Sonra, diğer şarkılar gelmeye başladı."Daraufhin begannen sie wieder neue Lieder zu schreiben.
Bir daha buralara gelmeye cesaret edemezler.Sie durften nicht wieder einreisen.
Sonraki günler de gelmeyecektir.Nicht erst Tage später.
Ben gelmeyeyim, bir şey yazacağım galiba dedim.Dann wollte ich es schreiben, und dann musste ich es schreiben.
O yılın yazında ilk turistler şehre gelmeye başladılar.Im Sommer 2012 zogen die ersten Bewohner in die Bahnstadt.
Fakat onların her dediğine, özellikle çapulculuk hareketlerine, karşı gelmeye başladı.Daraufhin forderte er sie alle nacheinander zum Duell, worin er sich ihnen als überlegen erwies.
İlk yerleşimcilerin 30.000 M.Ö. gelmeye başladığı düşünülmektedir.Man glaubt, dass die ersten Menschen 12.000 v. Chr. hierher kamen.
O bugün gelmeyecek.Él no vendrá hoy.
Daha sonraları başarılar üst üste gelmeye devam etti.In der Folgezeit ließen die Erfolge nach.
Babası gelmeyecek, o çok meşgul.Son père ne viendra pas, il est très occupé.
Gideceksin ve asla geri gelmeyeceksin, savaşta öleceksin.Tu partiras et tu ne reviendras jamais, tu mourras à la guerre.
Bu bir halkın sesi, Tüm kardeşleri bir araya gelmeye çağıran.C'est la voix d'un peuple Qui appelle tous ses frères à se retrouver.
Theodoros'a karşı haçlı seferi çağrısı yapıldı ve birlikler İtalya'da bir araya gelmeye başladılar.On annonça une croisade contre Théodore et les troupes commencèrent à se rassembler en Italie.
Takım, kütüphane 100 yıldır mühürlü olduğu için buraya gelmeye karar verdiğini söyler.L'équipe est venue afin de comprendre pourquoi la bibliothèque s'est scellée 100 ans auparavant.
"Yarın işe gelmeyeceğim."Oubliez d'aller au boulot demain ».
Sonra, diğer şarkılar gelmeye başladı."Puis d'autres chansons ont continué à venir.
İyi ve kötü arasındaki sonu gelmeyen savaş tekrar başlamak üzeredir.La lutte épique entre le bien et le mal était sur le point de commencer de nouveau.
Tacitus'un anlattıklarına göre evlilikleri boyunca kocasını "sonu gelmeyen suçlamalarla takip etmişti".Tacite indique que pendant leur mariage « elle ne cessa de poursuivre son mari de ses accusations ».
Misafirler gelmeye başlar.Les invités arrivent.
Fakat onların her dediğine, özellikle çapulculuk hareketlerine, karşı gelmeye başladı.Ils rejetèrent au contraire tous les désordres sur sa faiblesse et son incurie.
10. yüzyılda Macarlar bölgeye gelmeye başladı.Au XIe siècle, les Hilaliens arrivent dans la région.
Çok ilgi çekici gelmeye başlamıştı.Il commença par être impressionniste.
Artık her şey daha anlaşılır hale gelmeye başlamıştır.Tout finit par s'éclaircir.
Teknolojik ilerlemeler giderek daha da önemli hale gelmeye başlamıştır.Les métiers de l’informatique commencent à devenir de plus en plus importants.
Fakat her zaman bu yeterli gelmeyebilir ve kıtlık da görülebilirdi.Mais je sais qu'il y a fort longtemps que t'as rien mangé et tu dois avoir grand faim.
Bir daha buraya gelmeye cesaret edemezler" dedi."Il ne devrait plus jamais être autorisé à marcher parmi nous."
Gelmeyecek misiniz?¿No vas a venir?
Gelmeyecek miydiler?¿No iban a venir?
