Almanca yerine Fransızca öğrendim.I learned French instead of German.
Onunla Fransa'da tanıştım.I got acquainted with her in France.
Ben Fransa'ya gitmek istiyorum.I want to go over to France.
Fransız filmlerini severim.I love French films.
Fransızcayı severim fakat iyi konuşamam.I like French, but I cannot speak it well.
Fransızcayı okuyamam.I cannot read French.
Fransızcayı bırak konuşmayı okuyamam bile.I can't read French, let alone speak it.
Konuşmak şöyle dursun, Fransızcayı okuyamam bile.I can't read French, let alone speak it.
Konuşmak şöyle dursun, Fransızca okuyamıyorum.I can't read French, let alone speak it.
Fransızca konuşamam.I can't speak French.
Kendimi Fransızca olarak ifade edemiyorum.I can't make myself understood in French.
Fransızcayla çok ilgilenirim.I am very interested in French.
Hiç Fransızca bilmiyorum.I don't know any French.
Ne Fransızca ne de Almanca konuşabilirim.I can speak neither French nor German.
Fransızca öğrenmek istiyorum.I want to learn French.
Ben Fransızcayı hiç konuşamam.I can't speak French at all.
Fransızcada uzmanlaşmaya karar verdim.I decided to major in French.
Fransızcayı asıl branş olarak alacağım.I am going to major in French.
Fransızca bilmiyorum.I don't know French.
Fransızca eğitimi yapmak istiyorum.I want to study French.
Fransızca çalışmak istiyorum.I want to study French.
Fransızca konuşabilirim.I can speak French.
Fransız bir avukat tarafından bana iş verildi.I'm employed by a French lawyer.
Fransız yemeklerini çok seviyorum.I like French food very much.
Fred'in annesiyle birlikte Kyoto'u ziyaret edişini hatırlıyorum.I remember Fred visiting Kyoto with his mother.
İngilizceye ek olarak Fransızca eğitimi de alıyorum.I study French in addition to English.
Bavulumu toplamakla meşguldüm, çünkü iki gün içinde Fransa'ya gidiyordum.I was busy packing, because I was leaving for France in two days.
Ben sokakta Fred'e rastladım.I met Fred on the street.
Japonca, İngilizce, ve Fransızca konuşurum.I speak Japanese, English, and French.
Onun Fransızca söylediğini Japoncaya çevirdim.I interpreted what he said in French into Japanese.
Bu mektubu yarına kadar Fransızcaya çevirmeliyim.I must put this letter into French by tomorrow.
Öğretmenimiz İngilizcenin yanı sıra Fransızca da konuşur.Our teacher speaks French as well as English.
Biz Fransız Devriminin neden patlak verdiğini öğrendik.We learned why the French Revolution broke out.
Fransızca'da uzman birisini arıyoruz.We are looking for someone who is proficient in French.
Bisikletimin frenlerini ayarlattım.I had the brakes of my bicycle adjusted.
Çok boş zamanım olduğu için Fransızca çalışmaya karar verdim.Having lots of free time, I've decided to study French.
Araba sürmeden önce frenleri kontrol edin ve ayarlayın.Check and adjust the brakes before you drive.
Haftada dört kez Fransızca dersimiz var.We have four French classes a week.
Bana Fransızcamda yardım etmek için bu hafta sonu biraz zamanın olacak mı?Will you have a little time this weekend to help me with my French?
Ben ilkokuldan beri Fransız keklerini severim.I've loved French cakes since elementary school.
Her zaman birisinin frag-kuyruğunda yolculuk yapmayın.Do not always ride on someone's coat-tail.
Geçen ay Fransa'da çok yağmur yağdı.Last month they had a lot of rain in France.
Öğretmen tahtaya Fransızca kelime yazdı.The teacher wrote French words on the blackboard.
O gemi bu akşam San Fransisco'ya varıyor.The ship is arriving in San Francisco this evening.
Frost çiçeğe dokundu.Frost touched the flower.
Başkan o ay Fransa'yı ziyaret ediyordu.The president was visiting France that month.
Eninde sonunda Fransızcayı iyice öğrenecek.Sooner or later, he will master French.
Çin yemekleri Fransız yemeklerinden daha az lezzetli değildir.Chinese food is no less delicious than French.
Yürüyüşçüler Boston'dan yola çıktı ve altı ay sonra San Fransisko'ya vardı.The walkers set out from Boston and reached San Francisco six months later.
Buradaki iklim Fransa'daki gibi.The climate here is like that of France.
Japonya'nın nüfusu İngiltere ve Fransa'nın bir araya getirdiği nüfustan daha büyüktür.Japan's population is larger than that of Britain and France put together.
Onun Fransa'dan ne zaman döndüğünü bilmiyorum.I don't know when he returned from France.
Fransaya gittiğinden beri iki ay geçti.Two months have passed since he left for France.
Onun Fransızca konuştuğunu duysan onu bir Fransız zannedersin.If you were to hear him speak French, you would take him for a Frenchman.
O İngilizce mi, Fransızca mı yoksa Almanca mı konuşur?Is he speaking English, French, or German?
O, İngilizce mi, Fransızca mı yoksa Almanca mı konuşuyor?Is he speaking English, French, or German?
Onun karısı Fransızdır.His wife is French.
Onun romanları İngilizce ve Fransızca olarak da yayınlanır.His novels also appear in English and French.
O İngilizcenin yanı sıra, Almanca ve Fransızca bilir.He knows German and French, not to mention English.
Sekiz yıldır Fransızca okuyor.He has been studying French for eight years.