Gergin değilim.Ich bin nicht nervös.
Artan gerginlikler Sovyetler Birliği ile Çin arasında nükleer savaş olasılığını ortaya çıkarmıştır.Er hielt einen Krieg zwischen China und der Sowjetunion für wahrscheinlich.
Herkes çok gergindir.Alle sind ganz aufgeregt.
2011 sonlarından itibaren iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşti.Ab 2011 ereignete sich ein Zollkonflikt zwischen beiden Staaten.
Bunun üzerine Beckham'da onun üzerine yürümüş ve gerginlik yaşanmıştır.Sie wurden in Palmdale gefertigt und bereits zuvor getestet.
Dizginler ne gevşek ne de gergin olmalıdır.Die Stängel sind nicht verzweigt und auch rau.
20 Aralık akşamı Ceauşescu'nun dönüşüne rağmen durum daha da gerginleşti.Als er am 20. August nach Valparaíso zurückkehrte, spitzte sich dort die Lage zu.
Sezonun gerisi de gergin geçti.Die folgende Saison verlief turbulent.
Bu karar ABD ile İspanya hükümeti arasında gerginiğe sebep olmuştur.Dies wurde zwischen der saudischen Regierung und der US-Regierung beschlossen.
Seçimler sonrasında da gerginlikler sürdü.In der Folgezeit nahmen die Spannungen zu.
Çok sinirli ve gergindir.Sie sind völlig verstört und nervös.
Federal hükümet ve bölgesel hükümetler arası ilişkiler her zaman gergin olmuştur.Die Beziehungen zwischen der deutschen Bundesregierung und der Regierung Spaniens sind unbelastet.
Gerginlikten dolayı oluşan bu kuvvetlere germe kuvveti denilmektedir.Die durch diese Kräfte bewirkte Spannung wird Kohäsion genannt.
Karşılaşmanın ilk yarısı son derece gergin geçti.Als das Treffen beginnt, herrscht hohe Anspannung.
Çin ile yaşanan gerginliğin yumuşatılması için de çaba sarf etti.Auch wolle er die Beziehungen zur Volksrepublik China entspannen.
Açık pencere kadının gerginliğini ve kapalı odadan kaçma isteğini simgeliyor.Das offene Fenster deutet den Wunsch an, aus der häuslichen Enge auszubrechen.
Ülke ise büyük bir gerginlik içindeydi.Die Situation im Land blieb angespannt.
Bu kadınların histerik ve gergin görüldüğü dönemdi.Die Männer sind bald nervös und gestresst.
Ancak ülkede gerginlik artmaya başladı.Im ganzen Lande vermehrten sich die Spannungen.
Her bir gergi baskı kartuşu ve bir cıvata içerir.Jede Gondel hatte einen Zug- und einen Druckpropeller.
Bu gerginliğin içinde birbirlerini vurup öldürürler.Andere verlieren den Verstand und erschießen sich gegenseitig.
Başka bir dilde konuşurken gerginimdir.Je suis nerveux lorsque je parle une autre langue.
İkimiz de gerginiz.Nous sommes toutes deux tendues.
Çok rahat, hiç de gergin değildi.Très à l'aise, pas du tout nerveux.
Moğollar ile Jin hanedanı arasındaki gerginlikler tırmanmaya başladı.Les tensions entre les Mongols et la dynastie Jin commencèrent à s'intensifier.
Sezonun gerisi de gergin geçti.La fin de saison a été agitée.
Bu tur sırasında Danny Lilker ve diğer grup elemanları arasında bazı gerginlikler oluşmaya başladı.Des tensions entre Lilker et le reste du groupe se font ressentir.
Kocasını sevmesine rağmen, gergin bir ilişkileri vardır.Bien qu'il aime sa femme, il a eu une liaison.
Gerginliğini biraz daha iyi tutar.Sa sensibilité est plus vive.
Bu cevap iki ülke arasında gerginliğe yol açmıştır.Cette frontière donne lieu à des tensions entre les deux pays.
Arka bağlantı noktaları üç ayrı gergiyle oluşur: üst, alt ve çapraz.Chaque bouton a trois positions : en arrière, normal ou en avant.
