Hiçbir şey sıra dışı gözükmüyordu.Nothing seemed out of the ordinary.
Baykuşların büyük gözleri var.Owls have big eyes.
Onun gözlerini seviyorum.I love her eyes.
Tom gözle görülür bir şekilde mutlu.Tom is visibly happy.
Mutlu bir aile gibi gözüküyorlar.They look like a happy family.
Senin güzel gözlerin var.You have beautiful eyes.
Mary'nin güzel kahverengi gözleri var.Mary has beautiful brown eyes.
Gözüm morardı.I have a black eye.
Bu işlek bir yer gibi gözüküyor.This seems to be a busy place.
Benim kahverengi gözlerim ve siyah saçım var.I have brown eyes and black hair.
Bu, bir gencin söyleyeceği bir şey gibi gözüküyor.That sounds like something a teenager would say.
Belki biz bir şeyi gözden kaçırdık.Perhaps we overlooked something.
Gözlerinle ilgili yanlış bir şey var mı?Is something wrong with your eyes?
Gözlerinde bir sorun mu var?Is something wrong with your eyes?
Jack kalabalıkta gözden kayboldu.Jack disappeared from view in the crowd.
Sadece kendi gözleriyle görmek için sabırsızlanıyordu.He could only wait to see it with his own eyes.
Gözler ruhun aynasıdır.The eyes are windows to the soul.
Kimse Tom'un gözünü korkutmadı..No one threatened Tom.
Kimseye ödeme yapmayı göze alamam.I can't afford to pay anyone.
Herkes endişeli gözüküyor.Everyone looks worried.
Herkes gözlerini Tom'a dikti.Everyone stared at Tom.
Kendinize göz kulak olun!Watch yourselves!
Tom göz kırptı.Tom blinked.
Gözden geçirelim.Let's review.
Bu göz banyosundan başka bir şey değildi.It was nothing but eyewash.
Onlarla alay ederek yüzümü gözümü oynatmıyorum.I don't make faces at them...
Ben Tom'u bir arkadaş olarak göz önünde bulundurdum.I consider Tom a friend.
Bu tür hatayı gözden kaçırmak çok kolaydır.It's very easy to miss this kind of mistake.
Lütfen kıskanç olduğumu göz önünde bulundur!Please note that I am jealous!
Akut gözlem becerileri onu çok uygun bir fotoğrafçı yapar.Her acute observation skills make her a very suitable photographer.
Polis sorgulama için birçok şüpheliyi göz altına aldı.The police detained several suspects for questioning.
Tom'un büyük mavi gözleri var.Tom has big, blue eyes.
Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz.I aimed at a sparrow, but shot down a goose.
O, göz yumdu.He turned a blind eye.
Ben mavi gözleri istiyorum!I want blue eyes!
Tom gözlüğünü temizledi.Tom cleaned his glasses.
Onu göz önüne alacağım.I'll take it into consideration.
O mavi gözlü, uzun boylu, heykel gibi sarışın.She's a tall, statuesque blonde with blue eyes.
Bir göze göz tüm dünyayı kör yapar.An eye for an eye makes the whole world blind.
O, tasarımcı gözlük takar.He wears designer glasses.
Gözlerinde korku gördüm.I saw fear in his eyes.
Gözlerim kırmızı.My eyes are red.
Birinin evine göz kulak oluyorum.I'm housesitting.
Biz birinin evine göz kulak oluyoruz.We're housesitting.
Tom birinin evine göz kulak oluyor.Tom is housesitting.
Tom gözlerini kısarak baktı.Tom squinted.
Neden gidip bir göz atmıyorsun?Why don't you go and have a look?
Neden bu verilere bir göz atmıyorsun?Why don't you take a look at this data?
Tom yeniden gözden geçirecek.Tom will reconsider.
Sen gözaltına alınıyorsun.You're being detained.
Göz hapsi altındasın.You're on probation.
O, gözlerini kapattı.She closed her eyes.
Onun gözlerinde yaşlar vardı.She had tears in her eyes.
Tom Mary'nin gözyaşlarına boğulmak üzere olduğunu görebiliyordu.Tom could see that Mary was about to burst into tears.
Gözkulak olun.Keep an eye out.
"Gözlüklerim nerede?" "Onları nerede bıraktın.""Where are my glasses?" "Where you left them."
Gözlüğümü nereye koydum?Where did I put my glasses?
O sinirli gözüküyor.He seems angry.
Artık gözlüğe ihtiyacım yok.I don't need glasses anymore.
O ayrıldığında timsah gözyaşlarıyla ağladı.She cried crocodile tears when he left.