşları aşağıya getirmek için kaslarının aşağıya çektiğini görebilirsiniz.You can see muscles pulling down at flesh to bring her eyebrows down.
Bu yüzden onu tanımlamaya yeni bir bakış açısı getirmek istiyorum.And that's why I suggest a slightly different approach of what you would call it.
Şu an ya da gelecekte CO₂ gibi negatif ürünler meydana getirmezler.They do not create negative externalities, such as CO2, in the present or the future.
Sonunda, Kuzey Alabama'daki tüm evleri sivrisinek geçirmez hale getirmeye karar verdiler.Well, they decided to mosquito proof every house in Northern Alabama.
Dünyadaki her etkileşimi, kullanmaya hazır tuğla haline getirmek istiyoruz.We want to make every single interaction in the world into a ready-to-use brick.