Doğrusu "göze girmek" olmalıdır.)E.), με την ένδειξη «εις γήρας».
Bu testin yapılması güçtür ve genellikle eğiim almış bir gözetmenin varlığını gerektirir.Αυτή η εξέταση είναι δύσκολη στην εκτέλεση και συχνά απαιτεί καταρτισμένο παρατηρητή.
Ötzi'nin ölümü anında yanında iki tür çok gözenekli mantar taşıdığı görülmüştür.Εμφανίζεται πάλι στο 2ο κύκλο όταν συλλαμβάνουν τους πέντε με αστείες πλαστές ταυτότητες.
Kadınları ve kadınların yaptığı işleri gözetir.Δούλευαν άνδρες και γυναίκες.
Diğerleri bilerek göze batmazlar.Άλλοι είναι σκόπιμα διακριτικοί.
Bu özelliğinden dolayı antik çağlardan beri gözetleme yeri olarak kullanılmıştır.Λόγω του ύψους του, χρησιμοποιήθηκε κατά το παρελθόν ως πύργος αντιπυρικής παρατήρησης.
Annesinin gözetiminde hukuk eğitimi aldı.Έλαβε επιμελή μόρφωση υπό την επίβλεψη της μητέρας του.
Nihayet 1986'da, Vietnam yetkililerin gözetimi altında, Küba'da eğitimini sürdürmesine izin verildi.I 1986 fik Phúc dog tilladelse af regeringen til at fortsætte sine studier i Cuba.
(Gözle, gözetmen!)Se og hør.
Ama az sonra onları gözetlemenin anlamsız olduğunu anlayacaktır.Han finder snart ud af, at de bliver overvåget.
Kendisinin de bir gözetmen olduğunu ve görevinin onu eğitmek olduğunu söyler.Han forklarer også dens funktioner til hende og siger, at hun selv er nødt til at lære at bruge det.
Clamp : Takımın bilim dâhisi ve teknik gözetmen.DIRT: Disciplinary Intervention and Response Team.
Diğerleri bilerek göze batmazlar.Man er sig ikke problemer bevidst.
Sözcüğün kökeni Latince comes (refakatçi, gözetmen) sözcüğüdür.Man kan følge ordet tilbage til det latinske obiacere (ligge overfor).
Evinde devamlı polis gözetiminde tutuldu.Han blev uddannet hjemme under hendes overvågning.
Yetişkin gözetimi altında 13 yaşından küçükler izleyebilirler.Børn kan fra treårsalderen begynde i børnehave.
Toksinlerin çoğu cildin gözeneklerinden ter yoluyla atılır.Nogle personer blev fanget i tårnenes mange elevatorer.
Yine de, Gestapo'nun gözetimi altında evine yerleşti.Efterfølgende blev hans hjem ransaget af Gestapo.
Onları sen gözeteceksin.Vi ser det de ser.
Cesaretli karakteri hemen göze çarpmaktaydı.Hans urolige natur ytrede sig allerede tidlig.
Teknolojik gelişime bağlı kuşak farklılıkları az da olsa göze çarpar.Teknologiens udvikling betyder dog, at forskellene bliver mindre og mindre.
Proje risklerini gözetle ve denetle.Udvælge nøglepersonel og føre tilsyn med dem.
Kale 14 burç, 2 gözetleme kulesi ile tahkim edilmiştir.Hul 14 kræve to blinde slag.
Daha sonra ABD’ye taşındı, Miami ve Florida'da yaşadı ancak fazla göze çarpmadı.Dette stoppede ham dog ikke fra at rejse rundt i Orlando, Florida og spille lidt.
Bu sembol, yerleşimin ana giriş kapısında ve binaların çeşitli yerlerinde göze çarpmaktadır.Indvendige arbejder på hovedslottet og i de to sidebygninger.
Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır.Enhver har uten diskriminering rett til lik betaling for likt arbeid.
"Göze göz ilkesi tüm dünyayı kör eder."«Øye for øye ender bare med at verden blir blind.»
Bunlardan göze çarpanlar Miura SV baz alınarak yapılan Jota ve Jarama S'ten yapılan Bob Wallace Special'dir.Blant disse er det verdt å merke seg den Miura SV-baserte Jota og den Jarama S-baserte Bob Wallace Special.
MÖ 217'de, Sempronius yeni konsül seçimlerini gözetmek üzere Roma'ya geri döndü. .Sempronius returnerte til Roma i januar 217 f.Kr. for å bivåne valgene til nye konsuler.
Bakışa bakış, göze göz, dişe diş isteyelim!Et øye for øye, tann for tann.
Yine de, Gestapo'nun gözetimi altında evine yerleşti.Leiligheten hans var under oppsyn av Gestapo.
İtinalı işçilik göze çarpar.Den fulle sysselsetting i fare!
