Hurşit ise, Şehnaz'ı kendi pavyonunda çalıştırmak istemektedir ve bu yolda her şeyi göze alır.CALIN- Perché i son convinto d'vgnirte sémpre drédo, dovunque t'andrà.
Onları sen gözeteceksin.Stiamo definitivamente a guardarli.
Bu sırada Gözetmenler Konseyi'ni havaya uçurduğunu da itiraf eder.Gli altri assalitori decidono allora di far esplodere l'astronave.
Diego atlamayı göze alamaz.Ma Dadier non si dà per vinto.
Her olasılığı göze aldılar.Они приняли во внимание любую возможность.
Yeni bir araba almayı göze alamam.Я не могу себе позволить покупку новой машины.
Birtakım ülkelerde insanlar güneş yanığının göze hoş gelmediğini düşünüyor.В некоторых странах считается, что загар — это некрасиво.
Şimdi onları gözetle ve sabret.«Be Quiet and Drive (Far Away)».
Ama bu vaiz insanlığı gözeten Tanrı'nın yollarını anlamada güçlük çekti.Неисповедимы пути, которыми Бог находит человека».
Şelaleler ‘Üçtireler’, ‘Eyvaz gözesi’, ve ‘Kara alem’.Водопады «Üçtireler», «Eyvaz gözesi», «Kara alem».
Bu durumunda az gören göze ambliyopik göz (tembel göz) adı verilir.Мало того, среди них могут оказаться и голубоглазые на один глаз (или глухие на одно ухо).
Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır.Каждый человек, без какой-либо дискриминации, имеет право на равную оплату за равный труд.
M. Bigeyev, iki sene içerisinde Moskova’da makamların gözetlemesi altında yaşamak şartıyla serbest bırakıldı.Бигеев был освобожден с условием проживания в Москве в течение двух лет под надзором властей.
Aydın kişilerin zevkini gözetmiştir.Глянь, как радостны все лица.
Onları sen gözeteceksin.А вы будете приглядывать за ним.
Köyde ihtiyarlardan başka kimse göze çarpmamaktadır.Однако в деревне только старики, не проявляющие агрессии.
(Gözle, gözetmen!)Внимание, внимание.
Helm Unutulmuş Diyarlarda gözetleyici tanrıdır.Хельм — бог стражей в вымышленной вселенной Забытых Королевств.
Göze bulaşmışsa gözü aşağı doğru yıkayın.При попадании в глаза немедленно промыть.
Ama amca-yeğen savaşa girmeyi göze alamadılar.Князья не пожелали принять в войне участия.
Shen Xue ve Zhao Hongbo birlikte kaymaya 1992 yılında Yao Bin'in gözetiminde başladı.Шэнь Сюэ и Чжао Хунбо начали кататься вместе в 1992 под руководством тренера Яо Бина.
Gazetenin kapatılması ve Aksoy’un tutuklanması göze alınmıştır.Это привело к закрытию журнала и аресту Ээролайнена.
Proje risklerini gözetle ve denetle.Графики в планировании и учёте.
Bu denli bir riski göze alamayız' demiştir.«Не могу сказать, что излишне рисковал».
Burada 19 ay boyunca gözetim altında tutuldu.В следственном изоляторе он отсидел 19 месяцев.
Aynı yıl NATO'nun istasyonunu bu adada açmasıyla göze çarptı ve adanın tam bağımsızlığına son verildi.В тот же год на острове была построена база НАТО и королевство окончательно перестало быть независимым.
Herakleios daha sonra Hüsrev'e bir ültimatom yayınladı: Barışı gözetir ve peşinden koşarım.И так они посовещались и пошли к султану, а я тоже вышел вслед за ними».
"Göze göz ilkesi tüm dünyayı kör eder."Самолюбивая слепота, причиняющая зло всем вокруг».
Yabani çevrenin ve yaban hayvanlarının gözeticisidir.Лорен назвала их Зеленый глаз (самец) и Серепта (самка).
Böyle bir savaşı göze alamazlardı.И неважно, нужна ли эта война.
Yeryüzünün o zamanki cehennemvari koşulları gözetilerek bu ad verilmiştir.Они утверждают, что огонь — лишь образ Бога на земле.
Bazen kesme taş da göze çarpmaktadır.Каменная резьба порой раскрашивалась.
İlk olarak, radyolojik gözetimde tanı amacıyla kalp ve kan damarları testi yapılmıştır.Сначала с целью проведения диагностики под рентгеновским контролем зондируются сердце и сосуды.
Bratislava'da gözetim altında yaşadı.Он жил в Праге под наблюдением.
1943 yılında cezaevinden, 1954 yılında da gözetim altından çıkarıldı.Обсуждался и его побег из тюрьмы в начале 1945 года.
Sivil toplum etiğini de gözetme gayreti içindedir.Демонизируются и общественные ожидания.
Ancak bu avantajlarının yanında çok fazla dezavantajları, zararları göze çarpar.А за это одно можно действительно простить ему многие его недостатки.
Bir Kırım Hanzadesi olarak Osmanlı'nın topraklarında gözetim altında tutulmaktan o da memnun değil...Он также не забывал о остававшимся под османским контролем своём родном Мецово.
2007 yılında yapılan nüfus sayımına göre nüfustaki azalma göze çarpmaktadır.В 2007 году, согласно данным Росстата, ухудшение демографической обстановки замедлилось.
Köroğlu, bu kaleyi gözetleme kulesi olarak kullanırdı.Башня служила для контроля подъездов к замку.
Silahsız olup keşif / gözetleme maksatlı algılayıcılar ile donatılmıştır.Правильная чистка оружия и уход за ним // Спецназ.
Bu durumlar beraber göze alınınca neden günsel yaşantımızda bu parlak noktayı görmediğimizi açıklıyor.И если все же да, можем ли мы сделать такой же вывод в случае нашей повседневной жизни?
Gözetleme kulesi kalıntıları bulunmuştur.В башне размещены приборы наблюдения.
Hacminin %84 ü kuru hava gözeneklerinden oluşur.Средняя влажность воздуха — 84 %.
BAFTA tarafından adına Yılın EN Göze Çarpan İngiliz Filmi ödülü verilmektedir.В память о Корде названа ежегодная премия BAFTA за лучший британский фильм года.
Corona (uydu) bilinen en erken görüntü gözetim uydusu olmaktadır.Рассказ считается самым ранним хронологически из жизни Конана.
2001 yılında sportif direktörü Giancarlo Ferretti gözetiminde Fassa Bortolo'ya geçti.В 2001 году он переходит в команду Fassa Bortolo под руководством спортивного директора Джанкарло Ферретти.
Evinde devamlı polis gözetiminde tutuldu.Был постоянно под полицейским надзором.
Rommel, SD'lerin evini gözetlediğinin farkındaydı.Он был удивлён, узнав, что Дом охраняет Профе.
Filmde bir anakronizm göze çarpar.В фильме присутствует ряд анахронизмов.
Hukuk, birey-toplum-devlet ilişkilerinde ortak iyilik ve ortak menfaati gözetir.10) Сочетание интересов общества и законных интересов граждан.
Bu bölümde, Milhouse Van Houten'un "göze batan homoseksüel" eğilimlere sahip olduğunu sehven açıklar.В школьном досье Милхауса Ван Хутена упомянуто про его гомосексуальные наклонности.
Manzara ve figür arasındaki ilişki Leonardo'nun göze çarpan mizansenine açık bir zıtlık sunar.Её состояние и внешний вид вызвали у депутатов эстетический шок.
Yine de, Gestapo'nun gözetimi altında evine yerleşti.Постоянно находился под наблюдением гестапо, скрывался.
Ancak görevliler gözetim altında tutulmalıdır.Эти рабочие должны содержаться под усиленной охраной.
"Uğrunda ölmeyi göze alacağım birçok dava var ama uğrunda öldüreceğim hiçbir dava yoktur.""ستكون هناك العديد من القضايا من جراء مجازفتي بحياتي، لكن عندما أُقتل، فلن تكون هناك قضية واحدة."
Nihayet 1986'da, Vietnam yetkililerin gözetimi altında, Küba'da eğitimini sürdürmesine izin verildi.ولكن في عام 1986، منحت الإذن لمواصلة دراستها في كوبا.
Göze çarpan vücut yokluğuna rağmen fotoğraflar insan varoluşunu yaymaktadır.على الرغم من غياب واضح للجسم، فإن الصور تنبعث من وجود بشري.
1914'te Konstantiniyye Ermeni Patriği, gözetimi altındaki Ermeni kutsal bölgelerinin bir listesini hazırladı.في عام 1914 قدم بطريرك الأرمن في القسطنطينية قائمة الأماكن المقدسة الأرمنية التي تقع تحت إشرافه.
Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır.لجميع الأفراد، دون أيِّ تمييز، الحقُّ في أجٍر متساوٍ على العمل المتساوي.