Yavrular doğuşta gayet büyüktür.A majmok könnyen szülnek.
Bu gayet başarılı olarak tüccarlık yapmış ve asil olmayan Domenico Flabanico idi.Ebben igen nagy szerepe volt a lázadást vezető Domenico Flabanciónak is.
Ana caddeler ve ara yollar gayet düzgündür.A fő utak és autópályák jobb minőségűek.
Eserde diayalog ve gelişmeler gayet sıkı kontrolludur.A véletlen mozgása nála szigorúan kontrollált.
Hırvat özerkliğine Avrupa'da da gayet olumlu yaklaşılmıştır.A horvát autonómia egy, a kisszámú európai nemzetiségi kérdések pozitív kezelése közül.
Khan gayesini "Her yaştan çocuğun öğrenimini hızlandırmak.Khan määritteli tehtäväkseen "kaikenikäisten oppilaiden oppimisen nopeuttamisen.
Kahire'de gayet şaşırtıcı güzellikte kamu yapıları yaptırdı.Kairossa hän koki miellyttävän yllätyksen.
Tek gayesi prenseslerini bulmaktır.Välineet prinsessan löytämiseksi.
Ailesi gayet zengin bir aile idi.Hänen perheensä vaikuttaa olleen suhteellisen vauras.
İlk başta işler gayet iyi gidiyordu.Ensimmäisellä kerralla kaikki sujui hyvin.
Sahil şeridi kuzeyde gayet daralmaktadır.Count itse on jo kaukana pohjoisessa.
Julia gayet zor duruma düşmüştür.Jennie joutuu vaikeaan tilanteeseen.
Ve şapelden dolayı kilisenin geri kalanını görmek gayet zordur.Ilmiön suora havaitseminen on kuitenkin vaikeaa Auringon kirkkauden vuoksi.
Burada altı sezon gayet başarılı bir dönem geçirmiştir.Kaudella oli kuusi tunninmittaista jaksoa.
Bir uzun oyuncuya göre üçlük yüzdesi gayet yüksektir.Ylälaidassa näkyy pelaajan pisteprosentti.
Bu sefer sırasında gayet başarılı görevler yerine getirdi.Tänä aikana hän teki huomattavimmat työnsä.
Eleştirmenler Simpson'ın performansını gayet iyi bulmuştular, ama filmi hiç beğenmemiştiler.Homer Simpson piti elokuvaa loistavana, mutta muut eivät pitäneet siitä.
Kanalın yapılması için gayet büyük sayıda işçi kullanıldı.Alueelle on rakennettu useita kanaaleja keinokastelua varten.
Bu nedenle bu eserin çevirisi gayet zordur.Siksi niiden kääntäminen nykykielille tuottaa vaikeuksia.
Buda: Ben acıyı gayet iyi biliyor ve görüyorum, Kasapsa.Juntunen, Juho: Kiss paljasti kasvonsa: Suukot tietävät rahaa!.
Gayem iyi bir insan olmak ve öyle ölmek.Näin hyvän ihmisen tulee elää hyvin.
Kullanımı gayet basit olan bir alettir.Laitteen toimintaperiaate on yksinkertainen.
Armida Rinaldo'ya askini ifade eder; ama Rinaldo gayet kizgin bir tavirla bunu reddeder.Armida haluaa seurata Rinaldoa, vaikka vain orjana, mutta Rinaldo torjuu tämänkin houkutuksen.
Savaş kesinlikle adaları ele geçirmek gayesiyle yapılmamıştı.Rauta ei liene tullut samaan aikaan kuin kaupunkeja tuhottiin.
Ev içi mobilyalar gayet basitti.Talojen sisustus oli tyypillisesti yksinkertainen.
Ama asıl gayeleri doğuda bir takım topraklar elde etmekti.Kansainvaellukset toivat alueelle itägootit.
1991) 1939 - Marvin Gaye, Amerikalı şarkıcı (ö.1991) 1939 – Marvin Gaye, yhdysvaltalainen laulaja (What’s Going On) (k.
Ayet gayet açık ve nettir.Juoni on yksinkertainen ja nerokas."
Sandrina'yı gayet büyük bir korku sarmıştır.Krunch näyttää pelkäävän valtavasti vettä.
Bu açıdan, çok geç vakitte gösterilmesi gayet uygun.Siihen filosofia näet ilmaantuu joka tapauksessa aina liian myöhään.
