Ana içeriğe geç
Sözlük

getiriyor ile cümle

getiriyor kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
9
HARF
4
HECE
11
ORT. KELİME
Bir grup protein ve başka molekül birleşip çok spesifik bir görevi yerine getiriyor. .Има една група протеини, една група молекули, смесени заедно с цел изпълнението на една важна функция.
Bir grup protein ve başka molekül birleşip çok spesifik bir görevi yerine getiriyor. .Це купа протеїнів, купа молекул сплетених разом щоб виконувати спецефічну функцію.
Bir grup protein ve başka molekül birleşip çok spesifik bir görevi yerine getiriyor. .مجموعة من البروتينات، وحفنة من الجزيئات فقط مختلطة معا لأداء وظيفة خاصة جداً.
Bir hücrenin içine girdiklerinde-burası hücrenin içi olsun-yanlarında bir protein getiriyorlar. . . .Kiedy wchodzą do komórki, powiedzmy, że są w komórce. Są w komórce, tak jak tutaj. Wprowadzają ze sobą białko.
Bir hücrenin içine girdiklerinde-burası hücrenin içi olsun-yanlarında bir protein getiriyorlar. . . .هو انها تحتوي "اّر إن أيه" وحينما تدخل الى الخلية لنفترض انها بداخل الخلية
Bir hücrenin içine girdiklerinde-burası hücrenin içi olsun-yanlarında bir protein getiriyorlar. . . .セルです。 だからこのようなセルの内側です。 彼らは実際に蛋白質、それらと一緒にもたらします。
Bir şekilde bunu daha kabul edilebilir hale getiriyoruz, ama bu durumun hastalar üzerindeki etkisi korkunç.Cierpią na tym pacjenci.
Bir şekilde bunu daha kabul edilebilir hale getiriyoruz, ama bu durumun hastalar üzerindeki etkisi korkunç.책임감을 갖게 된다면, 이런 인식은 더 보편화 될 것입니다. 그러나 당장 환자들이 받는 해는 큽니다.
Bir şekilde bunu daha kabul edilebilir hale getiriyoruz, ama bu durumun hastalar üzerindeki etkisi korkunç.lo troviamo più accettabile, ma l'effetto sui pazienti è schiacciante.
Bir şekilde bunu daha kabul edilebilir hale getiriyoruz, ama bu durumun hastalar üzerindeki etkisi korkunç.מממנים של התעשיה, עורכי כתבי-עת, משום-מה זה יותר מקובל עלינו, אך ההשפעה על החולים היא הרסנית.
Bir şekilde bunu daha kabul edilebilir hale getiriyoruz, ama bu durumun hastalar üzerindeki etkisi korkunç.وقطاع الصناعة، ومحرري المجلات، لسبب ما نتقبلها بشكل أكبر لكن الأثر على المرضى واضح
Bir şekilde bunu daha kabul edilebilir hale getiriyoruz, ama bu durumun hastalar üzerindeki etkisi korkunç.支援する企業や 学術誌の編集者までにわたって 希薄に広がり 許容されがちです しかし 患者に及ぼされた影響こそが 逃れようもない証拠です 影響は今まさに生じていることなのです
Bir şey beni rahatsız etmeye devam ediyordu, o da şuydu ki; penis işlevini yerine getiriyorken bükülmüyor.A jedna věc mě pořád hryzala, a to, že když penis plní svoji funkci, tak se nekroutí.
Bir şey beni rahatsız etmeye devam ediyordu, o da şuydu ki; penis işlevini yerine getiriyorken bükülmüyor.Dan satu hal yang terus mengganggu saya, adalah saat otot ini bekerja penis itu tidak bergoyang.
Bir şey beni rahatsız etmeye devam ediyordu, o da şuydu ki; penis işlevini yerine getiriyorken bükülmüyor.Điều khiến tôi bức rức đó là, khi đang thực hiện chức năng, thì dương vật không ngọ nguậy.
Bir şey beni rahatsız etmeye devam ediyordu, o da şuydu ki; penis işlevini yerine getiriyorken bükülmüyor.Iets anders wat me dwars zat, was dat wanneer ze functioneren, penissen niet wiebelen.
Bir şey beni rahatsız etmeye devam ediyordu, o da şuydu ki; penis işlevini yerine getiriyorken bükülmüyor.그리고 계속 신경쓰이는 것이 있었는데요, 그건 성기가 기능을 발휘할 때는 상하좌우로 씰룩씰룩 움직이지 않는다는 것입니다.
Bir şey beni rahatsız etmeye devam ediyordu, o da şuydu ki; penis işlevini yerine getiriyorken bükülmüyor.Mais une chose continuait à me tracasser, et c'était le fait que, en activité, les pénis ne s'agitent pas.
Bir şey beni rahatsız etmeye devam ediyordu, o da şuydu ki; penis işlevini yerine getiriyorken bükülmüyor.Mă tot preocupa ceva: când funcţionează, penisurile nu se clatină.
