götürme ile cümle

götürme kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
10
ORT. KELİME
Bu problemi teodise ile açıklamak bizi bir adım ileriye götürmemektedir.因为我们没有反对斯科普斯讲授演化論的证据,我们无法争取到合理的结果。
Adorno'nun felsefesi yalnızca Platon'un düşüncelerine götürmez.柏拉图主义不需要接受任何柏拉图所提出的见解。
O, bebeği sahiplenir ve ailesine götürmek ister.最小的弟弟必須繼續給他的父母照看,並繼承他父親的家園。
Luke ilk başta onu yalnızca Alderaan'a götürmeyi kabul eder.隋末唐初遷往阿爾泰山一帶。
Yiyeceklerini ağızlarına götürmek için ellerini kullanırlar.她的手無法將食物送進她的嘴裡。
Sosyal önemi şüphe götürmez.인간관계를 별로 중요시하지 않는다.
Aparmak (kaçırmak, alıp götürmek) anlamını içerir.현수(懸垂)는 무엇을 매달아 드리운 것을 뜻한다.
Ayrıca kuşların yeni doğanlara ruh getirme, ölenlerinse ruhlarını alıp götürme görevleri bulunur.사람이 태어날 때면 새들이 사람의 영혼을 물어오고, 죽을 때면 새들이 도로 물고 거두어 간다.
Yiyeceklerini ağızlarına götürmek için ellerini kullanırlar.הן משתמשות באצבעותיהן על מנת להכניס מזון לפיהן.
David, Woody’i geri getirir ve annesinin korkusuyla onu Lincoln’e götürmeye karar verir.דייוויד מחזיר את וודי, והוא מחליט להסיע אותו ללינקולן למורת רוחה של קייט.
İçeriden-dışarıya mal getirip-götürmektedir.הוא זורם מבפנים ומבחוץ.
Şirkuh bu görevi; kardeşinin oğlu Selahaddin'i yanında götürmek karşılığında kabul etti.Той настройва синовете на Нял срещу доведения им брат.
Babası onu cepheye beraberinde götürmek zorunda kaldı.Баща му е убит на фронта.
Sosyal önemi şüphe götürmez.Социалната тематика не му е чужда.
Bu geçici başkan kısa süre içinde ülkeyi yeni bir seçime götürmekle yükümlüydü.Това правителство в най-кратки срокове трябва да назначи избори.
Yiyeceklerini ağızlarına götürmek için ellerini kullanırlar.Поднасят храната към устата си с предните лапи.
Babası onu bulur ama hemen geri götürmez.Nedugo kasnije njena majka ju traži ali ju ne može naći.
Çvş. Abraham Ford (Michael Cudlitz), Eugene'i Washington'a götürmeye niyetlidir.Abraham Ford (Michael Cudlitz), seržant, ktorý má za úlohu doviesť Eugenea Portera do Washingtonu.
İçeriden-dışarıya mal getirip-götürmektedir.Zalieta pritom aj do vnútrozemia.
Eylül ise annesini sınırlı da olsa eve götürmek için izin almaya çalışır.Tom odmietne ale dovolí Lucy ešte ísť na pár týždňov domov.
Ve Ash onu kasabaya götürmeye karar verir.Jej brat Ash sa rozhodne že ju zavezie do mesta kde môže stráviť noc.
Kararı temyize götürme niyetini dile getirmişti.Oznamuje jej svoje rozhodnutie opustiť ju v záujme pravdy.
Ona, eşyaları götürmek için yardıma muhtaç olduğumu anlattım.Predlagal mu je, da bi jima onadva priskočila na pomoč.
O, bebeği sahiplenir ve ailesine götürmek ister.Hotel je prevzeti očetovo kmetijo in gospodariti.
Zeus oğlunun ölüsünü Lykia'ya götürmesi için Apollon'a emir verir.Dzeusas įsakė Apolonui pargabenti jo kūną atgal į Lykiją.
Karakteristikler Davşanlar su götürmez bir şekilde aptallar.Šilokams būdingi stori, vandenį kaupiantys lapai.
