Galileo ayrıca bu görüşünü desteklemek için teorik bir tartışma ileri sürdü.Galileo también trabajó en el desarrollo de una explicación teórica que apoyara su conclusión.
(Başka bir hayatta görüşürüz birader!)¡Vive! (nueva versión) 19.
Gece görüşü, düşük ışık altında görme yeteneği.La visión nocturna es la habilidad de ver entornos que están en bajos niveles de iluminación.
Horthy'nin oğlu Miklós Horthy, bu arada Sovyet temsilcilerle görüşüyordu.El hijo de Horthy había mantenido encuentros con representantes soviéticos.
Herkes kendi görüşüne göre durumu anlatır.Cada cual lo viste según su forma.
(İyi gelişi) Ĝis revido! ≈ Görüşürüz!¡Cuánto tiempo sin verte! = Mě bemǎ wo yên!
Yapılan araştırmalar da bu görüşü kanıtlamıştır.Lo que se conserva confirma esa opinión.
Mitsuhirato ile görüşür.Encuentro con milmayos.
Bu görüş Dokuz Işık görüşüdür.Figura estrellada de nueve rayos.
Oktaviyus, teslim olmaya ikna etmak için Kleopatra'yla gidip onunla görüşür.Octavio intenta convencer a Cleopatra para que se rinda.
Ben de kendi görüşümü aktarmak istedim.Así que decidí probar yo mismo.
Ama Miss Marple'nin görüşü farklıdır.Pero lo de Carla es diferente.
Birbirimizi iyi tanıyoruz ve sürekli görüşüyoruz.Han pasado mucho tiempo juntas y se entienden muy bien la una a la otra.
Bu görüşün doğruluğu 1970'lerin başından beri kanıtlanmıştır.La motivación intrínseca ha sido estudiada desde principios de la década de 1970.
List, Adam Smith'in işgücü verimliğinin ulusal refahın temeli olduğu görüşünü doğru buluyordu.Esto fue un cambio sustancial respecto a las ideas de Adam Smith sobre la determinación del precio de venta.
Burada Katolik Kilisesinin temsilcileri ile görüşür.Son miembros de la Iglesia católica.
Da'an bunun kötü bir fikir olduğu görüşündeydi.Ahora no estoy seguro si fue una buena idea.
Kirilov'la görüşür.Se encariña con Kikuchiyo.
"(İNGİLİZCE) Doğrulayıcı Eylem Üzerine Toplum Görüşü ve Suskunluk Sarmalı".«El crédito tiene que ser algo comunal y público».
Bu görüşü Almanya ve İsviçre kabul etmemektedi.Alemania y Finlandia estuvieron de acuerdo con esta posición.
Muhafazakâr görüşün temsilcisi olmuştur.Su posición era la de defensor.
Bu sonuçlar, 'Türkiye'de AB yolunda ilerleyecek siyasi arzu yok' diyenlerin görüşünü bertaraf edecek." dedi.«"Quien hable hoy de presos políticos en España no tiene ni puta idea"».
Ufak ufak kaynaklar bu görüşü teyit etmektedir.Las pocas palabras que son conocidos confirman esto.
Castro'nun kendisi de ikinci görüşün doğru olduğunu söylemiştir.Mrs. Hubbard confiesa que la segunda explicación es la correcta.
Bazı karakterleri görüşü uğruna kullanmıştır. "Zonas que mucha gente se veda a sí misma por temor".
Bilinen bir politik görüşü yoktur.Algunos de nosotros no tenemos una posición política definida.
Farelerle yaptığı deneyle Lamarck'ın evrim görüşünü çökertmiştir.Un buen día, Grant expuso las ideas sobre evolución de Lamarck.
Ancak prosedür, hastanın görüşünün merkezini kurtarır.Centrada en la atención del paciente.
Sanatçının menajeriyle görüşüp, onunla birlikte şarkı yazmayı teklif etti.La admiradora de un cantor hace lo posible por verlo y estar con él.
