Sinirlendiğinde veya gergin olduğunda rahatsızlığının emareleri kötüleşiyordu.Αντίθετα, όταν ήταν νευριασμένος ή αγχωμένος τα συμπτώματα αδυναμίας του πολλαπλασιάζονταν.
Hava gerginleşir ve birbirlerine girerler.Αυτά τα ινίδια αλληλεπιδρούν και προσκολλούνται το ένα στο άλλο.
Stresi ve gerginliği azaltır.Το ψυχικό stress και το άγχος.
Aramalar uzadıkça taraflar arasında gerginlikler de artmaktadır.Σε κάθε επεισόδιο οι εντάσεις είναι όλο και περισσότερες.
İki takımın taraftarları arasında gerginlik bulunmaktadır.Υπήρχαν εντάσεις μεταξύ των δύο συνιστωσών.
Bir yıl sonra, toplumdaki gerginlikler azalmıştır.Efter krigen oplevede man en årrække nedgang i befolkningstallet.
İki Dünya savaşı arası dönemde, Finlandiya ve Sovyetler Birliği arasındaki ilişkiler gergindi.Forholdet mellem Sovjetunionen og Finland havde været anspændt.
Hatlar gergin, şekiller güçlüdür.Tænderne er kegleformede og biddet er kraftfuldt.
Sezonun gerisi de gergin geçti.Den næste tid var præget af uro.
Batı ve İtalya ile Bizans arasındaki ilişkiler gerginleşmeye devam etti.Forholdet mellem London og Oslo blev med tiden dårligere.
Toplantı çok gergin ortamda, tartışmalarla geçti.Diskussionerne blev ført i en ophidset stemning.
Ancak uluslararası gerginlikler artmaya devam edince RAN modernize edilerek genişletilmeye başlandı.Tankerne om en genoprettelse af internationalen begyndte at modnes.
Bu cevap iki ülke arasında gerginliğe yol açmıştır.Det var et tiltag som medvirkede til at sænke spændingen mellem landene.
Bu olay üzerine, iki ülke arasındaki gergin olan ilişkiler daha da gerildi.På dette tidspunkt havde den Mexicanske revolution skabt voksende spænding mellem de to lande.
Üyeler "Creep" başarısı, ve sonraki albüm üzerindeki beklentiler yüzünden gergindi.Kesi og "Helwa", som ventes at være på det kommende album.
Boykot 382 gün sürdü ve durum o kadar gerginleşti ki King'in evi bombalandı.Boikotten varte i 385 dager, og situasjonen ble så spent og anstrengt at Kings hus ble bombet.
Çok sinirli ve gergindir.Den er svært sky og nervøs.
Sinirlendiğinde veya gergin olduğunda rahatsızlığının emareleri kötüleşiyordu.Men i opphetet eller stresset tilstand ble symptomene hans verre.
Hemen hemen 2 m kanat gerginliğine sahiptirler.Det er maks 2 meters bølger.
Sezonun gerisi de gergin geçti.Den følgende tiden var preget av uro.
İlişkileri hep gergin olarak devam etti.Forholdet til brødrene forble anspent.
Koldaki cilt fazlalığının alınarak kola gerginlik verilmesi operasyonudur.Årsaken er opphoping av bilirubin i huden.
Bunu evliliklerindeki önemli gerginlikler takip etti.Dette førte etterhvert til et svært anstrengt forhold i ekteskapet.
Karşılaşmanın ilk yarısı son derece gergin geçti.Etter den første kampen var spenningen stor for returoppgjøret.
Bu olay, Lucas ve Haley'nin arasındaki arkadaşlıkta bazı gerginliklere neden olur.Dette utgjør noe av årsaken til spenningen mellom Ançar Dine og MNLA.
20 Aralık akşamı Ceauşescu'nun dönüşüne rağmen durum daha da gerginleşti.Pada saat kembalinya Ceaușescu pada 20 Desember, situasi menjadi semakin tegang.
Bu olay ailede daha büyük gerginliklere yol açtı ve Beyoncé'nin ebeveynleri ayrıldı.Hal ini membuat ketegangan yang lebih hebat pada keluarganya, dan orang tua Beyoncé berpisah.
İki ülke arasındaki gerginlik Napolyon Savaşları döneminde yükseldi.Ketegangan antara kedua negara ini meningkat selama berlangsungnya Perang Napoleon.
Balo gecesinde Carrie gergin ve utangaç davranmaya başlar fakat Tommy onu rahatlatır.Di pesta dansa, Carrie seperti diduga, gugup dan pemalu, tetapi Tommy yang ramah berhasil menenangkan Carrie.
Gergi teli destekli direkler kalıcı olmak için tasarlanmışlardır ve kolayca sökülemezler.Beberapa cincin leher tampaknya dirancang untuk dipakai secara permanen dan akan sulit dilepaskan.
