Tom'un çok zamanı yoktu bu yüzden o sadece rapora çabucak göz attı.Tom didn't have much time so he just quickly scanned the report.
Tom gözlüklerini bulamadı.Tom couldn't find his glasses.
Tom gözyaşlarını tutamadı.Tom couldn't hold back his tears.
Tom gözlerine inanamadı.Tom couldn't believe his eyes.
Tom istediği bisikleti almayı göze alamadı.Tom couldn't afford to buy the bicycle he wanted.
Tom gözlerini kapattı.Tom closed his eyes.
Tom birkaç gün önce okul kütüphanesinden birkaç kitabı gözden geçirdi.Tom checked out a few books from the school library a few days ago.
Tom gözlüksüz bir şey göremiyor.Tom can't see anything without his glasses.
Tom sol gözüyle bir şey göremiyor.Tom can't see anything with his left eye.
Tom gözlük olmadan okuyamaz.Tom can't read without glasses.
Tom bir çift yeni ayakkabıyı bile satın almayı göze alamıyor.Tom can't even afford to buy a new pair of shoes.
Tom uçakla seyahat etmeyi göze alamaz.Tom can't afford to travel by plane.
Tom şimdi bir tatil yapmayı göze alamaz.Tom can't afford to take a vacation now.
Tom çocuklarını üniversiteye göndermeyi göze alamaz.Tom can't afford to send his children to college.
Tom kullanılmış bir arabayı bile almayı göze alamaz.Tom can't afford to buy even a used car.
Tom, bir ev satın almayı göze alamaz.Tom can't afford to buy a house.
Tom gözlüğü olmadan neredeyse göremez.Tom can hardly see without his glasses.
Tom gözyaşlarına boğuldu.Tom burst into tears.
Tom kahvaltıda gözleme yedi.Tom ate pancakes for breakfast.
Tom her zaman yüzerken gözlük takar.Tom always wears goggles when he swims.
Tom gözlerinde hala gözyaşı olmasına rağmen gülmeye başladı.Even though Tom still had tears in his eyes, he began to smile.
Tom Mary'nin gözlerinden gözyaşlarını sildi.Tom wiped the tears from Mary's eyes.
Tom Mary'nin gözyaşlarını sildi.Tom wiped away Mary's tears.
Tom Mary'nin siyah göz hakkında hiçbir şey söylemedi.Tom said nothing about Mary's black eye.
Tom'un gözü karardı ve Mary'ye vurdu.Tom lost his temper and hit Mary.
Tom Mary'yi düşündüğü için neredeyse bütün gece gözüne uyku girmedi.Tom lay awake almost all night thinking about Mary.
Tom, gözlerinde sevgi ile Mary'ye baktı.Tom gazed at Mary with love in his eyes.
Tom Mary'ye göz kırptı.Tom gave Mary a wink.
Tom gözlerini Mary'den alamadı.Tom couldn't take his eyes off Mary.
Tom gözlerini Mary'den ayıramaz.Tom can't take his eyes off Mary.
Gözlüğümü arıyorum.I'm looking for my eyeglasses.
Üzücü haberi duyduktan sonra, o, gözyaşları içinde yıkıldı.After hearing the sad news, she broke down in tears.
Ben etrafıma bir göz atmayı düşünüyorum.I think I'll take a look around.
Saatin kaç olduğu göz önüne alındığında, süpermarket nispeten boştu.Considering what time it was, the supermarket was relatively empty.
Tom güneş gözlüğünü kafasının üstüne doğru itti.Tom shoved his sunglasses to the top of his head.
Tom Fransızca öğrenmekle çok fazla ilgileniyor gibi gözükmüyor.Tom didn't seem terribly interested in learning French.
Julian, John Lennon'unki gibi yuvarlak gözlük takıyor.Julian wears round glasses like John Lennon's.
O beni görür görmez, gözyaşlarına boğuldu.As soon as she saw me, she burst out crying.
Beni görür görmez gözyaşlarına boğuldu.As soon as she saw me, she burst out crying.
Onlar sadece timsah gözyaşları.They're only crocodile tears.
Senin çok delici gözlerin var.You have very piercing eyes.
Bir zamanlar bir tavuk vardı, onun bir gözlemesi vardı.Once upon a time there was a chicken that had a crispbread.
Gözlüğümü değiştirmenin zamanı geldi de geçti bile!It's high time I change my glasses!
Tom'un gözleri henüz karanlığa alışmamıştı, bu yüzden o bir şey göremedi.Tom's eyes weren't yet accustomed to the dark, so he couldn't see a thing.
Tom, son gördüğümde, bir gözbandı takıyordu.Tom was wearing an eyepatch the last time I saw him.
Tom gözlerini karanlığa alıştırmak için bir süre bekledi.Tom waited a while to let his eyes adjust to the darkness.
Tom gözyaşlarını tutmaya çalıştı.Tom tried to hold back his tears.
Tom Mary'ye şu ana gördüğü en güzel gözlere sahip olduğunu söyledi.Tom told Mary that she had the prettiest eyes he'd ever seen.
Tom Mary'ye gözlerini kontrol ettirmesini söyledi.Tom told Mary she should get her eyes checked.
Tom bazen içerde güneş gözlüğü takar.Tom sometimes wears sunglasses indoors.
Tom gözlerini kapadı.Tom shut his eyes.
Tom Mary'nin gözlüksüz okuyamadığını sandığını söyledi.Tom said that he thought Mary couldn't read without glasses.
Tom oğlunun hâlâ canlı olduğu ihtimalini gözardı etmeyi reddetti.Tom refused to rule out the possibility that his son was still alive.
Tom gözlüğünü kaybetti.Tom lost his glasses.
Tom Mary hakkında düşünürken uzun süre gözüne uyku girmedi.Tom lay awake for a long time thinking about Mary.
Tom birisi ya da bir şey tarafından gözdağı verilen insan türü değildir.Tom isn't the kind of person who is intimidated by anyone or anything.
Tom çok uykulu ve neredeyse gözlerini açık tutamıyor.Tom is very sleepy and can hardly keep his eyes open.
Tom'un gözlerinde sabun var.Tom got soap in his eyes.
Tom Mary'ye kaybolmuş gözüyle baktı.Tom gave Mary up for dead.
Tom gözlüklerini nereye koyduğunu unuttu.Tom forgot where he put his glasses.