Tom Mary'nin bugün okula gelip gelmeyeceğinden emin değil.Tom no está seguro de si Mary vendrá hoy a la escuela.
Tom Patronuna Mary'nin o gün işe gelmeyeceğini söyledi.Tom le dijo a su jefe que Mary no vendría a trabajar ese día.
Tom partimize gelmeyeceğini söylüyor.Tom dice que no va a venir a nuestra fiesta.
Sorun onun gelip gelmeyeceğidir.La cuestión es si vendrá.
O gelmeyebilir.Puede que no venga.
O gelmeyeceğini söylüyor.Él dice que no va a venir.
Tom'un gelmeyeceğini gerçekten düşünüyor musun?¿De verdad piensas que Tom no vendrá?
O gelebilir ya da gelmeyebilir.Puede que venga o que no venga.
Ben onun gelmeyeceğini düşündüm.Pensé que él no vendría.
Yarın partiye gelmeyecek misin?¿No vendrás mañana a la fiesta?
Gelecek Pazar evime gelmeyecek misin?¿No vas a venir a casa el domingo que viene?
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum.No sé si vendrá.
Belki o gelmeyecek.Quizá no venga.
Seni görmeye gelmeyeceğinden eminim.Estoy seguro de que no vendrá a verte.
Tom'un gelip gelmeyeceğini bilmiyorum.No sé si vendrá Tom.
Geri gelip gelmeyeceğini her zaman merak ettim.Siempre me pregunté si volverías.
Tatilden sonra gelmeye söz verdi.Prometió venir después de las vacaciones.
Tom buraya tekrar geri gelmeyebilir.Puede que Tom no vuelva aquí.
Tom 2.30'dan önce gelmeyecek.Tom no volverá antes de las dos y media.
Emel eve gelmeyeceğini söyledi.Emel dijo que no volvería a casa.
Gelmeyeceğini söylemek için aramış.Llamó parar decir que no iba a venir.
Bu bir halkın sesi, Tüm kardeşleri bir araya gelmeye çağıran.Es la voz de un pueblo Que llama a todos sus hermanos a encontrarse.
Öyle olsaydı her tanrı kendi yarattıklarını yanına alır ve onlardan biri diğerine üstün gelmeye çalışırdı.Si así fuera, cada dios se habría atribuido lo que hubiera creado y unos habrían sido superiores a otros.
1961’de Cafe Herrenhof’un kapanmasından sonra başka sanatçılar da Cafe Hawelka’ya gelmeye başladılar.Tras el cierre del Café Herrenhof en 1961, aún más artistas empezaron a frecuentar el Hawelka.
Tacitus'un anlattıklarına göre evlilikleri boyunca kocasını "sonu gelmeyen suçlamalarla takip etmişti".Según Tácito durante el matrimonio "ella fue perseguida por su marido con incesantes acusaciones".
Misafirler gelmeye başlar.Llegan los invitados.
İyi ve kötü arasındaki sonu gelmeyen savaş tekrar başlamak üzeredir.La batalla entre el bien y el mal ha comenzado.
Fakat onların her dediğine, özellikle çapulculuk hareketlerine, karşı gelmeye başladı.Pero todo lo que les había sucedido supuestamente a sus compañeros de clase, en realidad le sucedió a ella.
19. yüz yılın sonlarına doğru, hidrolik güç elektrik üretmek için bir kaynak haline gelmeye başladı.A finales del siglo XIX, la energía hidroeléctrica se convirtió en una fuente para generar electricidad.
Takım, kütüphane 100 yıldır mühürlü olduğu için buraya gelmeye karar verdiğini söyler.El equipo ha llegado para investigar por qué la biblioteca se ha sellado a sí misma 100 años atrás.
Bir daha buraya gelmeye cesaret edemezler" dedi."No volverá a enojarme ¿Verdad?..."
Şakaya gelmeyeceğini bilmelisiniz” dedi.Le dije: 'Tienes que estar bromeando'.