Uyku bozukluğu, gerginlik gibi depresif sorunların giderilmesine katkı sağlar.Kelenjar ini terkait dengan gangguan depresi seperti gangguan tidur dan rangsangan selera.
Bir süre gerginlik yaşanmıştır.Mulai terjadi suatu ketegangan.
Vuruş esnasında yayı tutan kol gerginken oku çeken el kulak hizasına kadar getirilir.Pada saat mengayunkan cakram, tangan yang memegang cakram direntangkan sampai lurus.
Bu olay, Suriye'deki Yahudiler ile Hristiyanlar arasındaki gerginliğin bir örneğidir.Hal ini menjadi puncak pertentangan orang-orang Yahudi dan orang-orang Samaria.
Gerginlik, vatandaşların araya girmesi ile sonlandı.Situasi tersebut telah mengakibatkan ketegangan di kalangan penduduk.
Bu olay ailede daha büyük gerginliklere yol açtı ve Beyoncé'nin ebeveynleri ayrıldı.Điều này đã tạo thêm căng thẳng trong gia đình, và cha mẹ của Beyoncé quyết định ly thân.
Toplumsal gerginlik arttı ve anayasa çatışma potansiyelini en aza indirmek için değiştirilmiştir.Xung đột giữa các cộng đồng nổi lên và hiến pháp được sửa đổi nhằm giảm thiểu tiềm năng xung đột.
Federal hükümet ve bölgesel hükümetler arası ilişkiler her zaman gergin olmuştur.Quan hệ giữa chính quyền sở tại và người Pháp luôn ở trạng thái căng thẳng.
Aralarındaki gerginlik artık sona ermiştir.Cuộc tình giữa hai người kết thúc.
Kral Leonidas gerginliği yatıştırdı ve Termopylae'de savunma yapılması konusunda herkesi ikna etti.Leonidas trấn áp nỗi lo ngại của mọi người bằng cách quyết định phòng thủ tại Thermopylae.
Yeryüzündeki en yüksek yapıların çoğu gergi teli destekli yayın kuleleridir.Hầu hết các công trình cao nhất trên thế giới là các tháp viễn thông.
Bloklar arasındaki gerginlik de karşılıklı silahlanmaya neden olmuştur.Tổ khúc xuất phát từ việc ghép các vũ khúc lại với nhau.
20 Aralık akşamı dönüşüyle, durum daha da gerginleşmişti.Vào ngày 8 tháng 10, cơn bão bắt đầu mạnh lên một lần nữa.
Bu dönemde yönetim ile toplum arasındaki ilişkiler oldukça gergin geçiyordu.Các quan hệ giữa tổng thống và nghị viện đã xấu đi trong một thời gian.
20 Aralık akşamı Ceauşescu'nun dönüşüne rağmen durum daha da gerginleşti.Sau năm 1919 tiếng tăm của Kautsky dần giảm bớt.
Bundan dolayı Osmanlı-Karadağ ilişkileri çok gergindi.Quan hệ Nga - Anh căng thẳng cực độ.
Ama sonra aralarındaki gerginlik düzelir.Tuy nhiên về sau, mối quan hệ giữa họ dần được cải thiện.
Batı ve İtalya ile Bizans arasındaki ilişkiler gerginleşmeye devam etti.Vấn đề khiến quan hệ kinh tế giữa Bulgaria và phương Tây trở nên căng thẳng.
Sezonun gerisi de gergin geçti.Đây là giai đoạn tình hình trở nên căng thẳng.
Stresi ve gerginliği azaltır.ストレスや不安を軽減する。
Çok rahat, hiç de gergin değildi.穏やかであまり怒らない。
Salma mutlaka iple, mümkünse gergin bir lastikle bağlanmalıdır.ラーメンには自信があるが、タンポポの口車に乗せられるお人好しな性格。
Resim genel olarak, umutsuz bir terk edilmişlik ve gergin bir bekleyiş görüntüsü oluşturur.概略的な絵が一般的で、全く無表情で陰鬱な印象を与える。
Böylece aralarındaki gerginlik sona erip gerçekten karı-koca olurlar.夫婦喧嘩(ふうふげんか)とは、夫婦の間での喧嘩のことである。
20 Aralık akşamı dönüşüyle, durum daha da gerginleşmişti.日付が8月19日に変わると、状況もますますひどくなっていった。
Bu gergin dönemin içinde böyle kritik bir karar verebilmek çok zordu.あの状況で冷静な判断が出来ることがどれだけ難しいか。
Kanallar 50 km boyunca gergin bir şekilde dağlardan geçmekteydi.山々から流れる運河の延長は50kmを超えた。
Toplumsal gerginlikler yalnızca demokratik süreçlerle çözülmelidir.民主主義社会では政治問題がそのまま施政者の取捨選択に直結する。
Halat gerginken bu göz kapanır.この症状は目を閉じていても起きる。
Bir süre gerginlik yaşanmıştır.いじめられていた時期もある。