Aparmak kapmak, alıp götürmek anlamlarını içerir.Suskaičiuoti, sudėt ir atimti, Man patinka skaičius padalinti.
Babası onu bulur ama hemen geri götürmez.Netrukus jos atsiimti turi atvažiuoti tėtis, o ji visai nenori išvažiuoti.
Bunun üzerine Julia kendisini Tet'e götürmesini söyler, çünkü zaten Tet, Julia'yı istemiştir.Ilgainiui Bobis užmiršta ko prašomas, nes bijo, kad tada Tedas išvažiuos.
Tom'u eve götürmeliyim.Turiu nuvesti Tomą namo.
Yiyeceklerini ağızlarına götürmek için ellerini kullanırlar.Nad võivad kasutada oma esikäppasid, et toitu suhu panna.
Sosyal önemi şüphe götürmez.Ühiskonna läbipaistvus pole oluline.
Uzun uğraşlar sonucu İngilizler onu Güney Afrika'daki Johannesburg'a götürmeyi kabul ettiler.Lõpliku varjupaiga leidsid nad Lõuna-Aafrika Vabariigis Johannesburgis.
Afganistan'a ilk kez gittiğimizde üç kadın seçtik ve onları Hindistan'a götürmek istediğimizi söyledik.3人の女性を選んで言いました 「彼女たちをインドに連れて行きたい」 答えは「無理だ 部屋からも出ないのに
Afganistan'a ilk kez gittiğimizde üç kadın seçtik ve onları Hindistan'a götürmek istediğimizi söyledik.Aşa că am mers în Afganistan pentru prima dată, şi am ales trei femei şi am spus, "Vrem să le ducem în India."
Afganistan'a ilk kez gittiğimizde üç kadın seçtik ve onları Hindistan'a götürmek istediğimizi söyledik.Eerst gingen we naar Afghanistan, kozen drie vrouwen uit en zeiden: 'We willen hen meenemen naar India.'
Afganistan'a ilk kez gittiğimizde üç kadın seçtik ve onları Hindistan'a götürmek istediğimizi söyledik.Először mentünk Afganisztánba, kiválasztottunk három nőt és azt mondtuk, "El szeretnénk őket vinni Indiába."
Afganistan'a ilk kez gittiğimizde üç kadın seçtik ve onları Hindistan'a götürmek istediğimizi söyledik.Então, nós fomos ao Afeganistão pela primeira vez, escolhemos três mulheres e dissemos:
Afganistan'a ilk kez gittiğimizde üç kadın seçtik ve onları Hindistan'a götürmek istediğimizi söyledik.그래서 우리는 처음으로 아프가니스탄에 가서 세 명의 여성을 선발하여 말하길, "우리가 그녀들을 인도로 데려가고 싶은데요" 라고 밝혔습니다
Afganistan'a ilk kez gittiğimizde üç kadın seçtik ve onları Hindistan'a götürmek istediğimizi söyledik.Takže jsme poprvé jeli do Afghánistánu, vybrali jsme tři ženy a řekli jsme, "Chceme je vzít do Indie."
Afganistan'a ilk kez gittiğimizde üç kadın seçtik ve onları Hindistan'a götürmek istediğimizi söyledik.Za pierwszym razem w Afganistanie wybraliśmy trzy kobiety, żeby zabrać je do Indii.
Afganistan'a ilk kez gittiğimizde üç kadın seçtik ve onları Hindistan'a götürmek istediğimizi söyledik.И така отидохме в Афганистан за първи път, избрахме три жени и казахме, "Искаме да ги вземем в Индия."
Afganistan'a ilk kez gittiğimizde üç kadın seçtik ve onları Hindistan'a götürmek istediğimizi söyledik.И так, мы поехали в Афганистан впервые, и мы выбрали трёх женщин и сказали: "Мы хотим их взять в Индию".
Afganistan'a ilk kez gittiğimizde üç kadın seçtik ve onları Hindistan'a götürmek istediğimizi söyledik.Отож, вперше відвідавши Афганістан, ми вибрали трьох жінок, і сказали: "Ми хочемо забрати їх до Індії".
