gücünü ile cümle
gücünü kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Kanal, son gücünü kullanarak ekibi odadan dışarı ışınlar.Для прохождения дистанции команды должны использовать свои веревки.
Bu da Sovyet halkının alım gücünün hızla yükselmesini sağladı.Тем самым, способствовал быстрому продвижению советских войск.
Kısa sürede başarılı bir sanatçı haline geldi, zengin bir hayal gücünün ürünü olan eserler verdi.Был плодотворным автором, оставил богатое наследие.
Devrim Çarlığı kaldırmaz iken, gücünü kısıtlamakla yetinmişti.Однако Революция не собиралась снижать свои темпы.
İradenin düşünsel gücünü temsil eder.Говорить то, что думаешь / Справедливость силы.
Rosie the Riveter yaygın olarak feminizm ve kadınların ekonomik gücünün bir sembolü olarak kullanılır.أستخدمت روزي ريفيتر عادة باعتبارها رمزا للنسوية والقوة الاقتصادية النسائية.
1842'de John Hutchinson, spirometreyi icat etti ve bu sayede nefes gücünün ölçümü mümkün kılındı.في عام 1842، اخترع جون هتشنسون مقياس التنفس spirometer، والذي أتاح قياس السعة الحيوية للرئتين.
Müttefik Güç Harekâtı o zamanki Yugoslavya Federal Cumhuriyeti'nin askerî gücünü hedef aldı.واستهدفت عملية القوة المتحالفة القدرات العسكرية لما كان آنذاك جمهورية يوغوسلافيا الاتحادية.
Allah Cebrail’e, “Bu kuluma kırk yiğidin gücünü verdim” dedi.قال: فأتاني أربعة من المشركين من أهل مكة.
İsveç iş gücünün yaklaşık %70'i sendikalaşmıştır.حوالي سبعين في المئة من القوى العاملة السويدية هي نقابية.
Bu yasa, İngiltere’deki Kutsal Kitap tartışmaları hakkında Roma’nın karar verme gücünü yok ediyordu.كانت تلك النقطة نقطة قوة لروما في إنجلترا لتقرر الخلافات المتعلقة بالكتاب المقدس.
Süveyş Krizi, Britanya'nın Orta Doğu'daki gücünü zayıflatsa da tamamen yok etmedi.قد تكون أزمة قناة السويس تسببت في إضعاف قوة بريطانيا في الشرق الأوسط ولكنها لم تنهار بعد.
Roma’nın gücünün kırılması küçük küçük adımlarla sürdü.تضاءلت قوة روما شيئًا فشيئًا.
Bu eğitimli nüfus, teknoloji ağırlıklı yatırımların gereksinim duyduğu iş gücünü oluşturur.هذا المجتمع المتعلم والمُجِيد للتكنولوجيا يخلق قوة العمل اللازمة للاستثمار بشكل رئيسي.
Yiyecek fazlalığı ve nüfus yoğunluğu iş gücünün artmasına ve farklı alanlara yayılmasına imkan sağladı.ان وفرة الطعام وكثافة السكان جعلت تقسيم العمالة أمر ممكن.
Calvin o tarihlerde Cenevre'de zayıflayan gücünü korumak için mücadele veriyordu.لسوء حظ سيرفيت، كان كالفين في هذا وقت يحارب لإبقاء قوته الضعيفة في جنيف.
Elaizer'ın gücü vampirlerin özel güçlerini görmektir ve Bella'nın özel gücünü görür.واظهرت القوة الخاصة لمصاصين الدماء ، والقوة الخاصة لبيلا.
1907'de Georges Clemenceau otomobil kullanan ilk mobil polis gücünü oluşturur.ويعد جورج كليمنصو أول من خلق قوة شرطة متنقلة ومستخدمة للسيارات عام 1907.
Bu şiir ise yaratıcı hayal gücünü ifade için yapılan hazırlığın bir parçasıdır.”ووصف هذا الموقف بأنه "جزء من التطور الشامل لشكل الرواية التصويرية".
Hanedanının gücünü genişleterek aile üyelerini müşteri devletlerin tahtlarına yerleştirdi.وقام بتمكين أفراد أسرته من عروش الدول العميلة، موسعاً نطاق سلطة العائلة.
Japonya geniş askeri gücünü imparatorluğun korunması için gerekli görüyordu.كان وجود أسطولًا ضخمًا أمرًا ضروريًا من أجل هزيمة اليابان.
Yediği şeytan meyvesi kendisine ateşin gücünü vermiştir.عند التبشير أهين بأنه شيطان وأن له صلة بالجحيم.
Kendi Irkından oyuncuya saldırıldığında hücum gücünün %50-si saldıran ordu üzerinden kaldırılır.نسبة سقوط الأدوات منك عندما يتم قتلك من أحد اللاعبين سوف تنقص إلى 50%.
Ancak İngiliz silahlarının gücünü küçümsediler.قوة أسلحة الإنجليز.
Turbo sayesinde Dizel motorların gücünün benzinli motorlara nazaran daha fazla olması mümkün olmaktadır..ومع التوربو فيمكن أن يكون قوة محرك الديزل أكثر من ذلك مقارنة مع محركات البنزين.
Gücünü cihazın güç kaynağından dahili olarak temin eder.والتي يُزَود بها الجهاز بواسطة منبع قدرة مناسب.