Yönetim Kurulu toplantısı, kurum içi olaylar görüşülürken yarıda kesildi.La sesión de Junta Preparatoria es continuada hasta que se cumpla con los asuntos de la agenda.
Sayın Ünal Aysal'ın görüşüne saygı duyuyorum.Me acojo a la confesión sincera.
Avrupa Anayasası'na hayır görüşünü desteklemiştir.En el referéndum de la Constitución Europea la apoyaron de forma crítica.
Arkadaşının bu konudaki uzman görüşüne başvurmak istemektedir.Ese concepto está en la mente del especialista.
Bunları da göz önüne alıp Söğüt vilayetine gidip tekrar yer tahsisi için görüşürler.Ellos, por su parte, intentarán atrapar a la banda de Cicatriz y volver a ser respetados.
Yakında görüşürüz!A presto!
Pazartesi okulda görüşürüz.Ci vediamo lunedì a scuola.
Pazar günü kilisede görüşürüz.Ci vediamo domenica in chiesa.
Geri döndüğünde görüşürüz.Ci vediamo quando torni.
İki gün içinde görüşürüz.Ci vediamo tra due giorni.
Sadece Joel Schumacher 'in farklı bir görüşü olabilir."Solamente Joel Schumacher potrebbe aver avuto un punto di vista differente.»
(Başka bir hayatta görüşürüz birader!)(Saluto alla vittoria!) o Fur das Vaterland!
Birbirimizi iyi tanıyoruz ve sürekli görüşüyoruz.Si conoscono da molto tempo e si vedono tutti i giorni.
Musa, Yahudilik görüşüne göre Musa.Quale era il ricordo più palese del potere di Mosè che fosse visibile in Giuda?
(Tabiatın enerjiden meydana geldiği) görüşünü savunan ilk kişi odur.La sua prima apparizione è in The Defenders (Vol.
Kaptan ile görüşür.Viva il nuovo.
Ama Miss Marple'nin görüşü farklıdır.Ancora una volta Miss Marple ha la soluzione.
Kendisinin yanlış eve geldiği söylenince "Sonra görüşürüz." deyip oradan ayrılır.Saluta la padrona di casa dicendole: "Ci rivediamo dopo la vittoria" e si allontana.
(İyi gelişi) Ĝis revido! ≈ Görüşürüz!A biatu! = A presto!
Ben de kendi görüşümü aktarmak istedim.Io gli ho risposto con il mio punto di vista.
Nolan önceki bütün filmlerinde olduğu gibi, görüşünü sınırlı tutacağı için ikinci üniteyi reddetti.Come nei suoi primi due film, Nolan rifiutò una seconda unità di ripresa.
Ancak her siyasi görüşün gerçekte ekonomik temeli olur.In altre parole, qualunque sistema politico si basa su di un consenso di fondo.
O zaman Şiî görüşünü terk etti."Allora ha smesso di fare domande".
Bu babasını son kez canlı görüşü olacaktı.Sarebbe stata l'ultima persona a vederlo in vita.
Kirilov'la görüşür.Si fa chiamare Michiru.
Genç Charles yaşlı Charles ile görüşür.La giuria si scontrò per lungo tempo con Charles Majuri.
Oktaviyus, teslim olmaya ikna etmak için Kleopatra'yla gidip onunla görüşür.Ottaviano si reca da Cleopatra e cerca di convincerla ad arrendersi.
Ancak bunun nedeni materialist bir dünya görüşüne sahip oluşumuzdur.Questo diede le basi per una visione materialista dell'esistenza.
Bu olay Üçüncü Roma, Moskova görüşünü pekiştirdi.Nasce così il mito di Mosca terza Roma.
Tekrar görüşürler.Le volte.
Bu aynı zamanda Stratford karşıtları'nın da görüşüdür (Ogburn 1988, 631).Quindi, mentre anche le armate del fianco destro di Golikov (60. e 38.