Tom Mary'nin ne söylemeye çalıştığını güçlükle işitebiliyordu.Tom could barely hear what Mary was trying to say.
Tom güçlükle yürüyebiliyordu.Tom could hardly walk.
Tom Mary'yi görmek için güçlükle bekleyebiliyordu.Tom could hardly wait to see Mary.
Tom tekrar yüzmeye gitme fırsatını güçlükle bekleyebiliyordu.Tom could hardly wait for the chance to go swimming again.
Tom acıya güçlükle katlanabiliyordu.Tom could hardly stand the pain.
Tom gözlerine güçlükle inanabiliyordu.Tom could hardly believe his eyes.
Tom yemeğini güçlükle ödeyebildi.Tom could hardly afford to pay for his meal.
Tom geçen yıl aldığı pantolona güçlükle sığabildi.Tom can hardly fit into the jeans he bought last year.
Tom gözlükleri olmadan güçlükle görebilir.Tom can barely see without his glasses.
Birçok güçlükle karşılaşıyor.He is facing many difficulties.
Tom güçlükle Mary'yi tanıdı.Tom scarcely recognized Mary.
Kulaklığım olmadan güçlükle duyabiliyorum.I can barely hear without my earphone.
Yaşlı kadın merdivenleri güçlükle tırmandı.The old woman climbed the stairs with difficulty.
O, güçlükle konuşabiliyor.She can hardly speak.
O güçlükle okuyabiliyor.He can barely read.
Onu güçlükle görüyorum.I can barely see it.
Köpek güçlükle nefes aldı.The dog breathed with difficulty.
Seni güçlükle duyabiliyorum.I can barely hear you.
Güçlükle nefes alabiliyorum.I can hardly breathe.
Pekala, Tom'u güçlükle suçlayabilirsin, değil mi?Well, you can hardly blame Tom, can you?
Güçlükle hayatta kaldık.We barely survived.
Seni güçlükle tanıyorum.I barely know you.
Sınıfın geri kalanına güçlükle ayak uydurabiliyorum.I can barely keep up with the rest of the class.
Seni güçlükle görebiliyorum.I can barely see you.
Güçlükle görebiliyorum.I can hardly see.
Güçlükle ayakta durabiliyorum.I can hardly stand.
Tom'un sorununu güçlükle reddedebildim.I could hardly refuse Tom's challenge.
Tom'un yardımını güçlükle reddedebildim.I could hardly refuse Tom's help.
Dün gece güçlükle uyuyabildim.I could hardly sleep last night.
Tom'u güçlükle tanıyorum.I hardly know Tom.
Tom'u güçlükle tanıdım.I hardly recognized Tom.
Mary'yi güçlükle hatırlıyorum.I hardly remember Tom.
Tom'u gördüm ve onu güçlükle tanıyabildim.I saw Tom and could barely recognize him.
Tom bütün güçlüklere rağmen onu yaptı.Tom did it in spite of all the difficulties.
Tom güçlükle nefes alabildi.Tom could scarcely breathe.
Ben bu sorunu güçlükle çözdüm.I solved this problem with difficulty.
Gök gürültüsü o kadar yüksekti ki birbirimizi güçlükle duyabiliyorduk.The thunder was so loud that we could barely hear each other.
Onun yazısını güçlükle okuyabilirim.I can barely read his writing.
Onu bir dahaki görüşünde Tom'u güçlükle tanıyacaksın.You'll hardly recognize Tom the next time you see him.
Tom ve ben güçlükle birbirimizi tanıyoruz.Tom and I barely know each other.
Tom ve Mary güçlükle birbirlerini tanıyorlar.Tom and Mary barely know each other.
Tom güçlükle testi geçti.Tom barely passed the test.
Tom güçlükle yüzebilir.Tom can barely swim.
Tom maaşıyla güçlükle geçinebiliyor.Tom can hardly support himself on his salary.
Tom nefretini güçlükle gizleyebildi.Tom could barely conceal his disgust.
Tom heyecanını güçlükle gizleyebildi.Tom could barely conceal his excitement.
Tom öfkesini güçlükle kontrol altına alabildi.Tom could barely contain his anger.
Tom gülümsemesini güçlükle gizleyebildi.Tom could barely hide his smile.
Tom Fransızca olarak güçlükle meramını anlatabildi.Tom could hardly make himself understood in French.
Tom öyle travma geçirmiş ki güçlükle konuşuyordu.Tom was so traumatized he could barely speak.
Onu güçlükle tanıyorum.I hardly know her.
Yaza kadar güçlükle bekleyebilirim.I can hardly wait until summer.
Onu güçlükle görebiliyorum.I can hardly see him.
Güçlükle nefes alıyordu ama o bilinçliydi.He was breathing with difficulty, but he was conscious.
Tom gerçekten kötü. Onun nabzını güçlükle hissedebiliyorum.Tom's really bad. I can barely feel his pulse.
Tom yemeğine güçlükle dokundu.Tom has barely touched his food.
Tom buna güçlükle inanabildi.Tom could scarcely believe it.
Tom güçlükle Mary'ye ayak uydurabildi.Tom could barely keep up with Mary.
Tom güçlükle uyanık kalabildi.Tom is barely able to stay awake.
O güçlükle bir seçenek.That's hardly an option.