görüyor ile cümle
görüyor kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
6
ORT. KELİME
Açık görünümde, Aziz George ve Aziz Victor ile çevrili Meryem Ana'yı görüyoruz.In the open view we see the Virgin Mary flanked by St George and St. Victor.
Yahudiler, Akedah'ı insan kurban etmenin kaldırılmasının merkezi olarak görüyorlar.Jews view the Akedah as central to the abolition of human sacrifice.
İbrahim, Sodom'u Alevlerde Görüyor, suluboya, James Tissot, c. 1896–1902Abraham Sees Sodom in Flames, watercolor by James Tissot, c. 1896–1902
Orta tempolu "Popstar", Drake'in neslin "popstarı" olmakla övündüğünü görüyor.The mid-tempo "Popstar" sees Drake boasting about being the "popstar" of the generation.
Örneğin Nusayrîler, Ali'yi Tanrı'nın vücut bulmuş hali olarak görüyorlardı.For example, the Nuṣayrīs considered Ali to be an incarnation of God.
Günümüz toplumunda cinsiyet tarafsızlığı daha yaygın olarak kabul görüyor.In today's society gender neutrality is becoming more widely accepted.
Kilkenny Kalesinde ikameti olan ailesi, onu aşırı eğitimli bir kitap kurdu olarak görüyordu.Her family, whose seat was Kilkenny Castle, considered her an over-educated bookworm.
"Kendimi bir sanatçı ve bu vuruşu da kişiliğimin bir dışavurumu olarak görüyorum."I saw myself as an entertainer and I saw this penalty as a reflection of my personality.
Suriye'deki elit kesim Mısır ile birleşmeyi ehven-i şer olarak görüyordu.The members of the elite in Syria viewed the merger with Egypt as the lesser of two evils.
Son derece vatansever olan Durova, ordu hayatını özgürlük olarak görüyordu.Fiercely patriotic, Durova regarded army life as freedom.
Maranaolar, muharebede Moro tarafındaki kayıpları şehit olarak görüyor.The Maranaos regard the casualties in the Moro side in the battle as martyrs.
Bu zorluklara rağmen, araştırmasını sürdürülmesi gereken kutsal bir görev olarak görüyordu.Despite these difficulties, he regarded his research a sacred mission that had to be continued.
Bazı yazarlar, onu bir damıtma cihazı olan imbik'in mucidi olarak görüyor.[1]Some writers consider her to be the inventor of the alembic, a distillation apparatus.[1]
Frances Yates onu John Dee felsefesi ile Gül-haçlılar arasında bir bağlantı olarak görüyordu.Frances Yates considered him to be a link between the philosophy of John Dee and Rosicrucianism.
Carl Linnaeus ve comte de Buffon, onu doğa tarihi çalışmalarının babası olarak görüyordu.Carl Linnaeus and the comte de Buffon reckoned him the father of natural history studies.
Ehret büyük talep görüyordu.Ehret was in great demand.
Bir aslan görüyorum.Ich sehe einen Löwen.
Kitapları nerede görüyorsunuz?Wo sehen Sie die Bücher?
Köpeği görüyorum.Ich sehe den Hund.
Evini görüyorum.Ich sehe dein Haus.
O ne görüyor?Was sieht sie?
Tom ilk defa Golden Gate köprüsünü görüyordu.Es war das erste Mal, dass Tom die Golden Gate Bridge zu sehen bekam.
Kız erkeği görüyor.Das Mädchen sieht den Jungen.
Bir zürafa görüyorum.Ich sehe eine Giraffe.
Sen ne görüyorsun?Was siehst du?
Beni görüyor musun?Siehst du mich?
Bir taç görüyorum.Ich sehe eine Krone.
Onu görüyor musun?Siehst du das?
Bunu görüyor ve anlıyorum.Das sehe und verstehe ich.
Beyaz evi görüyor musun?Siehst du das weiße Haus?
Onu hâlâ görüyor musun?Siehst du ihn noch?
Kaç kişi görüyorsun?Wie viele Personen sehen Sie?
Ali'yi görüyorum.Ich sehe Ali.
Ali beni görüyor.Ali sieht mich.
Lisedeyken ikinci yabancı dil olarak Almanca görüyorduk.Im Gymnasium hatten wir als zweite Fremdsprache Deutsch.
Senin görmediğin bir şey görüyorum ve bu bir...Ich sehe etwas, was ihr nicht seht und es ist ein...
Bir şeyin nasıl olduğunu görmüyoruz. Bir şeyi kendimize benzeterek görüyoruz.Wir sehen Dinge nicht, wie sie sind. Wir sehen Dinge, wie wir sind.
Şurada bir adamı görüyor musun?Siehst du da einen Mann?
Beni değil, yansımamı görüyorsun.Du siehst nicht mich, sondern eine Spiegelung von mir.
Apollon, Sokrates'i en bilge adam olarak görüyordu.Apollo hielt Sokrates für den weisesten Mann.
Bir şey görüyorum, ancak ne olduğunu bilmiyorum.Ich sehe etwas, weiß aber nicht, was es ist.
Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum.Du siehst, nicht mal das hier kann ich ordentlich schreiben.
(Şimdi, çoğu kişinin daha fazlasından hoşlanabileceğini görüyorum.)(Ich stelle jetzt fest, dass viele gern mehr davon gehabt hätten.)
Buda: Ben acıyı gayet iyi biliyor ve görüyorum, Kasapsa.Buddha: Ich kenne das Leiden wohl, ich sehe das Leiden wohl, Kassapa.
Bunu gazetecilikte görüyorsunuz.So wird es im Gazetteer gesehen.
1487'den 1697'ye kadar, Vlamertinge nüfusunda büyük bir düşüş görüyoruz.Von 1487 bis 1697 erleben wir einen starken Bevölkerungsrückgang in Vlamertinge.
Birinci Dünya Savaşı sırasında nüfusun tekrar nüks ettiğini görüyoruz.Während des Ersten Weltkriegs sehen wir, dass die Bevölkerung wieder zurückfällt.
Bunu görüyor musunuz?Siehst du ihn?
Ve bunların gözleri keskindi: Görüyorlardı.Sie verlor dabei ihr Augenlicht.
Dış görünümler konusunda Almanların başarısını görüyoruz.Die Sicht deutscher Augenzeugen.
Ancak Berlin'i kendi asıl memlektini olarak görüyor.Doch für ihn ist Berlin seine wahre Heimat.
Hemşire olmak için eğitim görüyordu.Sie absolvierte eine Ausbildung zur Krankenschwester.
Onda kendimi görüyorum.Ich sehe dich.
Ona baktığımda kendimi görüyorum."Wenn du erscheinst, so leben wir von deinem Anblick“.
“Görüyorsun ki sevgili Kraelear, yalan söyledim.”«Patricia Kopatchinskaja: Ich kenne Dich, ich habe Dich spielen gehört».
Bir arabacının kaçıp kurtulmak için nasıl mücadele ettiğini ilk kez görüyorum.Dabei half er einem Mitgefangenen erstmals bei einer erfolgreichen Flucht.
B takımı geçici olarak görüyorum.Das B-Team wird darauf suspendiert.
Bir kısmı her şeyi kara görüyordu.Weiß erhellt alles, Schwarz verdunkelt alles.
Tarihi kayıtlara (Kitap İçerisinde) bakıldığında bir ikikez Amyrlinlerin konumundan indirildiğini görüyoruz.Als Vidimus (lat.: wir haben gesehen) bezeichnet man die beglaubigte Kopie einer Urkunde.
Hayvanları dostu olarak görüyor.Tiere als Hausgenossen.