Gücünün zirvesinde, yüzlerce aktif üyeye sahipti.له مصنفات كثيرة، بلغت نحو مائة مصنَّف.
Aktinometre, radyasyonun ısıtma gücünü ölçer.لذا يتم تحديد درجة الحرارة عن طريق قياس الإشعاع.
Bu kullanılmayan işleme gücünün boşa gitmesi manasına gelir.قد يكون أنه فقد الثقة في معالجة هذا النوع.
Japonya geniş askeri gücünü imparatorluğun korunması için gerekli görüyordu.A grande força militar do Japão era considerada como essencial para a defesa do império.
Carrie aslında telekinezi gücünün olduğunu keşfeder.Carrie descobre que possui poderes telecinéticos.
Bu da tahrip gücünü katlar.Isso aumenta muito seu poder de destruição.
Şarkı Anne Karine'in sevginin yenilenme gücünü söyleyerek ilham verici bir numarası.A canção é uma balada em que Anne Karine canta sobre o poder regenerativo do amor.
Bunun sonucunda Claudius etkinliğini artırmak için senatonun gücünü kısıtlamak zorunda kaldı.Como resultado, Cláudio viu-se obrigado a reduzir o poder do senado para poder governar com maior eficácia.
Emir Gazi, bu sayede siyasi gücünü arttırdı.Mircea conseguiu, dessa forma, aumentar o seu poderio militar.
Bu tarz olaylar Türkiye'nin günümüzde dünya üzerindeki gücünü pekiştirdi.Essa série de acontecimentos afetou muito a influência mundial que a Turquia possui nos dias de hoje.
Motor gücünü 5 ileri oranlı manuel "Tip 901" şanzıman ile iletmekteydi.Era equipado com uma transmissão manual de cinco marchas na configuração transeixo, "Type 901".
İmparatorluk gücünün törensel merkezindedir ve Çin'in ayakta kalabilmiş en büyük ahşap yapısıdır.É o centro cerimonial do poder imperial, e a maior estrutura em madeira sobrevivente na China.
Oluşturulan bu yapay dünyada yapacaklarınız yalnızca hayal gücünüz ile sınırlıdır.Seu infinito mundo existe apenas na sua imaginação.
Rakibe temas yapmasını gerektiren saldırıların gücünü %30 oranında arttırmaktadır.Segundo os especialistas Russos o potencial de combate foi aumentado em 30%.
Miusa : Müzik gücünü kullanır.São Paulo: UOL Música.
Lekapenos sonunda Aralık 920 tarihinde kıdemli imparator olarak tac giyene kadar gücünü artırdı.Lecapeno foi gradualmente assumindo mais poderes, até que foi coroado imperador sénior em dezembro de 920.
Prens ve Malik Ratash'ı öldürür gibi görünür ve Malik onun gücünü emer.O Prince e Malik parecem ter matado Ratash, e Malik absorve o seu poder, estilhaçando sua parte do selo.
Bir tanrının gücünün görülür tezahürü o tanrının basıdır; örneğin güneş Ra'nın basıdır.Qualquer manifestação visível do poder de um deus pode ser chamada de ba; assim, o sol foi chamado ba de Ra.
Bunun üzerine kral, bütün gücünü derebeylerine karşı kullandı.É então que o rei mobiliza para o seu exército todos os homens disponíveis.
Dillon bu gücünü kendi çıkarları için kullanmışır.Curião fez o mesmo com as suas forças.
İş gücünün büyük kısmını servis sektörü ve hükümet karşılar.A maior parte da força de trabalho está empregada no setor de serviços e no setor administrativo.
Bireylerin bu gücü toplumun gücünü oluşturur.O poder político se origina dessa necessidade que as pessoas têm de viver em sociedade.
Halkın %49'u ise "Tanrı'nın ve ruh gücünün varlığına tamamen" inanmaktadır.45% "acreditam que exista algum espírito ou força vital".
İkinci sezonda gücünün daha büyük olduğunu fark eder.Na segunda temporada, sua aparência fica mais jovem.
919: Leo Fokas (yaşlı)'nın Romanos Lekapenos'un gücünü almak için yaptığı başarısız isyanı.919: Revolta fracassada de Leão Focas, o Velho contra o golpe de Romano I Lecapeno.
Bu arada gizli gücünü keşfeder.Esconde efetivamente o seu poder.
Kroesus, Lidya´yı gücünün zirvesine taşımıştı.Carson Daly continuou no comando da atração.
Hizmet işkolu, iş gücünün %27'sine istihdam sağlamaktadır.No entanto, a agricultura ainda respondia por 27% do emprego.
Böylelikle bu alandaki gücünü de göstermiş oldu.Também nesta posição mostrou o seu talento.
Calvin o tarihlerde Cenevre'de zayıflayan gücünü korumak için mücadele veriyordu.João não estava disposto a enfraquecer sua autoridade na França dessa maneira.
ABD, düşmanlarını yok etmek için üstün hava gücünü ve üstün teknolojisini kullanır.USA - Usam a mais alta tecnologia para desenvolver seu exército.
İktidar, yönetme gücünü elinde bulunduran kişi ya da kişiler.É o estado de quem ou do que tem liberdade ou autonomia.
İçinde başarı yattığı için gücünü her zaman sına.Faz o Teu espírito inflamar sempre dentro de nós.
Fransa’nın gücünü azaltarak sınırlarını sağlama almak.A necessidade de manter as linhas de comunicações com França obrigava-os a retirar.