gücün ile cümle
gücün kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Rosie the Riveter yaygın olarak feminizm ve kadınların ekonomik gücünün bir sembolü olarak kullanılır.Oggi, Rosie the Riveter è comunemente usata come simbolo del femminismo e del potere economico delle donne.
Ayrıca, Glaedr ona Galbatorix'in gücünün sırrını da açıklar: Eldunarí, kalplerin kalbi.Eragon viene anche a conoscenza della fonte del potere di Galbatorix: gli Eldunarí, o cuori dei cuori.
1842'de John Hutchinson, spirometreyi icat etti ve bu sayede nefes gücünün ölçümü mümkün kılındı.Nel 1842, John Hutchinson inventò lo spirometro che permise di misurare la capacità vitale dei polmoni.
General Franco 20 Kasım 1975 tarihinde vefat ettikten sonra aile siyasi gücünü kaybetti.Il Generale Franco morì il 20 novembre 1975 e la famiglia perse il suo potere politico.
Ölüm Yiyenler onun büyü gücünden daima korkmuşlardır.Pur temendola, è uno degli adoratori della Morte.
Gücün SI birimi watt'tır.La sua unità di misura è il watt.
İmparatorluk gücünün törensel merkezindedir ve Çin'in ayakta kalabilmiş en büyük ahşap yapısıdır.Era il centro cerimoniale del potere imperiale e la più grande struttura in legno sopravvissuta in Cina.
6. yüzyıl Roma deniz gücünün yeniden doğmasıyla tanınır.Il VI secolo segnò la rinascita della potenza marittima romana.
Süveyş Krizi, Britanya'nın Orta Doğu'daki gücünü zayıflatsa da tamamen yok etmedi.Nonostante che la crisi di Suez avesse indebolito il potere britannico in Medio Oriente, esso non cadde.
Kilise artık kendisine ait çeviriyi etkin biçiminde dikte edebilme gücüne sahip değildi.In tali condizione la Chiesa non poteva più imporre in maniera efficace il proprio punto di vista.
Böylece Logan yenilenme gücünü kaybeder.Durante la trasformazione, Logan perde il suo fattore rigenerante.
O sadece en acil durumlarda gücünü kullanır.Vola solo in caso di emergenza.
Ayırt etme gücünden yoksundur.È privo della capacità di discernere.
Ta ki kötülüğün gücünü hissetmeye başladıkları ana kadar...Così ciò mi fece iniziare a riflettere sul male...
O dünyanın gücüne güç kattı ve Alexstrasza'nın en büyük destekçisi oldu.Crede nella sopravvivenza del più forte e diventa rivale di Aladar.
Mişin, Korolyov'un siyasi kıvraklığına ve gücüne sahip değildi.Mišin non aveva l'autorità politica e la capacità di affrontare la concorrenza dimostrata da Korolëv.
Barbara Jeliç çok etkili bir hücum gücüne sahipti.Robin Haase possiede un servizio molto potente.
Hangi kağanın işini-gücünü çeviriyorum” demiş.Volli scrivere quel documento di mio pugno”.
Teknoloji gücüne sahiptir.Ha la tecnologia per farlo.
Ama maskeyi takıp, gücünü kullanmayı başarır.Devi mentire, metterti la maschera».
Devrim Çarlığı kaldırmaz iken, gücünü kısıtlamakla yetinmişti.Quando scoppiò la rivoluzione, mantenne delle posizioni moderate.
Aynı yıl yayınlanan yazılarda ise devrimin itici esas gücünün Kore Halk Ordusu olduğuna vurgu yapılmıştır.Lo stesso articolo del novembre 2014 sosteneva che la corruzione è endemica nel esercito iracheno.
Roma'nın tüm gücünü güvence altına aldı ve hazineyi zenginleştirdi.Egli consolidò il potere di Roma e assicurò la ricchezza e la prosperità dello Stato romano.
Ancak yeniden dirilmiş, bütün kötülüğünü yaymak için tüm gücünü kullanmıştır.Egli, determinato a salvarle la vita ad ogni costo, accetta serenamente il suo destino.
Görünmez olma gücüne sahiptir.Ha l'abilità di rendersi invisibile.
Fakat hiçbir zaman eski gücünde olmadı.Non perdete mai questa forza.
Gücünü topraktan alır.Potere tampone del terreno.
Müslümanlar halifenin gücünden korkarlardı.I musulmani ebbero la meglio sui nemici.
Halife Müstekfi tamamen de idare ve iktidar gücünü kaybetti.L'alternativa era perdere onore e potere.
Kendisi Hava meleğidir ve iyileştirme, hatta ölüleri canlandırma gücüne sahiptir.Raphael è l'angelo della Guarigione ed elementale dell'Aria ed è in grado di resuscitare i morti.
