Gözlüğüm olmadan neredeyse hiç doğru dürüst göremiyorum.I can hardly see without my glasses.
Gözlüğüm olmadan güçlükle görebiliyorum.I can hardly see without my glasses.
Gözlüğümü kırmıştım, bu yüzden tahtayı göremedim.I had broken my glasses, so that I couldn't see the blackboard.
Her zaman gözüm üstündeydi.I always had my eye on you.
Gözlerimi kontrol ettirmek için hastaneye gittim.I went to the hospital to have my eyes tested.
Yazı tahtasını görmek için gözlüklerimi taktım.I put on my glasses to see the blackboard.
Dün gece gözlerime uyku girmedi.I didn't sleep a wink last night.
Dün gece gözümü bile kırpmadım.I didn't sleep a wink last night.
Gözlerime inanamadım.I couldn't believe my eyes.
Yeni bir arabayı göze alamam.I can't afford a new car.
Kalabalıkta gözümden kayboldu.I lost sight of her in the crowd.
Yeni bir araba bir yana, kullanılmış bir araba almayı bile göze alamam.I can't afford to buy a used car, much less a new car.
Yolda onu gözden kaybettim.I lost sight of him on the way.
Tehlikenin farkında olduğuna kesin gözüyle baktım.I took it for granted that you were aware of the danger.
Mektubumu aldığına kesin gözle bakıyordum.I took it for granted that she had received my letter.
Onun geleceğine kesin gözüyle bakıyordum.I took it for granted that she would come.
Onun yarışı kazanacağına kesin gözüyle baktım.I took it for granted that he would win the race.
Onun durmasını gözlemledim.I observed him stop.
Ben onun raporuna göz atıyorum.I'm looking over his report.
Onun raporunu tekrar gözden geçirdim ama hiçbir hata bulamadım.I went over his report, but couldn't find any mistakes.
Ellerinin titrek olduğunu gözlemledim.I observed that his hands were unsteady.
Onun mektubuna göz attım.I glanced at his letter.
Onun gözlerine baktım.I looked him in the eyes.
Onun bize katılacağına kesin gözüyle bakıyorum.I take it for granted that she will join us.
Onun yeni gözlük taktığını fark ettim.I noticed that she was wearing new glasses.
Onun bavuluna göz kulak oldum.I kept an eye on her suitcase.
Koyu gözleri severim.I like her dark eyes.
Onun gözlerine bakmaktan kaçınmaya çalıştım.I tried to avoid looking at her eyes.
Onun gözündeki bakışına göre onun şaka yollu konuştuğunu söyleyebilirdim.By the look in his eye I could tell that he was speaking tongue in cheek.
Gözlerimi muayene ettireceğim.I'm going to have my eyes examined.
Beni gözardı etme.Don't pass me over.
Gözlemlememiz için en iyi politika kendi işimizi önemsemektir.The best policy for us to observe is to mind our own business.
Davayı gözden geçirmemiz gerekir.We need to review the case.
Biz kalabalıkta Jim'i gözden kaybettik.We lost sight of Jim in the crowd.
Gerçekten bir şey göze çarpmıyor.Nothing really stands out.
Çok zamanım yoktu bu yüzden makaleye sadece göz gezdirdim.I didn't have much time so I just skimmed through the article.
Konuşmak için bir sonraki fırsatını dört gözle beklemiyor musun?Aren't you looking forward to your next chance to speak?
Onun gözleri adının listede olup olmadığını görmek için onu gözden geçirdi.Her eyes ran over the list to see if her name was on it.
Ben gözlerime güçlükle inandım.I scarcely believed my eyes.
Neredeyse gözlerime inanamıyordum.I scarcely believed my eyes.
Sana yardım edeyim. Çantan ağır gözüküyor.Let me help you. Your bag looks very heavy.
Baharın gelişini dört gözle bekliyorum.I'm looking forward to the return of spring.
Onun deneyimsizliği göz önüne alındığında, o iyi yaptı.Given her inexperience, she has done well.
Gözünüz kızların üzerinde olsun.Keep an eye on the girls.
Kızlardan gözünüzü ayırmayın.Keep an eye on the girls.
Kızlara göz kulak olun.Keep an eye on the girls.
Kadınların gözleri kolayca dolar.Women are easily moved to tears.
Karım gözyaşlarına boğuldu.My wife burst into tears.
Kız, göz yaşlarıyla hâlâ ıslak yüzünü kaldırdı.The girl lifted her face, still wet with tears.
Kız gözyaşlarını tutmak için çok gayret etti.The girl tried hard to hold back her tears.
Kız odaya girdi ve gözyaşlarına boğuldu.The girl came into the room and burst into tears.
Çocuklara göz kulak ol, onlar afacan.Keep an eye on the boys. They're mischievous.
Patronum toplantıya geç gelmeme göz yummadı.My boss didn't excuse me for coming late to the meeting.
Elimde olmadan gözyaşlarına boğuldum.I was moved to tears in spite of myself.
Buhar benim gözlüğümü buğulandırdı.The steam has fogged my glasses.
Sarı sayfalara bir göz at.Look through the yellow pages.
Sakin olmak için gözlerimi kapattım.I closed my eyes to calm down.
Yeni ofisimize ziyaretinizi dört gözle bekliyoruz.We are looking forward to your visit to our new office.
Gazete okurken gözlük takma alışkanlığı var.He makes it a rule to wear glasses when he reads a newspaper.
Gazete okurken gözlük takmayı prensip edinmiştir.He makes it a rule to wear glasses when he reads a newspaper.