gülü ile cümle

gülü kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
(Gülüşmeler) MM:(Laughter) MM:
(Müzik) (Dinazor kükremesi) (Gülüşmeler)(Music) (Dinosaur roaring) (Laughter)
(Gülüyor) Şöyle ki, bu bir sihirbazlık numarası değil.(Laughs) So, it's not magic.
Biliyorsun ki, oda arkadaşın bir seri katil tek gözün açık uyumalısın (gülüşler)[Laughter] Okay? And you are finding God in prison.
Yoksul adam bu neşesiz gülüyor verdi.The poor chap gave one of those mirthless laughs.
Satır Park taksi aşağı çekmek istiyorum! "Jeeves babadan gülümsedi.I want to take a taxi down to Park Row!" Jeeves smiled paternally.
Bu yüzden bu tür kelimeleri işitme göğüslemiş ve montajı üzerinde güleryüzle gülümsedi.So I braced on hearing these kind words and smiled genially on the assemblage.
Ben hoşgörülü bir gülümseme ile Motty hızlı çalışması kabul olmalıdır.I should have regarded Motty's rapid work with an indulgent smile.
"Ben, Sayın Biber gelmek başardık çok mutluyum," dedi, bana gülümseyerek dedi."I am so glad you were able to come, Mr. Pepper," she said, smiling at me.
Sonrada " Sağlık sigortamı kabul edermisin?" diye ekledi (Gülüşmeler)And then he said, "Do you accept my health insurance?" (Laughter)
Dua ederken gökyüzüne baktığımda, senin sevimli gülüşü tutuyormuş gibi hissediyorumWhen I look up at the sky as I pray, I feel as if I can hold your dear smile.
Gülüşün yarınlarımı aydınlatacak ve gükyüzünde güneş olacakYour smile will be the light leading me to tomorrow, and towards the sun in the sky.
Ama bir tane keçinin ırzına geç..." (Gülüşmeler)But you fuck one goat ... " (Laughter)
Hikaye anlatmak (Gülüşmeler) fıkra anlatmaktır.Storytelling -- (Laughter) is joke telling.
Gülümseyin, gülümseyin.Smile. Smile.
İyice gülümseyin.Smile, friendly.
Aslında bence koktivor demeliyiz -- (Gülüşmeler) yemek pişirmek anlamına gelen coquere kelimesinden.I would say, we should call ourselves coctivors -- (Laughter) from coquere, to cook.
(Gülüşmeler) Kanıta dayalı tıp alanında olmasına göz yumduğumuz şey bunun bire bir aynısı.But this is exactly what we blindly tolerate in the whole of evidence-based medicine.
Burada komplikasyon, zatürre ve ölüm kavramlarının tıbbi terminolojideki karşılığı (Gülüşmeler)Complications is a medical euphemism for pneumonia and death. (Laughter)
İki metre uzağa gitti, arkasına döndü ve gülümseyerek dedi ki,She gets six feet away, turns around, smiles and goes,
Google'ın lobisinde böyle bir alet hoş olurdu. (Gülüşmeler)(Laughter)
(Ağzıyla ritim tutuyor) (Gülüşmeler) (Alkış)(Beatboxing) (Laughter) (Applause)
"Bu hangi dilde konuşuyor"... (gülüşmeler)"What language is he speaking?" (Laughter)
Kadınlara soruyorum, "Ne sıklıkta regli oluyorsunuz?" (gülüşmeler)(Laughter)
Yani -- (Gülüşmeler) eğer ben iyi bir Darwinciysem, bunun bir sebebi olduğunu düşünmem gerekir.I mean -- (Laughter) if I'm a good Darwinist, I've got to believe there's a reason for that.
Tamam, buraya geliyor, gülümse.Okay, here she comes, smile.
Bunlar birinde, gerçek olanı alıp... (Gülüşmeler)One of them is to take that real ... (Laughter)
Gülümse, ahbap.Smile, dude.
# Devam edeceğim gülümsemeye# I will keep on smiling
Niçin gülüyorsun?Why laughing?
Yerken de gülüyorlardı.They laughed as they ate me.
Bilgisayara gülümse!Smile for the laptop!
Ben, "Kate, sen ne yapmak istiyorsun?" derim. (Gülüşmeler)And I say, "Cate, what do you want to do?" (Laughter)
Multimilyonerdir ve sanırım bu yüzden bu fotoğrafta gülümsüyor.He's a multi-millionaire, and I think that's why he's smiling in this photograph.
Tavsiyeniz var mı? (Gülüşmeler)(Laughter)
(Gülüşmeler) (Alkışlar) (Gülüşmeler)(Laughter) (Applause) (Laughter)
Bu da yetmezmiş gibi, ve de sizlerin "yetmez" cevabınızdan yola çıkarak -- (Gülüşmeler)And if that wasn't enough, and judging by your response, it's not ... (Laughter)
Bunu bir gülü budamak gibi düşünebilirsiniz.You can think of it a bit like pruning a rosebush.
Gideceğimi ya da yapacağımı ben önermiyorum, ama ... (Gülüşmeler)I wasn't suggesting that I was going to go and do it, but ... (Laughter)
Ve bol bol da gülüyoruz.And we laugh a lot.
"Ooo, yapma ama!" dedim. (Gülüşmeler)(Laughter)
(Gülüşmeler) Adamın birazdan geri gelip şöyle diyeceğini düşündüm,Thought the guy was going to come back and be like,
(Gülüşmeler) 5 gram satın aldım.(Laughter) I bought five grams. 10 dollars.
(Gülüşmeler) O zamana kadar şakalarımı anlatmaya devam edeceğim.(Laughter) Til then, I'll keep telling jokes.
(Gülüşme) (Gülüşme)They're quite fun.
Stewart Brand muhtemelen tam merkeze bir micro-nükleer reaktör koyardı. (Gülüşme)Stewart Brand would put a micronuclear reactor right in the center, probably.
Big Dig (Gülüşme)The Big Dig -- (Laughter)
Bu yüzden aracın yayalarla iletişim kurabileceği stratejiler geliştiriyor,--(Gülüşme)So he's developing strategies so the vehicle can communicate with pedestrians, so -- (Laughter)
Bu projenin en sevdiğim yanı, daha olmayan bir sorunu çözmüş olması--(Gülüşme) (Gülüşme) (Alkış)What I love about this project is he solved a problem that doesn't exist yet, so -- (Laughter)
Biliyorsunuz, burası Starbucks. (Gülüşme)This is Starbucks, you know.
Ve işler böyle gidiyordu. (Gülüşmeler)(Laughter)
(Gülüşmeler) 21. Peki güzel.(Laughs) 21.
Tanrının siz siz olduğunuz zaman gülümsediğini biliyor muydunuz?When my little kids -- when my kids were little -- they're all grown now, I have grandkids --
(Gülüşmeler) Milgram Psikiatristlere soruyor,So Milgram asks 40 psychiatrists,
Ah, Mark -- (gülüşmeler)Ah, Mark -- (Laughter)
(gülüşmeler) 1,860 -- iyi miyim? (gülüşmeler)(Laughter) 1,860 -- am I good?
(gülüşmeler) Şanslı hissediyor muyum?(Laughter) (Shouting) Am I feeling lucky?
(gülüşmeler) 2001 Mart ayında -- (gülüşmeler)(Laughter) In March of 2001 -- (Laughter)
Ben bilmiyorum. (gülüşmeler)I don't know.
Özür dilerim. (Gülüşmeler)(Laughter)

İlgili Sayfalar