Ann genellikle okul sonrası tenis oynuyor.Ann often plays tennis after school.
İnsanlar onun gençken bir oyuncu olduğunu söylüyorlar.People say she was an actress when she was young.
O zaman daha gençtik.We were younger then.
Bana daha önce tanıdığım bir genci hatırlatıyorsun.You remind me of a boy I used to know.
İris, genellikle kahvaltı için ne yersiniz?Iris, what do you usually eat for breakfast?
"O genç mi?" "Evet, genç.""Is she young?" "Yes, she is."
Erkek kardeşim genellikle salı akşamları beni Şikago'dan arar.My brother usually calls me from Chicago on Tuesday evenings.
Biz genellikle, bizimkinin aslında trajik bir çağ olduğunun söylenildiğini duyuyoruz.We often hear it said that ours is essentially a tragic age.
Modern şiir genellikle anlaşılması en güç olandır.Modern poetry is often most obscure.
Bir milletin refahı büyük ölçüde genç erkeklere aittir.The prosperity of a nation largely rests to its young men.
Bu genç insanlardan bazıları benimkinin iki katı kadar uzun bacaklara sahipler.Some of these young people have legs twice as long as mine.
Bu günlerde genç kızların modasına ayak uyduramıyorum.I can't keep up with the fashions of young girls these days.
Keşke senin kadar genç olsam.I wish I were as young as you.
Bizim ev beşimize yetecek kadar geniş.Our house is large enough for five of us.
Okulumuzdaki en genç öğretmen çok da genç değil.The youngest teacher at our school is not so young.
Genelde duygularımızı söz kullanmaksızın ifade ederiz.We often express our emotions nonverbally.
Benden daha genç değilsin.You are no younger than I am.
Senden üç yaş daha gencim.I'm three years younger than you.
Genellikle saat beşte eve giderim.I usually go home at five.
Genellikle okula otobüsle giderim.I usually go to school by bus.
Genellikle bisikletle okula giderim.I usually go to school by bicycle.
Ben genellikle Pazar günleri çalışmak zorunda değilim.I don't usually have to work on Sundays.
Seyahat ederken genellikle günlük tutarım.I usually keep a diary when I travel.
Bayan Brown kadar genç değilim.I am not as young as Miss Brown.
Ben yaşlı olsam da sen hala gençsin.Though I am old, you are still young.
Amerikan edebiyatı üzerine geniş bir kütüphanem var.I have a large library on American literature.
Ailede en gencim.I'm the youngest in the family.
Planlar yapmak genellikle gerçekleştirmekten daha kolaydır.It is often easier to make plans than to carry them out.
Yaralı ayılar genellikle çok tehlikelidir.Wounded bears are usually very dangerous.
General bizimle el sıkıştı.The general shook hands with us.
General boğayı boynuzlarından tuttu ordusunu felaketten kurtardı.The general took the bull by the horns and saved his army from disaster.
Küçük kızlar genellikle oyuncak bebeklere bayılır.Little girls in general are fond of dolls.
Küçük çocuklar genellikle ejderhalar ve diğer canavarlar hakkında kitapları sever.Small children often like books about dragons and other monsters.
Genç kız kaygısızca kahkaha attı.The young girl laughed carelessly.
Onun yeni saç-yapımı daha genç görünmesine neden oldu.Her new hair-do made her look younger.
İnsanlar genelde havadan şikayet eder.People often complain about the weather.
İnsanlar genel olarak gazetelerin söylediği her şeye inanıyorlar.People in general have faith in everything newspapers say.
İnsanların genelde dahiler için hiçbir sempatisi yoktur.People often have no sympathy for geniuses.
Enflasyon belli bir düzeye ulaştığında Hükümetler genellikle fiyat kontrolüne başvururlar.Governments usually resort to price control when inflation has reached a certain level.
Uzun zaman önce, genç bir adam vardı.A long time ago, there was a young man.
Ben, eskisi kadar genç değilim.I'm not as young as I was.
Genç ölmek onun kaderiydi.It was her fate to die young.
Birçok genç erkek, aynı hataları işleme eğilimindedir.Many young men tend to commit the same errors.
Japonya'daki birçok genç insan kahvaltıda ekmek yer.Many young people in Japan eat bread for breakfast.
Genel kurul toplantısında bir çok üye yardımcı oldu.A lot of members assisted at the general meeting.
General düşman kampına karşı bir saldırı başlatmaya karar verdi.The general decided to launch an offensive against the enemy camp.
Yaklaşık senin yaşında genç bir kızdı.She was a young girl about your age.
Genel müdür her bir adamı görevine atadı.The president appointed each man to the post.
Başkan genel af ilan etti.The president granted a general pardon.
Ülkedeki otobüsler genellikle zamanında gelmezler.Buses in the country do not usually come on time.
Köylü insanlar genelde yabancılardan korkar.Country people are often afraid of strangers.
Aniden, genç bir kadın ayağa kalktı.Suddenly, a young woman stood up.
Japon şirketleri genellikle çalışanlarına üniforma sağlar.Japanese companies generally provide their employees with uniforms.
Japon ekonomisi geniş ölçüde büyüdü.The economy of Japan has grown enormously.
Japon arabalarının yeni modelleri genellikle ilkbaharda çıkar.New models of Japanese cars usually come out in the spring.
Genç Japonlar rock ve jazzdan hoşlanır.Japanese young people like rock and jazz.
Isı bir çok şeyi genişletir.Heat expands most things.
Yaşı düşünülünce genç gözüküyor.He looks young considering his age.
Yaşlı olanlar genç olanlara göre her zaman daha fazla bilmiyorlar.The older ones do not always know more than the younger ones.
Onun ailesi çok geniştir.His family is very large.