Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?Ali on, ki pokori narode, bi ne grajal, on, ki uči ljudi modrosti?
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?Cel ce pedepseşte neamurile, s'ar putea să nu pedepsească, El, care a dat omului pricepere?
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?Celui qui châtie les nations ne punirait-il point, Lui qui donne à l`homme l`intelligence?
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?Chi regge i popoli forse non castiga, lui che insegna all'uomo il sapere
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?Či ten, ktorý kázni národy, nebude trestať? Ten, ktorý učí ľudí vedomosti?
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?Ðấng sửa phạt các nước há sẽ chẳng phạt sao ? Ấy_là Ðấng dạy sự tri_thức cho loài_người .
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?Ðấng sửa phạt các nước há sẽ chẳng phạt sao? Ấy là Ðấng dạy sự tri thức cho loài người.
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?Den som håller hedningarna i tukt, skulle han icke straffa, han som lär människorna förstånd?
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?Der die Heiden züchtigt, sollte der nicht strafen, -der die Menschen lehrt, was sie wissen?
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?El que disciplina a las naciones, ¿no reprenderá? ¿No sabrá el que enseña al hombre el saber
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?Izali ten, który ćwiczy narody, nie będzie karał? który uczy człowieka umiejętności.
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?Joka kansat kasvattaa, hänkö ei rankaisisi, hän, joka ihmisille opettaa tiedon?
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?열방을 징벌하시는 자 곧 지식으로 사람을 교훈하시는 자가 징치하지 아니하시랴
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?Mon han som refser hedningene, ikke skulde straffe, han som gir menneskene forstand?
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?Porventura aquele que disciplina as nações, não corrigirá? Aquele que instrui o homem no conhecimento,
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?Skulde Folkenes Tugtemester ej revse, han som lærer Mennesket indsigt?
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?Zdali ten, jenž tresce národy, nebude kárati, kterýž učí lidi umění?
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?Ο σωφρονιζων τα εθνη, δεν θελει ελεγξει; ο διδασκων τον ανθρωπον γνωσιν;
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?Оня, Който вразумява народите, Който учи човека знание, Не изобличава ли?
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?היסר גוים הלא יוכיח המלמד אדם דעת׃
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?المؤدب الامم ألا يبكت. المعلم الانسان معرفة.
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?管 教 列 邦 的 、 就 是 叫 人 得 知 識 的 、 難 道 自 己 不 懲 治 人 麼
Ulusları yola getiren yargılamaz mı? İnsanı eğiten bilmez mi?管教 列 邦 的 、 就是 叫人 得知 識 的 、 難道 自己 不 懲治 人麼
Üreticileri masaya getiren, alıcının bir şeyi belli bir şekilde üretilmesini istemesi.생산자 입장에서는 구매자가 특정한 방식으로 생산된 물건을 원할때 그들은 원탁에 찾아오게 됩니다.
Üreticileri masaya getiren, alıcının bir şeyi belli bir şekilde üretilmesini istemesi.Pro výrobce, pokud chce zákazník koupit něco vyrobeného určitým způsobem, to je to, co je přivádí ke stolu.
Üreticileri masaya getiren, alıcının bir şeyi belli bir şekilde üretilmesini istemesi.Voor de producenten, is het de wijze waarop een koper iets geproduceerd wil zien, wat hen aan tafel brengt.
Üreticileri masaya getiren, alıcının bir şeyi belli bir şekilde üretilmesini istemesi.ואילו מבחינת היצרנים, אם הקונה רוצה לקנות משהו שיוצר באופן מסוים, זה מה שיביא אותם לשולחן:
Üreticileri masaya getiren, alıcının bir şeyi belli bir şekilde üretilmesini istemesi.بالنسبة للمنتجين، إذا كان المشتري يود شراء شيء أنتج بطريقة معينة، هذا ما سيجعلهم يأتون للطاولة.
Üreticileri masaya getiren, alıcının bir şeyi belli bir şekilde üretilmesini istemesi.方法次第でバイヤーが買ってくれるならば それが彼らにとっての動機です つまりこれらが需要であり 彼らを議論につかせるのです
Ve 9/11'den sonra hepimizi bir araya getiren hepimizin hissettiği ortak acıyı.그리고 우리를 연합하게 만들었던 미국의 9/11 사태때 우리 모두가 느꼈던 집단적인 비통함에 대해서
Ve 9/11'den sonra hepimizi bir araya getiren hepimizin hissettiği ortak acıyı.Pensem na dor coletiva, nos EUA, que todos sentimos, que nos uniu a todos, depois do 11/Setembro.
