Artık yeni veriler getiriyorlar.データの解釈が間違っていたり 不適切な場所で不適切な人の話を聞いてきたという
Asıl düşündükleri -- evlere elektrik getirmiyorlardı; evlere ışıklandırma getiriyorlardı.Egyáltalán nem gondoltak rájuk -- nem elektromosságot vezettek az otthonokba, hanem világítást.
Asıl düşündükleri -- evlere elektrik getirmiyorlardı; evlere ışıklandırma getiriyorlardı.En lo que realmente estaban pensando -- no era en llevar la electricidad al hogar. Era llevar la luz al hogar.
Asıl düşündükleri -- evlere elektrik getirmiyorlardı; evlere ışıklandırma getiriyorlardı.Într-adevăr, ei s-au gândit cum să-- nu au pus electricitate in casă. Ei au introdus iluminatul în casă.
Asıl düşündükleri -- evlere elektrik getirmiyorlardı; evlere ışıklandırma getiriyorlardı.그들이 정말 생각했던 것은 -- 그들은 집에 전기를 넣는다고 생각했던 것이 아니라, 집에 불빛을 공급한다고 생각하면서 전기를 설치했던 것입니다.
Asıl düşündükleri -- evlere elektrik getirmiyorlardı; evlere ışıklandırma getiriyorlardı.Men bracht geen elektriciteit naar de huizen, men bracht licht naar de huizen.
Asıl düşündükleri -- evlere elektrik getirmiyorlardı; evlere ışıklandırma getiriyorlardı.Myślano o -- wcale nie myślano o umieszczaniu elektryczności w domach. Umieszczano oświetlenie w domach.
Asıl düşündükleri -- evlere elektrik getirmiyorlardı; evlere ışıklandırma getiriyorlardı.Nepřemýšleli o tom jako o přívodu elektřiny do domu, ale jako o přívodu světla do domu.
Asıl düşündükleri -- evlere elektrik getirmiyorlardı; evlere ışıklandırma getiriyorlardı.Всъщност мислели за... не прокарвали електричество в дома. Прокарвали осветление в дома.
Asıl düşündükleri -- evlere elektrik getirmiyorlardı; evlere ışıklandırma getiriyorlardı.Люди думали лишь о... они не проводили электричество в дом; они проводили в дом только освещение.
Asıl düşündükleri -- evlere elektrik getirmiyorlardı; evlere ışıklandırma getiriyorlardı.הם באמת חשבו על-- הם לא התקינו חשמל בתוך הבית. הם התקינו תאורה בתוך הבית.
Asıl düşündükleri -- evlere elektrik getirmiyorlardı; evlere ışıklandırma getiriyorlardı.كانوا - حقيقةً - يفكرون في . . . لم يكونوا يفكرون بإمداد البيوت بالكهرباء. بل كانوا يفكرون بإمدادها بالضوء.
Asıl düşündükleri -- evlere elektrik getirmiyorlardı; evlere ışıklandırma getiriyorlardı.電力を家庭に普及させるというより 電球がメインだったのです ですからご想像どおり
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Chúng làm ta thấy tồi tệ.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Ci fanno stare peggio.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.De sætter os i en dårligere position.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Ele chiar ne fac să ne simțim mai rău.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Ils nous rendent plus malheureux.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Justru membuat kondisi kita lebih buruk.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.사실은 전보다 못한 상태로 만들죠.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Naozaj nám ubližujú.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Na verdade, deixam-nos pior.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Ne tekevät meidät onnettomiksi.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Nos hacen sentir peor.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Radzimy sobie przez nie gorzej.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Sie sorgen dafür, dass wir schlechter da stehen.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Valójában rosszabbá tesznek minket.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Ve skutečnosti se kvůli nim máme hůř.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Zaradi njih nam je težje v življenju.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Ze maken ons leven minder waard.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Στην πραγματικότητα μας φτωχαίνουν.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Вони роблять нам же гірше.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Они делают нам же хуже.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.Те ни карат да ставаме по-зле.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.הן למעשה גורמות לנו להיות במצב גרוע יותר.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.إنها حقاً تسيء إلى حالنا.
Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.我々の社会において 多くの選択肢を可能にしているものを
Aslında zarar veriyorlar. Aslında bizi daha beter hale getiriyorlar.De försämrar faktiskt våra förutsättningar.
Batılı ne de geleneksel olarak Müslüman olan şeyler haline getiriyorlar.전통 이슬람도 아닌 것으로 그것들을 변화시키고 있습니다.
Batılı ne de geleneksel olarak Müslüman olan şeyler haline getiriyorlar.שאינם מערביים באופן מובהק, אך גם לא איסלמיים מסורתיים.
Batılı ne de geleneksel olarak Müslüman olan şeyler haline getiriyorlar.التي ليست تقليدية غربية ، ولا تقليدية إسلامية.
Batılı ne de geleneksel olarak Müslüman olan şeyler haline getiriyorlar.作りだすのに余念がありません 二つの例をお見せします
Birbirlerine karşı oyun oynayabilmek için bilgisayarlarını getiriyorlar.Họ đang mang máy tính lại để chơi game và đấu với nhau
Birbirlerine karşı oyun oynayabilmek için bilgisayarlarını getiriyorlar.Hozzák a saját gépeiket, hogy játszhassanak egymással.
Birbirlerine karşı oyun oynayabilmek için bilgisayarlarını getiriyorlar.Ils ont amené leur ordinateur afin de pouvoir jouer les uns contre les autres.
Birbirlerine karşı oyun oynayabilmek için bilgisayarlarını getiriyorlar.Îşi aduc propriile computere ca să poată se poată juca unul împotriva celuilalt.
Birbirlerine karşı oyun oynayabilmek için bilgisayarlarını getiriyorlar.이들은 각자 자기 컴퓨터를 들고 나와서 다른 사람들과 서로서로 게임을 하는 겁니다.
Birbirlerine karşı oyun oynayabilmek için bilgisayarlarını getiriyorlar.Mereka membawa komputer mereka, sehingga mereka dapat bermain game melawan satu sama lain.
Birbirlerine karşı oyun oynayabilmek için bilgisayarlarını getiriyorlar.Portano il loro computer per giocare a videogiochi uno contro l'altro.
Birbirlerine karşı oyun oynayabilmek için bilgisayarlarını getiriyorlar.Přinesli si svoje počítače, aby mohli hrát hry proti sobě navzájem.
Birbirlerine karşı oyun oynayabilmek için bilgisayarlarını getiriyorlar.Przynoszą swoje komputery w jedno miejsce, by grać w gry przeciwko sobie.
Birbirlerine karşı oyun oynayabilmek için bilgisayarlarını getiriyorlar.Sie bringen alle ihre Computer mit, damit sie Spiele gegeneinander spielen können.
Birbirlerine karşı oyun oynayabilmek için bilgisayarlarını getiriyorlar. Ve bu dünyadaki her şehirde oluyor.Llevan sus computadoras asi pueden jugar unos contra otros y esto pasa en cada ciudad del mundo.
Birbirlerine karşı oyun oynayabilmek için bilgisayarlarını getiriyorlar.Ze zetten hun computers bij elkaar zodat ze kunnen spelen tegen elkaar.
Birbirlerine karşı oyun oynayabilmek için bilgisayarlarını getiriyorlar.Έφεραν τους υπολογιστές τους για να παίξουν παιχνίδια ο ένας εναντίον του άλλου.
Birbirlerine karşı oyun oynayabilmek için bilgisayarlarını getiriyorlar.Вони приносять сюди свої комп'ютери, щоб грати одне з одним.
Birbirlerine karşı oyun oynayabilmek için bilgisayarlarını getiriyorlar.Носят компютрите си със себе си, за да играят видеоигри един срещу друг.
Birbirlerine karşı oyun oynayabilmek için bilgisayarlarını getiriyorlar.Они принесли свои компьютеры, чтобы поиграть в игры друг с другом.
Birbirlerine karşı oyun oynayabilmek için bilgisayarlarını getiriyorlar.הם למעשה מביאים את המחשבים שלהם על מנת לשחק משחקים אחד נגד השני.
Birbirlerine karşı oyun oynayabilmek için bilgisayarlarını getiriyorlar.إنهم في الواقع يحضرون حاسباتهم ليتمكنوا من اللعب ضد بعضهم البعض