Onun keskin gözleri hiç hata kaçırmadı.His sharp eyes never missed a mistake.
Gözleri, korkusunu açığa vurdu.His eyes betrayed his fear.
Gözleri, korkusunu ele verdi.His eyes betrayed his fear.
Sözleri onu gözyaşlarına boğdu.His words moved her to tears.
Onun arabası kısa sürede gözden kayboldu.His car soon went out of sight.
Onun gençliğini göz önünde tutmalıyız.We should take his youth into account.
Yenisiyle karşılaştırıldığında benim arabam külüstür gözüküyor.My car looks shabby in comparison with his new one.
Onun yaşını göz önüne alırsak, öyleyse onu icraatları için suçlayamazsın.If you consider his age, then you can't blame him for his actions.
Gözleri kızda kaldı.His eyes rested on the girl.
Onun gözleri mavidir.His eyes are blue.
Gözleri gözyaşlarıyla yıkanmış.His eyes are bathed in tears.
O, yanaklarından aşağıya doğru akan gözyaşlarıyla mektubu okudu.He read the letter with tears running down his cheeks.
Onun mutlu olduğuna kesin gözüyle bakıyordu.He took it for granted that she was happy.
Neredeyse bir gözünü kaybediyordu.He came close to losing an eye.
Onun gözyaşları hikayeye daha güven verdi.Her tears gave more credence to the story.
O sınıfında herkesin gözdesidir.He stands high in his class.
O, bu şehirde gözden kayboldu.He disappeared from this town.
O, sık sık gözleri kapalı düşünüyor.He often thinks with his eyes shut.
Orada bir sürü yaratık çeşidi gözlemledi.He observed many types of creatures there.
O, paraya gitmiş gözüyle baktı.He regarded the money as gone.
Trafik kazası onu gözünden mahrum etti.The traffic accident deprived him of his sight.
Dergiye göz attı.He took a quick look at the magazine.
O, çocuğun gözlerine baktı.He looked into the boy's eyes.
O, kuşu gözden kaybetti.He lost sight of the bird.
Onu gözümün önünde yaptı.He did it under my very nose.
Biz, ona takımın en iyi oyuncusu gözüyle bakıyoruz.We regard him as the best player on the team.
O her zaman siyah gözlük takar.He always wears dark glasses.
O, gözlük taktı.He wore glasses.
Gözlüğüyle bile, o çok iyi görmez.Even with his glasses, he doesn't see very well.
Sisli ormanda yavaşça gözden kayboldu.She slowly disappeared into the foggy forest.
O, tam benim gözüme baktı.He looked me right in the eye.
O, gözünü kırpmadı.He did not sleep a wink.
O, ailesiyle karşılaşır karşılaşmaz gözyaşlarına boğuldu.No sooner had he met his family than he burst into tears.
Onun boyama için keskin bir gözü vardır.He has a sharp eye for painting.
O, dışarı gittiğinde, onun evine göz kulak olmamı rica eder.When he goes out, he asks me to keep an eye on his house.
O gözyaşlarına boğuldu.He was moved to tears.
Onun gözlemi şiddetli fakat o çok az diyor.His observation is sharp, but he says very little.
O güçlü bir gözlem duygusuna sahiptir.He has an acute sense of observation.
Gözleri kapalı sırtüstü yattı.He lay on his back with his eyes closed.
Gözlüğünün üzerinden ona baktı.He looked at her over his glasses.
O gözlük takıyor.He is wearing glasses.
Gözlüğünü taktı ve okumaya başladı.He put on his glasses and began to read.
Gözlüksüz hiçbir şey göremez.He can see nothing without his glasses.
O, gözlüğünü çıkardı ve hemşireye kaşlarını çattı.He took off his glasses and frowned at the nurse.
O, gözlüğünü çıkardı.He took off his glasses.
O, güçlü ve sağlıklı gözüküyor.He appears to be strong and healthy.
Bu, tehlikeyi göze almak anlamına gelse bile, o oraya gitmeye karar verdi.Even though it meant risking danger, he decided to go there.
O bir tatil yapmayı göze alamaz.He cannot afford a holiday.
O güçlü gözüküyor.He looks strong.
Onun sanat için iyi bir gözü var.He has a good eye for art.
O hiç gözükmedi, bu onu huzursuz etti.He did not appear at all, which made her very uneasy.
Sert gözüküyor, ama aslında çok kibardır.He looks stern, but actually he's very kind.
O, bir trafik kazasında bir gözünün görme yetisini kaybetti.He lost the sight of one eye in a traffic accident.
O, kalın gözlük takar.He wears thick glasses.
O güneş gözlüğü takıyor.He is wearing sunglasses.
Onun antikalarda gözü var.He has an eye for antiques.
Cevabı bildiğime kesin gözüyle bakıyordu.He took it for granted that I knew the answer.
Bana bir göz kırptı.He gave me a wink.
O, raporumu gözden geçirdi.He looked over my report.
O benim gözüme vurdu.He hit me in the eye.