Euler özdeşliği birçok matematikçi tarafından göze hoş gelen bir denklem olarak tanımlanmaktadır.Eulers likhet er av mange sett på som spesiell grunnet dens matematiske skjønnhet.
Evinde devamlı polis gözetiminde tutuldu.Og politiet er på vakt til enhver tid.
Hertz adında bir adamın liderliğindeki tetikçiler, bebeği öldürmek için her şeyi göze alırlar.En fremtredende våpenbaron har hyret Hertz for å drepe alle babyene.
Kuruyan limanı gözetlemek artık bir ihtiyaç olmadığından da tekrar inşa edilmedi.Havna som da ble ødelagt er ennå ikke gjenoppbygd.
Köz göze, gözüm göze, Ustan geldi, özün çek.”Ja. forsiktig, forsiktig, hit, nei her, forsiktig, forsiktig.
Doğrusu "göze girmek" olmalıdır.)Gaņdhavyū betyr «å trenge inn i virkeligheten».
Ama amca-yeğen savaşa girmeyi göze alamadılar.Han hadde ikke sin bestefars dragning mot slagmarken.
Tüm sezonun yönetmenliğini Serdar Gözelekli yaptı.Det ødela hele sesongoppkjøringen.
Bazı sözcüklerdeki benzer sesler ve dizimler göze çarpmaktadır: minä-ben, sinä-sen, olla-ol gibi...En av disse artiklene har overskriften Me, Myself and I - Jeg, meg selv og meg.
Bourbon üretimi ABD'de kalite standartları gözeten çeşitli kanunlar çerçevesinde yapılabilmektedir.Bourbonproduksjonen er lovregulert i USA.
Ancak bu durum göze çarpan bazı değişiklikler olmadığı anlamına gelmiyor.Dette gjelder uten at det gjøres tilpasninger.
Aynı zamanda Avustralya Aborijin mitolojisinde göze çarpan özelliklere sahiptir.Kvarts er sannsynligvis også den mystiske substansen maban i australsk aborigin mytologi.
Köroğlu, bu kaleyi gözetleme kulesi olarak kullanırdı.Minareten fungerte som vakttårn.
Göz bebeklerinin büyümesiyle göze alınan ışık artar, daha net ve hızlı görüş sağlanır.Uheldigvis gjør den økte hjernekapasiteten haiene også smartere, raskere og farligere.
Dışarıdan bakıldığında ise irili ufaklı oyuklar, pencereler göze çarpmaktadır.Gjennom det runde, det buede eller firkantede vinduet fikk barna se filmsnutter.
Bunun en göze çarpan örnekleri, yerleşim yerlerinde bulunan tarihi eser niteliğindeki evlerdir.Dan sesungguhnya rumah yang paling lemah adalah rumah laba-laba kalau mereka mengetahui (Quran, 29:41).
Gözetim uçakları genellikle silah taşımazlar veya yalnızca sınırlı savunma silahları taşırlar.Pesawat pengawas biasanya tidak membawa persenjataan, atau hanya sebatas untuk pertahanan diri saja.
"Svalbard'tan reddetme ve sınırdışı etme ile ilgili düzenlemeler" ayrım gözetmeksizin yürürlüktedir.Peraturan tentang penolakan dan pengusiran dari Svalbard" berlaku.
Onları sen gözeteceksin.Kami harus menjaga mereka.
Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur.' "Ahmad) ^ “Barangsiapa yang mendengar tentang Dajjal hendaklah ia menjauh darinya.
Fakat katı, gözenekli ise öğütme zaruri değildir.Berakal sehat yaitu tidak gila.
Bu bölümde abartılı bir anlatım göze çarpar.Pada bagian ini berisi komentar eksegetis.
Köroğlu, bu kaleyi gözetleme kulesi olarak kullanırdı.Menara ini hanya berfungsi sebagai menara observasi.
Bu testin yapılması güçtür ve genellikle eğiim almış bir gözetmenin varlığını gerektirir.Tes ini sulit dilakukan, dan biasanya membutuhkan pengamat yang terlatih.
Ancak görevliler gözetim altında tutulmalıdır.Segeralah mereka mengontak petugas pengawas.
Ancak, daha küçük (ESR) ve güç yoğunluğu artırmak veya azaltmak için gözeneklerini ifade eder.Perbedaan itu hanyalah dari sisi istilah ataupun hal-hal kecil saja.
Zamanının büyük çoğunluğunu komşularını gözetleyerek geçirir.Fahri seringkali dihadapkan pada persoalan tetangga-tetangganya yang beragam.
Birincil kullanımı, aşağı bağlantıya sahip video ile savaş ortamlarında gözetleme ve gözlem içindir.Penggunaan utamanya adalah untuk pengawasan dan observasi di lingkungan medan perang dengan video downlinked.