Siz güçlükle duyabiliyorum.I can hardly hear you.
Dün gece, son trene güçlükle yetiştim.Last night, I barely made the last train.
Bir kamyon tarafından çarpılmaktan güçlükle kaçtım.I barely escaped being hit by the truck.
Güçlükle yürüyebiliyorum.I can hardly walk.
O kadar karanlıktı ki onlar güçlükle görebiliyorlardı.It was so dark that they could hardly see.
Yaşlı kadın merdivenlere güçlükle tırmandı.The old lady climbed the stairs with difficulty.
O çocuk ayakkabılarını güçlükle bağlayabildi.That child could barely manage to tie his shoes.
Onlar projeyi bitirmek için çok güçlüklere katlandılar, duyuyorum.They have taken great pains to finish the project, I hear.
Beyaz yakalı işçiler birçok güçlüklerle karşı karşıya.White-collar workers face many difficulties.
Kate güçlükle Çince konuşuyor.Kate can hardly speak Chinese.
Trene güçlükle yetişebildim.I barely managed to catch the train.
Seni görünceye kadar güçlükle bekleyebiliyorum.I can hardly wait till I see you.
9:20 trenini güçlükle yakaladım.I barely made the 9:20 train.
Ben şimdi güçlükle çalışabiliyorum.I can hardly work now.
Güçlükle trene yetiştim.I barely caught the train.
Haberi dinlemek için güçlükle bekleyebildim.I could hardly wait to hear the news.
Acıya güçlükle katlandım.I could hardly endure the pain.
O kadar yorgunum ki güçlükle yürüyebiliyorum.I am so tired that I can hardly walk.
Ben ona büyük güçlükle bir yanıt verdim.I gave an answer to him with great difficulty.
Ödevimi güçlükle bitirdim.I finished my homework with difficulty.
Gözlüğüm olmadan güçlükle görebiliyorum.I can hardly see without my glasses.
Söylediklerini güçlükle anlayabiliyorum.I can hardly understand what he says.
Onun söylediklerini güçlükle anlayabiliyorum.I can hardly understand what she says.
Ben gözlerime güçlükle inandım.I scarcely believed my eyes.
Seyirci konserin başlamasını güçlükle bekleyebildi.The audience could hardly wait for the concert to begin.
Bazı yıldızlar çıplak gözle güçlükle görülebilmektedir.Some stars are hardly visible to the naked eye.
Ona güçlükle inanabildim.I could hardly believe him.
O kadar yorgundu ki güçlükle yürüyebiliyordu.He was so tired that he could hardly walk.
O, görüşmede güçlüklere katlandı.He took great pains in the negotiation.
Haberi duymak için güçlükle bekleyebildi.He could hardly wait to hear the news.
Kalabalığın içinde güçlükle ilerledi.He muscled his way through the crowd.
Bu dönem güçlükle eğitim yaptı.He has hardly studied this term.
Bazı güçlüklerle yüz yüze getirildi.He was confronted with some difficulties.
O adını güçlükle yazabiliyor.He can scarcely write his name.
O pek çok güçlükle yüz yüze geliyor.He is confronted by many difficulties.
O, yeniden yakalandığında güçlükle kaçmıştı.He had scarcely escaped when he was recaptured.
Onlar güçlükle geçiniyorlar.They live from hand to mouth.
Onlar güçlükle görebiliyordu.They could hardly see.
Onlar öğretmenlerinin sorusuna güçlükle cevap verdi.They answered their teacher's question with difficulty.
O kadar yorgundu ki güçlükle ayakta durabiliyorduHe was so tired that he could hardly stand.
Onlar annelerine bir hediye almak için yeterli parayı güçlükle topladılar.They scraped up enough money to buy a gift for their mother.
Yaz tatilini güçlükle bekleyebilir.She can hardly wait for the summer vacation.
Yaralı asker güçlükle yürüyebiliyordu.The wounded soldier could hardly walk.
Yaşlı adam kaçtı ama güçlükle.The old man escaped, but with difficulty.
Güçlüklerle cesaretle yüzleş.Face adversity with courage.
Ayaklarımın üzerinde güçlükle durabiliyordum.I could scarcely stand on my feet.
Onu güçlükle duyabiliyordum.I could hardly hear him.
Onun davranışına güçlükle katlanıyorum.I can barely stand his behavior.
Güçlüklere göğüs germek zorundasın.You have to take the bull by the horns.
Kazadan beri onun arabası artık güçlükle ayırt edilebilir olmuştur.His car has barely been distinguishable anymore since the accident.
Testi güçlükle geçmeyi başardı.He just barely managed to pass the test.
Testi güçlükle geçebildim.I just barely managed to pass the test.
Ben sınavı güçlükle geçtim.I barely passed the exam.
Tom geçinmek için güçlükle yeterince kazanıyor.Tom just barely earns enough to live on.
Tom haberi duymak için güçlükle sabrediyordu.Tom could hardly wait to hear the news.
Tom yirmili yaşlarının başında iken geçimini güçlükle sağlıyabiliyordu.Tom could barely make ends meet when he was in his early twenties.
Tom güçlükle sınavı geçti.Tom barely passed the exam.
Tom Mary'nin söylediklerini güçlükle anlayabiliyordu.Tom could hardly understand what Mary said.
Tom Mary'nin ne söylediğini güçlükle duyabiliyordu.Tom could hardly hear what Mary was saying.
Tom Mary'nin kalmak için eve geri döndüğünü duyduğunda kulaklarına güçlükle inandı.Tom could hardly believe his ears when he heard that Mary was coming back home to stay.