Kont bundan gayet üzüntü duyar ve ondan ayrılmaya hazırlanır.Det får även Kennet erfara och han är beredd att ge upp.
Fakat, kendisi için bu konu gayet açık görünmektekteydi.I den frågan var han mycket tydlig med vad han ansåg.
O da savaş için asker gitmiştir ama gayet kötü duruma düşmüştür.Han bar personligen en soldat till säkerhet trots att han själv var sårad.
Bunun sebebi de gayet açıktır.Detta är anledningen till att den är genomskinlig.
Hiç evlenmedi ama gayet büyük bir servet yaptı.Hon gifte aldrig om sig, trots många erbjudanden – och mycket fördelaktiga.
Mezhebin asıl amacı ve gayesi sadece yüksek makamları işgal etmekte olan dâîler tarafından bilinmekteydi.Ordensnamnets exakta innebörd och ursprung är känt endast av dem som innehar de högsta graderna.
İki ön dişlilerde kese gayet iyi gelişmiştir.De två översta framtänderna är kraftigt böjda.
1992 yılında Gaye Sökmen Ajans'ta mankenlik ve modelliğe başladı.Agnes framträdde först i Herrskap och häxor år 1992.
Bu konuların gayet gerçekçi ve hatasız işlendiği gayet açıktır.Jag menar, det är ju bara dumt och dåligt rent ut sagt.
Devlet yetkilileri, Çartistlerin bir ayaklanma girişiminde bulunmadıklarını gayet iyi biliyorlardı.Prästerna rapporterade till myndigheterna om något olagligt hade pågått.
Bu konular o dönemde gayet olağan ve beklenen bir formül üzerine geliştirilmiştir.Likväl var den verkställd med en för den tiden ganska erkännansvärd texttrohet.
Şehrin sokaklarında gayet çetin sokak savaşları yapıldı.Det uppstod våldsam fäktning genom stadens gator.
Gençliğinde gayet kolaylıkla iyi para yapıp bir büyük bir servet biriktirmeyi başarmıştı.Han lyckades bra och tjänade snabbt ihop en betydande förmögenhet.
Bundaki gayeleri personelinin denizaltıyı terk etmesini sağlamak ve batmasına izin vermeden ele geçirmekti.Militären begärde, och fick, tillstånd från överbefälhavaren att dra loss ubåten från grundet.
Fakat bu sefer gayet başarısız oldu.Denna gång hade hon dock ingen framgång.
Muazzam Turanşah gayet hızla Mısır'a doğru yola çıktı.Upproret gick till en början bra, han fick snabbt över Aegyptus på sin sida.
Bu açıdan, çok geç vakitte gösterilmesi gayet uygun.І шкода, що просвітлення приходить так пізно!
Deniz suyu da yıl boyunca gayet rahatlık verici ılık ısıda kalır.Температура моря залишається теплою цілий рік.
Ev içi mobilyalar gayet basitti.Внутрішнє обладнання житла було скромним.
Yazarın biçemi gayet dikkate değerdir.Почерк автора простежується досить чітко.
Gayet eskidir, majüskül harflerle yazılmıştır.Ескіз є лаконічним, його написано широкими мазками.
Halife Radî gayet dindardı.Халіфа був рішучим.
Gayet şiddetli bir fırtına esmektedir.Якщо вас накрила потужна хвиля.
Gayem iyi bir insan olmak ve öyle ölmek.Як частину божественної волі «людина добра» сприймає й смерть.
Özellikle hukuki sorunlarda gayet yetenekli isdi.Особливо був вправний у методах припікання.
Bunlardan başka bir yapı olmayıp gayet boş bir kaleydi.А тут — нічого, просто порожнє місце.
Bu politikası gayet güçlü olan Bahri Memluklularıni kliğini ondan gocundurdu.Саме така політика задовольняла його консервативний характер.
Seçim gayet uzun sürdü ve seçmenler arasında çatışmalar çıktı.Знадобилося багато часу і було дуже багато суперечок між двома клубами.
Fiyat/Verim açısından tüketiciyi gayet memnun edecek şekilde tasarlanmıştır.Завдяки хорошому відношенню ціна/якість автомобіль добре продавався.
