Ve Moore Yasası, bilgisayarlara eksponansiyel büyümeği getiren ilk paradigma değildir.Og Moore's Lov var ikke det første paradigme der bragte eksponentiel vækst til computere.
Ve Moore Yasası, bilgisayarlara eksponansiyel büyümeği getiren ilk paradigma değildir.Prawo Moore'a nie było pierwszym paradygmatem opisującym wykładniczy rozwój komputerów.
Ve Moore Yasası, bilgisayarlara eksponansiyel büyümeği getiren ilk paradigma değildir.Şi Legea lui Moore nu a fost prima paradigmă care să aducă creştere exponenţială în domeniul calculatoarelor.
Ve Moore Yasası, bilgisayarlara eksponansiyel büyümeği getiren ilk paradigma değildir.Και ο Νόμος του Μουρ δεν ήταν το πρώτο μοντέλο που έφερε εκθετική ανάπτυξη στους υπολογιστές.
Ve Moore Yasası, bilgisayarlara eksponansiyel büyümeği getiren ilk paradigma değildir.А законът на Мур не е бил първата парадигма, коята е донесла експонентното увеличение в компютъризацията.
Ve Moore Yasası, bilgisayarlara eksponansiyel büyümeği getiren ilk paradigma değildir.Но ведь закон Мура не был первой парадигмой об экспоненциальном росте для вычислительных мощностей.
Ve Moore Yasası, bilgisayarlara eksponansiyel büyümeği getiren ilk paradigma değildir.וחוק מור לא היה הפרדיגמה הראשונה שהביאה התקדמות אקספוננציאלית למיחשוב.
Ve Moore Yasası, bilgisayarlara eksponansiyel büyümeği getiren ilk paradigma değildir.مع العلم أن قانون موور لم يكن النموذج الأول ليطبق النمو الأسي على الحاسبات
Ve Moore Yasası, bilgisayarlara eksponansiyel büyümeği getiren ilk paradigma değildir.最初のパラダイムではないのです コンピュータ技術の指数的な成長は
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.Dan saya menamainya Luca, yang berarti, "Pembawa cahaya," karena dia membawa cahaya ke dalam hidup saya.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.Dei-lhe o nome Luca, que significa "Aquele que traz luz", porque ele traz mesmo luz à minha vida.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.És Lucának neveztem el, ami azt jelenti "fényhozó", mivel tényleg fényt hoz az életembe.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.Ik heb hem Luca genoemd: 'De brenger van het licht', want hij brengt licht in mijn leven.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.이 아이의 이름은 루카에요. "빛을 가져오는 자" 라는 뜻이죠. 이 아이는 제 인생에 빛을 가져다 주었어요.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.L-am botezat Luca, cel care aduce lumina, pentru că el chiar îmi luminează viața.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.L'ho chiamato Luca, che significa "Portatore di luce", perché ha portato la luce nella mia vita.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.Lo llamé Luca, que significa "el que trae la luz", porque eso es lo que él hace en mi vida.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.Nazwałam go Luca, "niosący światło", bo to właśnie on rozjaśnia mi życie.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.Poimenovala sem ga Luca, kar pomeni "prinašalec luči", ker mi v življenje prinaša luč.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.Pojmenovala jsem ho Luca, což znamená "Nositel světla", protože opravdu vnesl světlo do mého života.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.Tôi gọi bé là Luca, nghĩa là "Người mang ánh sáng" vì bé đã mang ánh sáng đến cuộc đời tôi.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.Und ich nannte ihn Luca, was "Träger des Lichts" bedeutet, denn er bringt Licht in mein Leben.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.Τον ονόμασα Λούκα, που σημαίνει "Ο φέρων φως" γιατί στ' αλήθεια φέρνει φως στη ζωή μου.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.Нарекох го Лука, което означава "водител на светлина", защото той доведе светлина в живота ми.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.Я назвала его Люка, что означает "приносящий свет" — он и приносит свет в мою жизнь.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.Я назвала його Лука, що означає "той, що дарує світло", адже він справді наповнює моє життя світлом.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.ואני קראתי לו לוקה, שמשמעותו "המאיר," מפני שהוא כן מביא אור לחיי.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.وسميته "لوكا" ومعناه "جالب النور" ، لأنه بالفعل يجلب السعادة لحياتي.
Ve O'na "ışığı getiren" anlamına gelen Luca diyorum, çünkü o benim hayatıma ışığı getirdi.私の人生に光を 与えてくれたからです 息子が生後4か月の時に
Ve onlar aynı zamanda nektar da topluyorlar ve yediğimiz balı meydana getiren şey budur.A také sbírají nektar, ze kterého je med, který jíme.