Chayyah ruhun ilahî yaşam gücünün idrak edilmesine imkân veren parçasıdır.Chayyah (חיה): la parte dell'anima che permette di acquisire consapevolezza della forza vitale divina.
Böylece onlar çoğu kez bir yaşam gücünün doğadaki tezahürleri olarak görülür.Spesso sono loro che si occupano dell'accumulo di potere dell'esistenza.
Yengeç burcu olan insanlar,gücünü Ay'dan alır.Gli incantatori arcani traggono il loro potere dalla stessa vita.
Bu gücün büyüklüğü Coulomb'un ters kare kanunuyla belirlenir.L'intensità di tale forza è determinata dalla legge di Coulomb.
Topraktan alınan ateşin gücünü içerir.Possiede il potere della Fiamma del Deserto.
Gücünü kelliğinden alır.Usa la tua forza di volontà.
Gücünü arka tekerleklere ileten iki ayrı elektrik motorundan alan HU-GO böylece 17 beygir güç üretmektedir.La ReCharge utilizza due motori elettrici Hi-Pa Drive solidali alle ruote.
İnsanlarda büyü gücü ve büyü gücünden yoksunluk, doğuştan gelen bir özelliktir ve kalıtım yoluyla aktarılır.Negli umani, la magia o la mancanza di essa è un attributo innato.
Hanedanın gücünü doruk noktasına çıkarmış, başkenti Nanjing'den Pekin'e taşımıştır.Questa era una scusa per spostare la capitale della nuova repubblica da Nanchino a Pechino.
136 HP gücündedir.136 pagg.
Bu diriliş sonucu Liz'in gücünü de almıştır.It's Like That presenta la voce aggiuntiva by Liz.
Hyarmendacil I döneminde, Gondor gücünün doruklarındayken sınırları Umbar'a kadar uzanmaktaydı.Durante il regno di Hyarmendacil, i confini di Gondor raggiunsero la loro più ampia espansione.
Böylece Authority tüm gücünü kaybeder.In questo modo Jesi perde ogni autonomia.
Tek yakıt kaynaklı bu motorun en büyük özelliği itiş gücündeki artıştı.Tuttavia, il più grande miglioramento è l'aumento della potenza del motore.
Kadının seksi aşağı konumdadır ve tepkisiyle erkek gücünün ölçümü olarak görev yapar.Questa volta però funge da riserva e svolge esclusivamente le funzioni di quarto uomo.
Onun kişiliği Tanrı’nın gücünü gösteriyordu, yüceliği kendi yaptıklarının sonucu değil, inayetinin sonucuydu.Ciò che l'uomo poteva vedere di Dio non era il Dio in se stesso (la sua sostanza) ma i suoi effetti.
Fakat tüm bunlar esas olarak, firavunun gücünü pekiştirmekteydi.Il tutto, naturalmente, seguitando a tenere in mano i fili del potere.
Hayatı ailesinin ekonomik gücünden bağımsız olarak yaşamaya karar verir.Tuttavia fu persuaso a dedicare le proprie energie al benessere economico della sua famiglia.
Bu arada Baldwin, Selahaddin Eyyubi’nin Mısır'daki ana askeri gücüne bir saldırı planlıyordu.Poco dopo, Baldovino avviò i preparativi di un attacco al cuore del dominio di Saladino, l'Egitto.
Bu yapıtın kahramanı da aşkın ve ölümün gücüne yenik düşer.Il fato è l'unico poter che può superare quello di Amore e Morte.
Herkes Sparda'nın gücünün peşindedir.Tutti presentano al dritto la testa di Apollo.
Göz gücünün yanı sıra Taijutsu ve Ninjutsu'ya da hakimdir.Anche se non lo sembra, è un'hacker esperta; è anche appassionata di ninja e ninjutsu.
Koku gücünü göstermiştir.Usare profumi.
Cumhuriyetin siyasal gücünü hemen ve tek başına eline geçirmek istemekteydi.È stato sferrato un colpo alla dirigenza politica del Paese, alla sua autorevolezza.
Şiddetin, gücün tecessüsüdür (cismanileşmesi).La violenza è il mio forte!
Mary aşkın gücüne inanır.Мэри верит в силу любви.
Bu sadece senin hayal gücün.Это просто твоё воображение.
Az görmenin bazı avantajları vardır; örneğin, o hayal gücünü geliştirir.У плохого зрения есть некоторые свои плюсы, например - оно развивает фантазию.
Soru sormak, otoritenin sınırsız gücüne isyan etmek demektir.Задавать вопросы - означает восставать против неограниченной власти.
İsa, mezmurlara göre yalnızca Tanrı'ya tabi olan ki yaşam kitabındaki isimleri silme gücüne sahiptir.Исус имеет власть изглаживать имена из книги жизни, что согласно псалмам, подвластно только Богу.