Nicholson ve Carlisle elektrik akımı konusunda gayet başarılı sonuçlar elde etmiştir.Ніколсон і Карлейл відкрили електроліз.
Buda: Ben acıyı gayet iyi biliyor ve görüyorum, Kasapsa.Безумовно, що він знав і цікавився «Ареопагітиками», знав Апокаліпсис.
Buna karşılık İskoçya'da durum gayet değişik olmuştur.Зовсім протилежна ситуація в Іспанії.
Rugerrio adlı bir şövalye kısa olacak ama gayet şanlı bir hayat yaşamaya başlamıştır.Hrdinnému rytíři Ruggierovi je určen krátký, ale slavný život.
Hükümdarlığının ilk yılları gayet huzurlu geçti.Několik prvních roků jeho vlády bylo klidných.
Sezonun ilk yarışı olarak Avustralya Grand Prix, gayet çekişmeli geçmiştir.V prvním závodě sezóny, Grand Prix Austrálie, musel odstoupit.
Gayet şiddetli bir fırtına esmektedir.Všichni si myslí, že se blíží pořádná bouřka.
Julia gayet zor duruma düşmüştür.Julia má dnes velmi poškozený hlas.
İlk başta işler gayet iyi gidiyordu.Let probíhal zpočátku velmi dobře.
45 tane gayet çabuk değişen sahne ve 69 tane kısa şarkı bulunmaktadır.V rychlém spádu následuje 45 krátkých scén a písní.
Kafatası iri ve beyin gayet büyüktür.Jejich lebka i mozkovna jsou velké.
Fakat bu sefer gayet başarısız oldu.Tentokrát již uspěl.
Tigurinuslyr gayet büyük bir sürprize uğramışlardı.Kondiaronk vyjádřil naoko velké překvapení.
Sosyal davranışları gayet iyi gelişmiştir.Mají také vysoce vyvinuté společenské chování.
Daha çocukken gayet zeki olduğu anlaşılmıştı.Již v dětství projevoval mimořádně vysokou inteligenci.
Kanalın yapılması için gayet büyük sayıda işçi kullanıldı.Pro plné využití věže bylo zapotřebí mnoho vojáků.
Gayet hareketli ve cesurdu.Přesto se choval hrdě a statečně.
Üstelik benim değerlerim gayet safiyane şeyler.I naše názory jsou asi trochu konzervativní.
Temel gayeleri ise Kosova ve Arnavutluk'un birleşmesiydi.Také podporoval sjednocení Kosova s Albánií.
Ailesinin bir arada kalabilmesi hayattaki en büyük gayesidir.Pro jeho otce je to nejsilnější okamžik jeho života.
Kont bundan gayet üzüntü duyar ve ondan ayrılmaya hazırlanır.Hrabě jej odzbrojí a před odchodem jej urazí.
Her şey gayet açık.Nám je to jasné, úplně jasné.
O dönemde bu gayet aci verici, tehlikeli ve rizikolu bir tip proseduru idi.Řekl jí, že je taková akce šílená a moc riskantní.
Floransa halkı bundan gayet hoşnutsuz olarak karşıladı.V jinak nepříliš příznivé oblasti Florence neočekávaně zesilovala.
Satirino gayet alaylı bir şekilde kadınların hep vefasız olduklarından yakınır.Na druhou stranu není pochyb o tom, že byl Tennyson silně přitahován ženami.
Huascar gayet prestij ve halkın sevgi ve saygısını kaybetmiştir.Haakon rychle ztratil veškerou podporu a oblibu u lidu.
Gayet acele Anadolu tarafına geçirildi.Uskočili rychle stranou.
Hayatı gayet sıradan ve mutlu bir şekilde ilerliyordu.Dělala můj život tak živým a vášnivým.
Bu kralın moraline gayet fena tesir etti ve onu gayet üzdü.Královnu jeho smrt hluboce zasáhla a oplakala ho.
Özellikle hukuki sorunlarda gayet yetenekli isdi.Do diskusí přispěl vynikajícími právnickými znalostmi.
Bu konuların gayet gerçekçi ve hatasız işlendiği gayet açıktır.Samotný text je nepřesný a zavádějící.