Afganistan'a ilk kez gittiğimizde üç kadın seçtik ve onları Hindistan'a götürmek istediğimizi söyledik.אז הלכנו לאפגניסטן בפעם הראשונה, ובחרנו שלוש נשים ואמרנו "אנחנו רוצים לקחת אותן איתנו להודו."
Afganistan'a ilk kez gittiğimizde üç kadın seçtik ve onları Hindistan'a götürmek istediğimizi söyledik.فذهبنا إلى أفغانستان للمرة الأولى وأخترنا ثلاث نساء وقلنا: "نريد أخذهم إلى الهند"
Afganistan'a ilk kez gittiğimizde üç kadın seçtik ve onları Hindistan'a götürmek istediğimizi söyledik.我哋第一次嚟到阿富汗時 揀咗三位女性 同當地人講︰ 「我哋想帶佢哋返印度。」
Ama açık konuşalım: Mary hakkında sorular sormak şiddetin önlenmesi konusunda bizi hiçbir yere götürmez.Dar să fie clar: punând întrebări despre Mary nu vom reuși nicicum să oprim violența.
Ama açık konuşalım: Mary hakkında sorular sormak şiddetin önlenmesi konusunda bizi hiçbir yere götürmez.De legyen világos: nem vezet sehová az erőszak megelőzése szempontjából, ha Máriáról teszünk fel kérdéseket.
Ama açık konuşalım: Mary hakkında sorular sormak şiddetin önlenmesi konusunda bizi hiçbir yere götürmez.Но давайте скажем чётко: вопросы про Мэри не приведут нас ни к чему в плане предотвращения насилия.
Ama bizi kendimizden daha öteye götürmeyen bilgi bizi elitist yapıyor, mesafeli ve uzak.Aber Wissen, das uns nicht über uns selbst hinaus führt, macht uns elitär, distanziert und trennt uns.
Ama bizi kendimizden daha öteye götürmeyen bilgi bizi elitist yapıyor, mesafeli ve uzak.Ale poznání, díky němuž nepřekonáme sami sebe, z nás dělá elitářské, odtažité a nespřízněné lidi.
Ama bizi kendimizden daha öteye götürmeyen bilgi bizi elitist yapıyor, mesafeli ve uzak.Det gör oss elitistiska, avståndstagande och frånkopplade.
Ama bizi kendimizden daha öteye götürmeyen bilgi bizi elitist yapıyor, mesafeli ve uzak.하지만 우리 자신을 넘어서게 하지 않은 지식은 우릴 엘리트주의자로 만들고, 거리를 두고 단절되게 만들죠.
Ama bizi kendimizden daha öteye götürmeyen bilgi bizi elitist yapıyor, mesafeli ve uzak.Maar kennis die ons niet verder brengt dan onszelf maakt ons elitair, afstandelijk en losgekoppeld.
Ama bizi kendimizden daha öteye götürmeyen bilgi bizi elitist yapıyor, mesafeli ve uzak.Mais la connaissance qui ne nous emmène pas au delà de vous-même, nous rend élitistes, distants et isolés.
Ama bizi kendimizden daha öteye götürmeyen bilgi bizi elitist yapıyor, mesafeli ve uzak.Ma la conoscenza che ci porta non al di là di noi stessi, ci rende elitisti, distanti e sconnessi.
Ama bizi kendimizden daha öteye götürmeyen bilgi bizi elitist yapıyor, mesafeli ve uzak.Mas o conhecimento que não nos leva para além de nós mesmos, faz de nós elitistas, distantes e desligados.
Ama bizi kendimizden daha öteye götürmeyen bilgi bizi elitist yapıyor, mesafeli ve uzak.Wiedza jednak, która nie daje nam względu poza nasz świat, czyni z nas elitystów. Oddalonych i odlączonych.
Ama bizi kendimizden daha öteye götürmeyen bilgi bizi elitist yapıyor, mesafeli ve uzak.Но знание, което не ни усъвършенства, ни прави сноби, резервирани и изолирани.

İlgili Sayfalar