Seninle müzik icra etmeyi dört gözle bekliyorum.I've been looking forward to playing music with you.
Bütün hafta bunu dört gözle bekliyorum.I've been looking forward to this all week.
Boston'u ziyaret etmeyi dört gözle bekliyorum.I've been looking forward to visiting Boston.
Bütün gece ne yapacağımı bulmaya çalışarak gözümü kırpmadım.I've been up all night trying to figure out what to do.
Mavi gözlerim var.I have blue eyes.
Bu olasılığı da göz önüne aldım.I've considered that possibility as well.
İyi gözlerim var.I have good eyes.
Gözüm üzerinde.I've got my eye on you.
Kaş yapayım derken göz çıkardım.I've made things worse.
Her şeyi göz önünde bulundurdum.I've taken everything into consideration.
Her ihtimali göz önünde bulundurmalıyım.I have to consider every possibility.
Her ihtimali göz önünde bulundurmak zorundayım.I have to consider every possibility.
Her ihtimali göz önünde bulundurmam gerekiyor.I have to consider every possibility.
Göze almak zorundayım.I have to take the chance.
Sadece gözlerime inanamıyorum.I just can't believe my eyes.
Okuma gözlüğünü takma.I don't wear reading glasses.
Benim torpido gözünde bir el fenerim var.I've got a flashlight in the glove compartment.
Sadece gözlerimi açık tutamadım.I just couldn't keep my eyes open.
Ben sık sık bu sorunu aklımda gözden geçiriyorum.I constantly went over this problem in my mind.
Ben gözlüklerimi kaybettim.I lost my glasses.
Ben sadece onu kendi gözümle gördüm.I just saw it for myself.
Sadece etrafa göz atmak istiyorum.I just want to have a look around.
Bir sonraki toplantımızı dört gözle bekliyorum.I look forward to our next meeting.
Ben Tom'un gözlerine baktım.I looked in Tom's eyes.
Tom'un cüzdanına göz attım.I looked through Tom's wallet.
Tom'u gözden kaybettim.I lost sight of Tom.
Kahvaltı için gözlemeler yaptım.I made pancakes for breakfast.
Gözlüğüme ihtiyacım var.I need my glasses.
Notlarımı gözden geçirmem gerekiyor.I need to go over my notes.
Notlarımı gözden geçirmeliyim.I need to go over my notes.
Gelecek seferi dört gözle bekliyorum.I'm looking forward to the next time.
Gözden geçirmeye değer.It's worth checking out.
Tom'un gözlerinde gözyaşları vardı.Tom had tears in his eyes.
Ne yaparsan yap, göz kırpma.Whatever you do, don't blink.
Tom'un gözlerindeki korkuyu gördüm.I saw the fear in Tom's eyes.
Tom'un göz kırptığını gördüm.I saw Tom blink.
Gözlerinde korku görüyorum.I see fear in your eyes.
Gözlüğünü bulduğunu anlıyorum.I see you found your glasses.
Ben göz atmalıyım.I should take a look.
Sanırım göz atmaya gitmeliyiz.I think we should go take a look.
Hem Tom hem de Mary gözlerini kapattı.Tom and Mary both covered their eyes.
Tom ve Mary her ikisi de komik yüz göz hareketleri yapar.Tom and Mary both make faces.
Tom ve Mary birbirlerinin gözlerine baktılar ve öpüştüler.Tom and Mary looked into each other's eyes and kissed.
Tom ve Mary birbirlerinin gözlerinin içine baktılar.Tom and Mary looked into each other's eyes.
Tom ve Mary asla gözlerini birbirlerinden almadılar.Tom and Mary never took their eyes off each other.
Tom ve Mary birbirlerinin gözlerine baktı.Tom and Mary stared into each other's eyes.
Köşedeki mağaza ucuz güneş gözlükleri satıyor.The shop on the corner sells cheap sunglasses.
Tom, Mary'nin tek yakın arkadaşı gibi gözüküyor.Tom seems to be Mary's only close friend.
Tom'un gözleri ne renk?What color are Tom's eyes?
Göz ameliyatından sonra, George her on beş dakikada bir göz damlası kullanır.After eye surgery, George put in eye drops every fifteen minutes.
Göz ameliyatının bir yan etkisi, kuru gözlerdir.A side effect of the eye surgery is dry eyes.
Güneş gözlükleri onu bir sivil polis gibi gösterdi.The sunglasses made him look like an undercover policeman.
Ne kadar süredir Fransızca çalıştığım göz önüne alındığında onu daha iyi konuşabilmeliyim.Considering how long I've been studying French, I should be able to speak it better.
Yazar George Orwell yaklaşık yirmi yıl İngiliz polisi tarafından gözlendi.The writer George Orwell was watched for about twelve years by the British police.
O zamandan beri, gözlerindeki sonsuz gecede amaçsızca dolaştım.Ever since, I've wandered aimlessly in the everlasting night of your eyes.
Bir gözümü açtım.I opened one eye.
Tom Fransızca anlıyor gibi gözükmüyor.Tom doesn't seem to understand French.
O, geniş omuzlar ve karanlık gözlerle güçlüydü.He was strong, with broad shoulders and dark eyes.
Onun koyu renk saçları ve koyu renk gözleri vardır.He has dark hair and dark eyes.
Bu kağıtları gözden geçir.Look through these papers.