Bir şey beni rahatsız etmeye devam ediyordu, o da şuydu ki; penis işlevini yerine getiriyorken bükülmüyor.Und eine Sache störte mich immer weiter, und zwar, wenn sie funktionieren, dann wackeln Penisse nicht.
Bir şey beni rahatsız etmeye devam ediyordu, o da şuydu ki; penis işlevini yerine getiriyorken bükülmüyor.Едно нещо ме притесняваше, и това е, че когато те функционират, пенисите не се клатят.
Bir şey beni rahatsız etmeye devam ediyordu, o da şuydu ki; penis işlevini yerine getiriyorken bükülmüyor.И одна вещь меня продолжала беспокоить: когда пенисы функционируют, они не ёрзают.
Bir şey beni rahatsız etmeye devam ediyordu, o da şuydu ki; penis işlevini yerine getiriyorken bükülmüyor.ודבר אחד המשיך להטריד אותי, וזה, כשהם פועלים, פינים לא מתפתלים.
Bir şey beni rahatsız etmeye devam ediyordu, o da şuydu ki; penis işlevini yerine getiriyorken bükülmüyor.وكان شيئاً واحداً يزعجني, وهو انه عندما تقوم بالعمل الاعضاء التناسلية الذكرية لا تتذبذب
Bir şey beni rahatsız etmeye devam ediyordu, o da şuydu ki; penis işlevini yerine getiriyorken bükülmüyor.ペニスは勃起している最中に 動き回ったり しないということです (笑)
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.Astfel acestea se combină ca să formeze o implicare emoţională foarte intensă.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.De här sakerna kombineras till ett intensivt känslomässigt engagemang.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.E così ciò si combina per formare un intensissimo coinvolgimento emozionale.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.En deze combinatie vormt een heel intense emotionele betrokkenheid.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.Et donc tout ça se combine pour former une implication émotionnelle très intense.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.Ezek együttesen egy nagyon intenzív érzelmi részvételt eredményeznek.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.Jadi ini dikombinasikan untuk membentuk keterlibatan emosi yang kuat.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.그리고 이런 결합이 매우 강력한 감정적 몰입을 만들어 냅니다.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.Så disse kombineres til en form for meget intenst, følelsesmæssigt engagement.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.To se kombinuje a vytváří velmi silné emocionální pouto.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.Tudo isto se combina para formar um envolvimento emocional muito intenso.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.Und durch diese Verbindung entsteht eine sehr intensive emotionale Verbindung.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.Và vì thế những điều này hợp lại để tạo nên một sự kết nối tinh thần mạnh mẽ.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.Wszystko to łączy się wywołując głębokie zaangażowanie emocjonalne.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.Y esto se combina para lograr un compromiso emocional muy intenso.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.Οπότε όλα αυτά ενώνονται για να δημιουργήσουν ένα πολύ έντονο συναισθηματικό δέσιμο.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.Всё это вкупе создаёт очень сильное эмоциональное влечение.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.И така се получава комбинация, която предизвиква интензивна емоционална ангажираност.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.אז הצורה המשולבת הזאת מעורבות רגשית עזה מאד
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.و حتى هذه تتجمع لتصيغ مشاركة عاطفية كثيفة للغاية.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.ゲームへの取り組みを気持ちの面から非常に強固なものにします 本当に面白いことはもっと他にあります
Böylece kağıdı interaktif hale getiriyoruz. Cidden oldukça basit.Et c'est très simple, vraiment.
Böylece kağıdı interaktif hale getiriyoruz.그래서 그 종이를 대화형으로 만들 수 있습니다.
Böylece kağıdı interaktif hale getiriyoruz.logrando papel interactivo.
Böylece kağıdı interaktif hale getiriyoruz.דרך חתיכות נייר
Böylece kağıdı interaktif hale getiriyoruz.حتى نجعل هذه الورقة أكثر تفاعلا.
Böylece kağıdı interaktif hale getiriyoruz.とても シンプルな工程です
Bu aynı zamanda temsil etme, simgeleme nasıl olmalı veya aslında nedir sorularını da aklımıza getiriyor.Er was die grootse uitspraak.
Bu aynı zamanda temsil etme, simgeleme nasıl olmalı veya aslında nedir sorularını da aklımıza getiriyor.Той също така повдига въпроси за какво представителство е трябвало да бъде и какво представителство е.
Bu aynı zamanda temsil etme, simgeleme nasıl olmalı veya aslında nedir sorularını da aklımıza getiriyor.זה אמור להיות וזה מה ייצוג.
Bu beni asıl konuma getiriyor,A to mě přivádí k jednomu ze dvou hlavních témat knihy "Půl oblohy".
Bu beni asıl konuma getiriyor,Ce qui m'amène au premier des deux grands principes de la "Half the Sky." (La Moitié du Ciel)
Bu beni asıl konuma getiriyor,Damit komme ich zum ersten der zwei
Bu beni asıl konuma getiriyor,Dan hal itu yang membawa saya kepada salah satu dari dua prinsip "Separuh Langit".
Bu beni asıl konuma getiriyor,Dat brengt me bij mijn eerste grote stelling van twee uit "De halve hemel".
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod