O benim gözlerime baktı.He looked me in the eye.
Doğrudan gözlerime baktı.He looked me straight in the eyes.
Kolumdan tuttu ve gözlerimin içine baktı.He took me by the arm and looked me in the eye.
Gözlerini bana dikti.He fixed his eyes on me.
O beni tepeden tırnağa kadar gözden geçirdi.He looked me over from head to foot.
Gözleri onu yanılttı.His eyes failed him.
Kaza geçirme riskini göze aldı.He ran the risk of having an accident.
Fikrini gözden geçirdi.He revised his opinion.
O, gözlerine inanamadı.He could not believe his eyes.
O, gözden uzak bir yere sözlüğünü sakladı.He hid his dictionary out of sight.
O, borcunu ödemedi ve gözden kayboldu.He did not pay the debt and disappeared.
Ellerini kullanarak gözlerini ovuşturdu.He rubbed his eyes with his hands.
O, evraklara bir göz attı.He took a glance at the papers.
Onun kadınlarda gözü yok.He has no eye for women.
Biraz yorgun gözüküyor.He looks a bit tired.
O, yatmaya gitmeden önce gazeteye göz attı.He took a look at the newspaper before going to bed.
O, yeni bir araba almayı göze alamaz.He can't afford to buy a new car.
Kalabalıkta arkadaşını gözden kaybetti.He lost sight of his friend in the crowd.
Kalabalıkta gözden kayboldu.He disappeared in the crowd.
Her zamanki gibi, o bir sulu gözlüdür.He's a crybaby, just like always.
O, dünyaya gözlerini kapattı.He has drawn his last breath.
Yakalanma ve tutuklanma riskini göze aldı.He ran the risk of being caught and imprisoned.
Onun kahverengi gözleri var.He has brown eyes.
Mağazanın arkasındaki karanlık bir köşede gözden kayboldu.He disappeared into a dark corner at the back of the shop.
Bana destek olacağına garanti gözüyle bakıyordum.I took it for granted that he would stand by me.
Çok okumaktan gözlerini zorlamıştı.He strained his eyes by reading too much.
Onun kafasının arkasında gözleri var.He has eyes at the back of his head.
O, onlara göz kulak oldu.He kept an eye on them.
O, gözlerini ondan alamıyor.He can't take his eyes off her.
O onun gözüne girmek için elinden gelen her şeyi yaptı.He did all he could to win her favor.
Doğrudan gözlerinin içine baktı.He looked her right in the eye.
Onun gözlerinin içine baktı ve aniden çekip gitti.He looked into her eyes and suddenly went away.
Onun gözü yemiyor.He's getting cold feet.
Kalın gözlükleri olan biraz yaşlı bir adamdı.He was a little old man with thick glasses.
Sakin gözüküyordu, ama aslında çok gergindi.He looked calm, but actually he was very nervous.
Onun bir gözü görmüyor.He is blind in one eye.
Onun bir gözü kör.He is blind in one eye.
O,rapora göz gezdirdi.He skimmed through the report.
O bana gözleriyle teşekkür etti.He thanked me with his eyes.
Gözleri kapalı orada oturdu.He sat there with his eyes closed.
Parlayan gözleriyle odaya girdi.He came into the room with his eyes shining.
Işıldayan gözleriyle beni dinliyordu.He was listening to me with his eyes shining.
Gözlerini ultraviyole ışınlarından korumak için güneş gözlüğü taktı.He put on sunglasses to protect his eyes from ultraviolet rays.
Hâlâ gözleri kapalı duruyordu.He stood still with his eyes closed.
Gözleri kapalı orada durdu.He stood there with his eyes closed.
Gözleri kapalı müzik dinledi.He listened to the music with his eyes closed.
Gözleri kapalı onun yanında oturdu.He sat beside her with his eyes closed.
Gözlerini kapadı.He closed his eyes.
Akşam gazetesine göz attı.He looked through the evening paper.
O, gözyaşlarını gizlemeye çalıştı.He tried to keep back his tears.
Bütün sırları gözler önüne serildi.All their secrets have been revealed.
Her olasılığı göze aldılar.They took every possibility into consideration.
Artık kıt kanaat geçinmek zorunda olmayacakları zamanı dört gözle bekliyorlardı.They looked forward to a time when they would no longer have to live from hand to mouth.
Sonunda gözden kayboldular.They went out of sight at last.
Onlar gözyaşlarına boğuldu.They burst into tears.
Onlar yeni olanın eski olandan daha iyi olduğuna kesin gözüyle bakıyorlar.They take it for granted that what is new is better than what is old.
Bir göz atmadan acele ettiler.They hurried by without a glance.
Ona bir ulusal kahraman gözüyle bakıyorlardı.They regarded him as a national hero.
Onu yakından gözle.Keep a close eye on him.
Onun göz yaşları onun aklını karıştırdı.Her tears perplexed him.