Muhtelif renklerde yapılan ustukalar gayet sert olur.Meteli räyskän pesimäyhdyskunnissa voi olla todella voimakasta.
Ama bu sefer seyirci tarafından gayet popüler olarak karşılandı.Αυτή τη φορά το κοινό την υποδέχτηκε θετικά.
Devlet yetkilileri, Çartistlerin bir ayaklanma girişiminde bulunmadıklarını gayet iyi biliyorlardı.Η κυβέρνηση γνώριζε καλά ότι οι Χαρτιστές δεν είχαν πρόθεση για εξέγερση.
Antonio Priuli gayet koyu Katolik dindar idi.Η Άννα Πέρσι ήταν πάντοτε πιστή Καθολική.
Daha çocukken gayet zeki olduğu anlaşılmıştı.Από παιδί έδειχνε ότι είχε μεγάλη ευφυΐα.
Gayem iyi bir insan olmak ve öyle ölmek.Αναζητώντας έναν καλύτερο τρόπο να πεθαίνουμε.
Kalan %13 ise gayet verimli arazilerden oluşmaktadır.Το υπόλοιπο 11% προέρχεται από άλλες χώρες.
Bunun yapılma sebebi gayet rahat üs olarak kullanılabilinmesidir.Η μέθοδος χρησιμοποιείται όμως επειδή είναι εύκολη.
Hiç evlenmedi ama gayet büyük bir servet yaptı.Δεν νυμφεύτηκε, αλλά είχε μια σειρά από νόθα τέκνα.
Gonadları gayet basit yapılıdır.Οι μελέτες της χαρακτηρίζονται από απλότητα.
Nehir deltası gayet geniş olup yaklaşık 100 km uzunluğunda ve 100 km genişliğindedir.Το δέλτα του είναι αρκετά μεγάλο, περίπου 100 επί 100 km.
Vaşak yavrularında ölüm oranı gayet yüksektir.Στα νεαρά χοιρίδια παρατηρείται ψηλή θνησιµότητα.
Bazıları 2 katlı ve gayet konforludur.Κάποιες είναι μη ταξινομημένες και τελείως απομονωμένες.
Arap edebiyatını gayet iyice öğrenmişti ve şiirler yazmaya başlamıştı.Καθώς μάλιστα μιλούσε πλέον θαυμάσια την ιταλική γλώσσα, άρχισε να γράφει ποιήματα στα ιταλικά.
Özellikle hukuki sorunlarda gayet yetenekli isdi.Ασχολήθηκε κυρίως με τα νομικά.
Ev içi mobilyalar gayet basitti.Η δομή των σπιτιών ήταν απλή.
Bu açıdan, çok geç vakitte gösterilmesi gayet uygun.Η άφιξη του αναμενόταν από ώρα σε ώρα.
Gayet bir sert komutanlık yapmakta ve sıkı disiplin uygulamakta idi.Ήταν άνθρωπος της ολόθερμης προσευχής και της αυστηρής άσκησης.
Gayet eminsin.Είσαι τόσο σίγουρος.
Lorigiller gayet küçük primatdır.Lorier er relativt små primater.
İlk başta işler gayet iyi gidiyordu.I begyndelsen gik det godt.
Hükümdarlığının ilk yılları gayet huzurlu geçti.De første par år af hans regeringstid var forholdsvis fredelige.
Ekran gayet güzel görünüyor.Bandet har modsat Pretty.
Yağışlar gayet nadirdir ve yılda bir veya iki defa kuzey yarı-kürenin kış mevsiminde yağmur yağmaktadır.Snevejr er sjældent, og indtræffer i nord en eller to gange om året.
Gayeleri Nedir?Når forsyningerne frem?
Dido gayet bitkindir ve Belinda onu teskin etmeye çalışmaktadır.Dido er meget ulykkelig, og den altid glade Belinda prøver forgæves at muntre hende op.
Bu cesetler yaz sıcağında gayet çabuk kokuşup çürümeye başlamışlardı.Ligene lå ude i den varme sommersol og måtte begraves hurtigt.
Gayet bir sert komutanlık yapmakta ve sıkı disiplin uygulamakta idi.Han var en hård chef og krævede disciplin.
(Koro: Qual rapido torrente/Gayet hızlı bir sel gibi dusmani eliyeceğiz.")Dette giver også en evnen til at bevæge sig med lynets hast (som et lyn).
Aynı zamanda Sezar'ın orduları gayet büyük zayiat verdiler.Videre blev Cæsars fardeskab trukket i tvivl.