Ve 9/11'den sonra hepimizi bir araya getiren hepimizin hissettiği ortak acıyı.Помислете и за общата скръб в САЩ, която всички изпитахме и която ни сближи след събитията от 11-ти септември.
Ve 9/11'den sonra hepimizi bir araya getiren hepimizin hissettiği ortak acıyı.וחשבו על העצב הקולקטיבי בארה"ב אותו חשנו, שחבר בינינו,
Ve 9/11'den sonra hepimizi bir araya getiren hepimizin hissettiği ortak acıyı.ثم فكّروا في الحزن الذي ألَمَّ بنا في الولايات المتحدة والذي شعرنا به ، والذي جَمَعَنا ببعضنا ،
Ve 9/11'den sonra hepimizi bir araya getiren hepimizin hissettiği ortak acıyı.集団的な悲しみ 私たちすべてが感じ、私たちを一つにした悲しみを 考えてみてください。
Ve bu, müziği buraya getiren yollardan biriydi.A právě toto to umožnilo.
Ve bu, müziği buraya getiren yollardan biriydi.A to jeden ze sposobów na przekazanie jej tam.
Ve bu, müziği buraya getiren yollardan biriydi.E isto foi um caminho para a música chegar lá.
Ve bu, müziği buraya getiren yollardan biriydi.En dit was één van de manieren waarop de muziek daar terecht kwam.
Ve bu, müziği buraya getiren yollardan biriydi.E questo era un modo in cui la musica ci arrivò.
Ve bu, müziği buraya getiren yollardan biriydi.Et ceci était un des moyens par lequel la musique y est arrivée.
Ve bu, müziği buraya getiren yollardan biriydi.Ez pedig az egyik módja annak, ahogyan a zene eljutott oda.
Ve bu, müziği buraya getiren yollardan biriydi.그리고 이 것이 음악이 절달되는 방법중 하나가 되었습니다.
Ve bu, müziği buraya getiren yollardan biriydi.Şi anume era calea prin care muzica ajungea acolo.
Ve bu, müziği buraya getiren yollardan biriydi.Und dies war ein Weg wie Musik dorthin gelangte.
Ve bu, müziği buraya getiren yollardan biriydi.Và đây là một cách khiến cho âm nhạc thay đổi được như vậy.
Ve bu, müziği buraya getiren yollardan biriydi.Y esta fue una forma de como la música entró allí.
Ve bu, müziği buraya getiren yollardan biriydi.Και αυτός ήταν ένα τρόπος που η μουσική έφτασε εκεί.
Ve bu, müziği buraya getiren yollardan biriydi.А це допомогло музиці дістатись до радіо.
Ve bu, müziği buraya getiren yollardan biriydi.И това е един начин, по който музиката е стигнала до там.
Ve bu, müziği buraya getiren yollardan biriydi.זו הייתה אחת הדרכים בהן המוזיקה הגיעה לשם.
Ve bu, müziği buraya getiren yollardan biriydi.وهذا هو أحد طرق وصول الموسيقى إلى هناك.
Ve bu, müziği buraya getiren yollardan biriydi.進化させる一要因となったのです マイクの存在がミュージシャンや作曲家
Ve Moore Yasası, bilgisayarlara eksponansiyel büyümeği getiren ilk paradigma değildir.A Lei de Moore não foi o primeiro paradigma a trazer o crescimento exponencial à informática.
Ve Moore Yasası, bilgisayarlara eksponansiyel büyümeği getiren ilk paradigma değildir.En Moore's Law was niet het eerste paradigma... dat exponentiële groei in rekenkracht bracht.
Ve Moore Yasası, bilgisayarlara eksponansiyel büyümeği getiren ilk paradigma değildir.Hukum Moor bukanlah paradima yang pertama yang menghasilkan pertumbuhan eksponansial dalam komputasi.
Ve Moore Yasası, bilgisayarlara eksponansiyel büyümeği getiren ilk paradigma değildir.사실 무어의 법칙이 컴퓨터의 능력이 기하급수적으로 발전한다고 했던 최초의 패러다임을 아니었어요.
Ve Moore Yasası, bilgisayarlara eksponansiyel büyümeği getiren ilk paradigma değildir.La Legge di Moore non è stato il primo paradigma relativo alla crescita esponenziale nell'informatica.
Ve Moore Yasası, bilgisayarlara eksponansiyel büyümeği getiren ilk paradigma değildir.La Ley de Moore no fue el primer paradigma que introdujo el crecimiento exponencial a la computación.
Ve Moore Yasası, bilgisayarlara eksponansiyel büyümeği getiren ilk paradigma değildir.Moorův zákon nebyl první formou přinášející exponenciální růst do výpočetní techniky.