Bu aşamadan sonra aralarında gergin duygusal gelgitler, tartışmalar yaşarlar.Plus tard, suite à des tensions entre eux, ils se ravisent.
Sinir sistemi büyük bir karmaşa içindeydi; genel bir kas gerginliği vardı.Le système nerveux : Le système nerveux présente une grande complexité.
Ama ben doğuştan çok olağandışı derecede hassas ve gerginim.But I am constitutionally sensitive—nervous in a very unusual degree.
Kasım 2001'de Gregory ve başkan Ellis arasındaki ilişkilerde gerginlikler yaşandı.Décembre, les désaccords s'aggravent entre Rivarola et les autres chefs.
Herkes çok gergindir.Tout le monde est tendu.
Mağrip'teki Yahudiler, artan gerginlik sebebiyle bölgeden ayrılmak zorunda kaldılar.Les Juifs du Maghreb ont été contraints de partir en raison de ces tensions accrues.
Kral Leonidas gerginliği yatıştırdı ve Termopylae'de savunma yapılması konusunda herkesi ikna etti.Léonidas apaise les tensions et affirme vouloir défendre les Thermopyles.
20 Aralık akşamı dönüşüyle, durum daha da gerginleşmişti.Le 20 juin, la tension monte encore.
Bu iki takım arasındaki maçlar gergin geçmekte, ancak sertlik yaşanmamaktadır.Entre les deux hommes, le duel est physique mais sans agressivité.
İki takımın taraftarları arasında gerginlik bulunmaktadır.Des tensions entre les deux collaborateurs se font sentir.
Olayları savaşa götüren son gerginlik 1918'in Ocak ayının ilk günlerinde başladı.L'escalade finale vers la guerre commence au début du mois de janvier 1918.
Stresi ve gerginliği azaltır.La fréquence et la tension sont diminuées progressivement.
Bu gerginlik komşu iki ülkenin hükümetlerine de yayıldı.Cette agitation inquiète les gouvernements de différents pays.
Seçimler sonrasında da gerginlikler sürdü.Les troubles continuent, après l'élection.
Otho girer; taç giyme töreninin çok yakında olacağı için sinirleri gergindir ("Coronato il crin d'allore").Othon arrive, qui confirme qu'il tient plus à Poppée qu'au trône (air Coronato il crin d'alloro).
2001 sezonu ile Kobe ile Shaq arasındaki gerginlik giderek arttı.Depuis, les relations entre Shaq et Kobe se sont améliorées.
Bir dizi gergi ile eldivenine bağlanmaktadır.Tout au plus est-il équipé de trois griffes attachées à ses deux gants.
Sıkıyönetim ve baskıcı idarenin patlama noktası olan 1998 yılında Priştine’de durum iyice gerginleşmişti.En 1988, l'église et le presbytère sont dans un état de délabrement avancé.
Büyük bir kalabalığın önünde konuşacağım zaman gergin olurum.Me pongo nervioso cuando hablo ante una gran audiencia.
Bir yıl sonra, toplumdaki gerginlikler azalmıştır.Un año más tarde, las tensiones en la comunidad han disminuido.
Çok rahat, hiç de gergin değildi.¡Tan cómodo, no nervioso en absoluto!
Bağdat'ta bekleyiş gergin ve zor geçti.La espera en Bagdad fue un período tenso y difícil.
Ancak uluslararası gerginlikler artmaya devam edince RAN modernize edilerek genişletilmeye başlandı.Al ir aumentando las tensiones internacionales, sin embargo, la RAN se fue modernizando y ampliando.
Bu gerginliğin içinde birbirlerini vurup öldürürler.En un pequeño tiroteo, se matan entre sí.
Öndeki emniyet kemeri ön gergili ve yük sınırlayıcılıdır.Cinturones de seguridad delanteros con pretensor y limitador de carga.
Bu gerginlik dönemine Soğuk Savaş adı verilmektedir.Por eso, a este período se le llama la guerra fría.
Tüm geceyi son derece gergin bir halde geçirdiler.Todo el día transcurrió con gran tensión.
Ülke ise büyük bir gerginlik içindeydi.El país vivía un clima de especial tensión.
Kocasını sevmesine rağmen, gergin bir ilişkileri vardır.A pesar de que ama a su esposa, ha tenido una aventura.