Birçok uygulamalı çalışmalarda %95 güven düzeyi için tek bir güven aralığı göreneksel olarak verilir.특정 사건이 일어나는 확률을 근거로 통계를 낼 때 95%의 신뢰도를 따라가게 되어 있다.
Gelenek ve görenekleri karadeniz yöresıne benzer ama karadenizli degildirler.전작과 감독은 다르지만 원작가는 같다.
Bahçenin açıklığı(şehrin engin manzarasıyla) zamanının göreneklerine uymamaktaydı.주변에 아무런 시설을 하지 않았으며, 겉으로 보아 내부는 굴식돌방무덤(횡혈식석실묘)으로 추측된다.
Mahallenin gelenek, görenekleri hakkında bilgi yoktur...코치는 전술에 대한 어떠한 말도 하지 않았다...
Köyün gelenek, göreneklerine devam etmektedir.לכן המחוז נשאר טקסי בעיקרו.
Köy sakinleri aynı gelenek ve göreneklere sahiptir.בני מנשה מקיימים מנהגים רבים הדומים למנהגי היהדות ומצוותיה.
Ā== Kültür == Köy Kürt gelenek, görenek yasamaktadir.תורת האדם (שער המיחוש – עניין הסכנה) יומא פ"ח סי' יג.
Köyün gelenek ve görenekleri hep canlı kalmıştır ve mümkün olduğunca devam ettirilmektedir.במצב זה, סיכוייה של האוכלוסייה להישמר ולחיות כרגיל גדלים.
Köyün gelenek, ve görenekleri hakkında pek fazla bilgi yoktur.אין מידע רב על אוכלוסיות אלו ועל מנהגיהן.
Mahallenin gelenek ve görenekleri İç Anadolu'nunkiyle hemen hemen aynıdır.Релефът и климатът на този район са много сходни със с. Ахелой.
Gelenek ve göreneklerine bağlıydılar ama zamanla gelenekler unutuldu.Много са обичаите и традициите, които вече са изоставени и забравени.
Balkan ve Kırım Türkleri kültür gelenek ve görenekleri yaşanmaktadır.Хора от Африка и Индия смятат, че ислямът унищожава местните традиции и култури.
Köy halkı gelenek ve göreneklerine son derece bağlıdır.В повечето случаи, показва забележителна толерантност към местните обичаи и институции.
Zaza Alevi kültür gelenek ve görenekleri yaşanmaktadır.Lucija zaštitnica očiju postoje i običaji vezani za to.
Terekeme kültür, gelenek ve görenekleri yaşanmaktadır.Kultura, život i običaji počinju izumirati.
Ama şimdi bu ensamblin tümünü icra etmek görenek haline gelmiştir.Ono što se dogodilo u ovoj Naciji postaje znak za sve.
Köyün gelenek ve göreneklerine bağlı düğünleri coşku ile geçmektedir.Posebna se pažnja posvećuje običajima vjenčanja i braka.
Köyün gelenek ve görenekleri zaman içerisinde az da olsa değişmiştir.Vzhľad mesta a jeho ráz sa počas tej doby zásadne zmenil.
Mahallenin gelenek, görenek ve yemekleri G.Doğu Anadoludaki gelenek ve görenekler burada da görülür.Niekedy sa tu ukážu aj zvyky a tradície z afrického svetadielu.
Köyde Kürt-Alevi kültür ve görenekleri yaşanmaktadır.Katniss v aréne prežíva vďaka umeniu lovu a orientácii v teréne.
Görenekleri Bayramlar diyebiliriz.Za jej sviatok sú považované Hromnice.
Gelenek ve göreneklerini uzun yıllar boyunca muhafaza edebilmiştir.Svojo kulturo in običaje so ohranili skozi stoletja.
Kürt ve Azerbaycan Türkleri kültür gelenek ve görenekleri yaşanmaktadır.Barve in modeli simbolizirajo kirgiško tradicijo in podeželsko življenje.
Köy halkı gelenek ve göreneklerine çok bağlıdırlar ve yemek yeme alışkanlıkları Karadenizle benzerdir.Vas ima svoje narečje in seveda tudi svoje običaje, kot je npr. pustovanje.
Kendi genelek ve göreneklerini hala sürdürmektedirler.Njen svet in njeni sledovi.
Köyün gelenek, görenekleri ve yemekleri çerkez(Adığe) gelenek görenekleri ve yemekleridir.Vienos virtuvė – tai daugelio amžių, įpročių, papročių ir skonių mišinys.
