Yiyeceğimiz gözümüzün önünde yok edildi. Tanrımızın Tapınağında sevinç ve coşku sona erdi.Isn't the food cut off before our eyes; joy and gladness from the house of our God?
Eğiteceğim seni, gideceğin yolu göstereceğim, Öğüt vereceğim sana, Gözüm sendedir.I will instruct thee and teach thee in the way which thou shalt go: I will guide thee with mine eye.
Yıkanıp temizlenin, Kötülük yaptığınızı gözüm görmesin, Kötülük etmekten vazgeçin.Wash you, make you clean; put away the evil of your doings from before mine eyes; cease to do evil;
Esasen bizim gözümüzde pek itibarın da yoktur" dediler.You have no power over us.
Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."We bestowed Our love on you that you may be reared under Our eyes.
Onları alaya alırdururduk, yoksa gözümüzden mi kaçtılar?Did we laugh at them (for nothing), or our eyes fail to pick them out?"
Gözümüzün önünde akıp giderdi; bir mükafattı nankörlük görene.Which sailed right under Our eyes: A recompense for him who had been denied.
Gözüme bir ateş ilişti.I have seen a fire.
Üzerine kendimden bir sevgi bıraktım ki, gözümün önünde yetiştirilesin."We bestowed Our love on you that you may be reared under Our eyes.
Onu gözümüz gibi koruyacağımıza kesin söz veriyoruz.!”We shall take care of him."
Gözüm görmesin seni buralarda!”So go away for a while from me."
“Durun!” dedi, ailesine: “Bir ateş ilişti gözüme.I have seen a fire.
Gözümün önünde yetişesin diye sana sevgimi yağdırmıştım."We bestowed Our love on you that you may be reared under Our eyes.
Firavun'un karısı, "Gözümüz aydın olsun.The Pharaoh's wife said: "He will be a comfort to me and to you.
Şöyle bir uzun müddet benden uzak dur. Gözüm görmesin seni buralarda!”If you do not desist, I will certainly stone you, and keep no relation with me for a long while.”
Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim'den sana bir sevgi yönelttim."And I loaded on thee love from Me, and to be formed in My sight,
Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."And I loaded on thee love from Me, and to be formed in My sight,
Hani, bir ateş görmüştü de ailesine şöyle demişti: "Bekleyin! Gözüme bir ateş ilişti.When he saw a fire, and said to his family, 'Tarry you here; I observe a fire.
Firavun'un karısı, "Gözümüz aydın olsun. Onu öldürme.Said Pharaoh's wife, 'He will be a comfort to me and thee.
Bunun üzerine kendisine şöyle vahyettik: "Gözümüzün önünde ve vahyimize uygun olarak gemiyi yap.So We inspired him (saying): "Construct the ship under Our Eyes and under Our Revelation (guidance).
Eğer taraftarların olmasaydı seni taşlardık. Esasen bizim gözümüzde pek itibarın da yoktur" dediler.But for thy family, we should have stoned thee, for thou art not strong against us.
Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl! derler.Give us joy and comfort in our spouses and offspring, and make us imams of the Godwary.’
Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl" derler.Give us joy and comfort in our spouses and offspring, and make us imams of the Godwary.’
Çünkü bu inek, bizim gözümüzde başkalarıyla karıştı.Indeed, [all] cows look alike to us.
Gözümü yumup mutsuz olmamak için gözlerimi açıp acı çekiyorum.I am keeping my eyes open and suffering, instead of closing my eyes and being unhappy.
İçerde duymayı gözüm kesmiyor!Couldn't dare to stay inside!
Aluşta'dan esmiş rüzgarlar, Yüzüme geldi Çocukluğumun geçtiği yerler Gözüme geldiWinds blow from Alushta, Blow in my face, Eyes filled with tears In the land of the fathers
Bu sabah gözüme manşet takıldı.Die Schlagzeile fiel mir heute Morgen auf.
Bu sabah gözüme başlık takıldı.Die Schlagzeile fiel mir heute Morgen auf.
Siyah bir gözüm var.Ich habe ein blaues Auge.
Keşke on gözüm olsaydı! Böylece aynı anda beş kitap okuyabilirdim.Hätte ich doch nur zehn Augen! Dann könnte ich fünf Bücher gleichzeitig lesen!
Gözümle görmediğim hiç bir şeye inanmam.Ich glaube nichts, was ich nicht mit eigenen Augen gesehen habe.
Bugün yorucu bir gündü, uyku gözümden akıyor.Heute war ein anstrengender Tag, ich bin hundemüde.
Ali'ye gözüm kapalı güvenirim.Ali vertraue ich mit geschlossenen Augen.
O zamanlar gözüme çok gülünç görünmüştü, ki bugün de aynı ölçüde gülünç görünüyor.Es sah damals sowas von lächerlich aus und sieht heute genauso mies aus.
"Gözümüzün önünde yaşlanıyorlar".Sie sind dicht vor den Augen eingelenkt.
Benim gözüm de arkada kalmaz.Hinten nicht über das Auge hinausragend.
Columbus'ta gözümlenmiş en yüksek sıcaklık 21 Temmuz 1934'te ve 14 Temmuz 1936'da yaşanmış 41 °C'lik işidir.Die höchste jemals in Sandusky gemessene Temperatur betrug 41 °C am 14. Juli 1936.
"Gözümüz aydın!Der klare Blick.
Aradığım şey tam da gözümün önündeymiş.Ce que je cherchais était précisément là sous mes yeux.
Gözüm ağrıyor.J’ai mal à l’œil.
Bunu gözüm kapalı yapardım.Je pourrais faire ça les yeux fermés.
Oynayarak gel sen sağ gözüme!Ol en passe maï qu'ol en rechte !
"Gözümüzün önünde yaşlanıyorlar".Ils se mettaient en valeur sous nos yeux.
Kırk Haramilerin mağaradan ayrıldıklarını gözümler.Trente neuf gravures ont été recensées dans la grotte.
Gözümde bir şey var.Tengo algo en el ojo.
Gözüme bir şey girdi.Se me ha metido algo en el ojo.
Gözümü ondan alamıyordum.No podía quitarle los ojos de encima.
Sağ gözüm diğerinden çok daha iyi görüyor.Mi ojo derecho ve mucho mejor que mi otro ojo.
Benim gözümde Tom bir kahraman.Tom es un héroe a mis ojos.
Kaldır şu ıvır zıvırı gözümün önünden.Aparta esos cachivaches de mi camino.
Gözümle ilgili problem vardı.Tenía problemas de la vista.
"Gözümüzün önünde yaşlanıyorlar".«El envejecimiento se ve por los ojos».
"Gözüm her zaman Beşiktaş'ın üzerindeydi".Casi siempre me juro por el barro ".
"Ayrılık Deme Bana" "Sevdan Gözümün Bebeği" "Olmaz mı?"No me digas no, que en tu boca está el secreto de mi amor.
"Gözümüz aydın!Ojos claros.
Gözümüz sende."Quello che guardi".
Bu çölün daha kuzeyinde bulunan Mojave Çölü'nde ise sadece tek bir yağışlı mevsim gözümlenir.Il deserto del Mojave, che è situato più a nord, ha solo la stagione invernale delle piogge.
O bir çift göz ve yüzden başka bir şeyi gözüm görmüyordu.Ha socchiuso un occhio e non ha visto altro che oscurità.
Dayanamadım; açtım ağzımı, yumdum gözümü.Mi potevo svegliare, aprire gli occhi, ascoltare...