Ve onlar aynı zamanda nektar da topluyorlar ve yediğimiz balı meydana getiren şey budur.Elles recueillent également du nectar, et c'est ce qui fabrique le miel que nous mangeons.
Ve onlar aynı zamanda nektar da topluyorlar ve yediğimiz balı meydana getiren şey budur.밀랍을 형성하는 것입니다. 또 꽃즙도 있죠. 그게 바로 우리가 먹는 꿀입니다.
Ve onlar aynı zamanda nektar da topluyorlar ve yediğimiz balı meydana getiren şey budur.la cera d'api nell'alveare. E raccolgono anche il nettare, con cui si ottiene il miele che noi mangiamo.
Ve onlar aynı zamanda nektar da topluyorlar ve yediğimiz balı meydana getiren şey budur.la cera de la colmena. También recolectan néctar y eso es lo que hace la miel que comemos.
Ve onlar aynı zamanda nektar da topluyorlar ve yediğimiz balı meydana getiren şey budur.Mai colectează și nectar și din asta fac mierea pe care o consumăm.
Ve onlar aynı zamanda nektar da topluyorlar ve yediğimiz balı meydana getiren şey budur.Também estão a recolher o néctar, e isso é o que constitui o mel que comemos.
Ve onlar aynı zamanda nektar da topluyorlar ve yediğimiz balı meydana getiren şey budur.Und sie sammeln auch Nektar und daraus entsteht der Honig, den wir essen.
Ve onlar aynı zamanda nektar da topluyorlar ve yediğimiz balı meydana getiren şey budur.Và chúng cũng thu gom mật hoa, và cái đó tạo nên mật ong mà chúng ta ăn.
Ve onlar aynı zamanda nektar da topluyorlar ve yediğimiz balı meydana getiren şey budur.Zbierają też nektar, z którego robi się miód.
Ve onlar aynı zamanda nektar da topluyorlar ve yediğimiz balı meydana getiren şey budur.Ze verzamelen ook nectar voor de honing die wij opeten.
Ve onlar aynı zamanda nektar da topluyorlar ve yediğimiz balı meydana getiren şey budur.І вони також збирають нектар, і саме з нього роблять мед, який ми їмо.
Ve onlar aynı zamanda nektar da topluyorlar ve yediğimiz balı meydana getiren şey budur.הנה תמונת תקריב, או זוהי בעצם תמונה רגילה של יקינטון מים, ולו היתה לכם באמת ראייה ממש טובה,
Ve onlar aynı zamanda nektar da topluyorlar ve yediğimiz balı meydana getiren şey budur.الشمع في خلية النحل. وتجمع كذلك الرحيق، وذلك ما يشكل العسل الذي نأكله.
Ve onlar aynı zamanda nektar da topluyorlar ve yediğimiz balı meydana getiren şey budur.私たちが口にする蜂蜜になるのです 大写しになっているのは 実は普通に撮ったホテイアオイの写真です
Ve zihne netlik ve huzur getiren bunun deneyimidir.Et c'est l'expérience de ceci qui apporte la clarté et la paix à l'esprit.
Ve zihne netlik ve huzur getiren bunun deneyimidir.Und es ist die Erfahrung davon, welche dem Geist Klarheit und Frieden schenkt.
Ve zihne netlik ve huzur getiren bunun deneyimidir.Y es la claridad de esto, la que trae claridad y paz a la mente.
Web'in çalışmasını sağlayan da herşeyi mümkün hale getiren enerjidir.가능하다고 생각하는 모든 것을 가능하게 하는 에너지가 그 연결고리입니다.
Web'in çalışmasını sağlayan da herşeyi mümkün hale getiren enerjidir.ולהפוך את כל מה שאנחנו חושבים שאפשרי, לאפשרי.
Web'in çalışmasını sağlayan da herşeyi mümkün hale getiren enerjidir.ولجعل كل شئ نظن أنه ممكن، ممكن.
Web'in çalışmasını sağlayan da herşeyi mümkün hale getiren enerjidir.ありがとう、クリス
Yani onları masaya getiren talep.Also ist es die Nachfrage, die sie dazu bringt.
Yani onları masaya getiren talep.Deci cererea e cea care îi motivează la discuții.
Yani onları masaya getiren talep.Đó là nhu cầu mang họ đến hội nghị.
Yani onları masaya getiren talep.Donc c'est la demande qui les amène à la table.
Yani onları masaya getiren talep.Dus het is de vraag die hen aan tafel brengt.
Yani onları masaya getiren talep.Es la demanda lo que los trae.
Yani onları masaya getiren talep.즉 수요가 그들을 원탁에 둘러앉게 만드는거죠.
Yani onları masaya getiren talep.Por isso é a procura que os leva à mesa.
Yani onları masaya getiren talep.Quindi è la domanda che li porta al tavolo.