Mahallenin gelenek, görenekleri genel olarak Diyarbakır yöresine benzemektedir.Avakaevandused näiteks liiva saamiseks on umbes sama vanad kui riiklus.
Köyün genel gelenek ve görenekleri Yozgat'la aynıdır.Sarnaneb hariliku ja heleda ahaskaaniga.
Birçok blogcu birbirlerinin bayramlarını kutladılar, kendi gelenek ve göreneklerini paylaştılar.De nombreux blogueurs ont échangé des vœux et partagé des rituels et des traditions de leur pays.
Birçok blogcu birbirlerinin bayramlarını kutladılar, kendi gelenek ve göreneklerini paylaştılar.Wielu bloggerów podzieliło się szczegółami tradycji i towarzyszących jej obchodów.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Bol to len zvyk a tradícia, ktorá bola zakotvená v rigidných náboženských fatvách a uvalená na ženy.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Byl to jen zvyk a tradice, které jsou zakotveny v rigidních náboženských fatvách a vynucovány na ženách.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Det var bara en fråga om seder och bruk som bevaras i strikta religiösa fatwor och påtvingas kvinnorna.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Đó chỉ là phong tục tập quán được lưu truyền trong sắc lệnh Hồi giáo cứng nhắc và áp đặt lên phụ nữ.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.E doar o tradiție, păstrată cu sfințenie în decretele islamice rigide și impuse femeilor.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Era apenas um costume e tradições que estão consagrados em fatwas religiosos rígidos impostos às mulheres.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Era solo una consuetudine e una tradizione inscritta nelle rigide fatwa religiose e imposta alle donne.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Het was een gewoonte, tradities vastgelegd in strikte religieuze fatwa's opgelegd aan vrouwen.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Ini hanya masalah adat dan tradisi yang diabadikan fatwa keras terhadap wanita.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.그저 엄격한 종교적인 파트와(이슬람 법률)로써 남아있으며 여성에게 강요되는 관습과 전통이었습니다.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.To tylko zwyczaje i tradycje zapisane w sztywnych religijnych fatwach i narzucane kobietom.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Беше просто въпрос на обичай и традиции, дълбоко заложени в твърде религиозните фетви и налагани над жените.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Это были просто обычаи и традиции, закрепленные в строгих религиозных фетвах и распространяющиеся на женщин.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.זה היה רק מנהג ומסורת שמעוגנים בפסקי הלכה דתית נוקשים ונכפו על נשים.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.لقد كان ذلك فقط جزءا من العادات والتقاليد والتي تكرسّت بالفتاوى الدينية الصارمة وطُبقّت على النساء.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.厳格な宗教令ファトワに規定され 女性に課せられているのです それを知ったことで 6月17日の行動を思いついたのです
Gelenekleri, görenekleri ortadan kaldırıyorlar.De utplånar traditioner och seder.
Gelenekleri, görenekleri ortadan kaldırıyorlar.Ele extermină tradiții și practici.
Gelenekleri, görenekleri ortadan kaldırıyorlar.Están destruyendo tradiciones y costumbres.
Gelenekleri, görenekleri ortadan kaldırıyorlar.Estão a aniquilar tradições e hábitos.
Gelenekleri, görenekleri ortadan kaldırıyorlar.Ils anéantissent des traditions et des pratiques.
Gelenekleri, görenekleri ortadan kaldırıyorlar.Izbrisujejo tradicije in običaje.
Gelenekleri, görenekleri ortadan kaldırıyorlar.전통과 관습도 없애버립니다.
Gelenekleri, görenekleri ortadan kaldırıyorlar.Niszczą tradycje i praktyki.
Gelenekleri, görenekleri ortadan kaldırıyorlar.Sie löschen Traditionen und Gebräuche aus.
Gelenekleri, görenekleri ortadan kaldırıyorlar.Stanno cancellando tradizioni e costumi.
Gelenekleri, görenekleri ortadan kaldırıyorlar.Tradíciókat és bevett gyakorlatokat törölnek ki.
Gelenekleri, görenekleri ortadan kaldırıyorlar.Vyhlazují tradice a zvyky.
Gelenekleri, görenekleri ortadan kaldırıyorlar.Ze vernietigen tradities en gebruiken.
Gelenekleri, görenekleri ortadan kaldırıyorlar.Αφανίζουν παραδόσεις και πρακτικές.