Ana içeriğe geç
Sözlük

feryat ile cümle

feryat kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
6
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Aniden bir feryat duydum.All at once, I heard a cry.
Biri feryat etti.Someone screamed.
Sami bir feryat işitti.Sami heard a screech.
Amelia feryat edip ağladı.Amelia screamed and cried.
Feryat çılgın ve vahşi büyüdü.The wailing grew wilder and wilder.
Bu bir dişi modeldir: dünyandaki ızdırapların feryatlarını algılayan kadın.It's a female archetype: she who perceives the cries of suffering in the world.
Fonu keseceğine dair feryatlar etti.He screeched that he would block the financing.
Ağlayan HEMŞİRE ve Tybalt Kullanıcı Corse üzerinde feryat:NURSE Weeping and wailing over Tybalt's corse:
Bana feryat dolayısıyla onu ta'en indirdiği Capulet'in Ölüm,CAPULET Death, that hath ta'en her hence to make me wail,
O günahkar için, Jonah ağlamak değildir ve doğrudan kurtuluşu için feryat.For sinful as he is, Jonah does not weep and wail for direct deliverance.
RAB Musaya, ‹‹Niçin bana feryat ediyorsun?›› dedi, ‹‹İsraillilere söyle, ilerlesinler.Yahweh said to Moses, "Why do you cry to me? Speak to the children of Israel, that they go forward.
Yerseniz, bana feryat ettiklerinde onları kesinlikle işitirim.If you take advantage of them at all, and they cry at all to me, I will surely hear their cry;
Feryat ettiler, ama kurtaran çıkmadı; RABbi çağırdılar, ama O yanıt vermedi.They looked, but there was none to save; even to Yahweh, but he didn't answer them.
Yaslı yaslı dolaşıyorum, güneş yok, Topluluk içinde kalkıp feryat ediyorum.I go mourning without the sun. I stand up in the assembly, and cry for help.
‹‹Toprağım bana feryat ediyorsa, Sabanın açtığı yarıklar bir ağızdan ağlıyorsa,If my land cries out against me, and its furrows weep together;
Kötülerin gururu yüzünden insanlar feryat ediyor, Ama yanıtlayan yok.There they cry, but none gives answer, because of the pride of evil men.
Kuzguna yiyeceğini kim sağlıyor, Yavruları Tanrı'ya feryat edip Açlıktan kıvrandığı zaman?Who provides for the raven his prey, when his young ones cry to God, and wander for lack of food?
Sabah, öğlen, akşam kederimden feryat ederim, O işitir sesimi.Evening, morning, and at noon, I will cry out in distress. He will hear my voice.
Tükendim feryat etmekten, Boğazım kurudu; Gözlerimin feri sönüyor Tanrımı beklemekten.I am weary with my crying. My throat is dry. My eyes fail, looking for my God.
Dileğini yerine getirir kendisinden korkanların, Feryatlarını işitir, onları kurtarır.He will fulfill the desire of those who fear him. He also will hear their cry, and will save them.
Tarşişe geçin, ey kıyıda oturanlar, Feryat edin.Pass over to Tarshish! Wail, you inhabitants of the coast!
Feryat edin, ey ticaret gemileri! Çünkü sığınağınız harap oldu.Howl, you ships of Tarshish, for your stronghold is laid waste!
İşte, en yiğitleri sokaklarda feryat ediyor, Barış elçileri acı acı ağlıyor.Behold, their valiant ones cry outside; the ambassadors of peace weep bitterly.
Horonayimden feryat duyulacak: ‹Kent mahvoldu, büyük yıkıma uğradı!›The sound of a cry from Horonaim, desolation and great destruction!
Feryat edip yardım isteyince de Duama set çekiyor.Yes, when I cry, and call for help, he shuts out my prayer.
Çocuğun babası hemen, ‹‹İman ediyorum, imansızlığımı yenmeme yardım et!›› diye feryat etti.Immediately the father of the child cried out with tears, "I believe. Help my unbelief!"
Dinleyin şimdi ey zenginler, başınıza gelecek felaketlerden ötürü feryat edip ağlayın.Come now, you rich, weep and howl for your miseries that are coming on you.
Kadın gebeydi. Doğum sancıları içinde kıvranıyor, feryat ediyordu.She was with child. She cried out in pain, laboring to give birth.
"Ve ey kavmim, doğrusu ben sizin için o feryat (edeceğiniz kıyamet) gününden korkuyorum."O my people, what I fear for you is the day of gathering, crying and calling,
Sonunda şımarık varlıklılarını azabla yakaladığımız zaman feryat ederler.So that when We seize the affluent among them with affliction, they will begin to implore for help.
Onlara şöyle deriz: "Bugün feryat etmeyin, doğrusu katımızdan bir yardım görmezsiniz.""Do not supplicate for help today; you will not be rescued by Us;
Başına bir fenalık gelince feryat eder,If evil befalls him he is perturbed;
Bugün feryat edip yalvarmayın, şüphe yok ki bizden bir yardım göremezsiniz."Do not supplicate for help today; you will not be rescued by Us;
Şimdi inleyip feryat etsek de sabretsek de bir.To lament or endure is all the same to us now.
Biz kendilerini, kuruyup biçilmiş ekine, sönmüş ateşe çevirinceye kadar bu feryatları sürüp gider.And this remained their lament till We mowed them down and made them extinct.
Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder.If evil befalls him he is perturbed;
Bu feryatları sürüp gitti. Nihayet onları öyle yaptık ki biçildiler, sönüp kül oldular...And this remained their lament till We mowed them down and made them extinct.
Feryat edip dururlar orada: "Rabbimiz, çıkar bizi de önceden yaptığımızdan başka şey yapalım.And they shall be screaming in it; “Our Lord!
Orada, "Rabbimiz, bizi çıkar da yapmış olduğumuzdan farklı işler yapalım," diye feryat ederler.And they shall be screaming in it; “Our Lord!
Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ediyorlardı; oysa artık kurtulma zamanı değildi.How many a generation We destroyed before them, and they called, but time was none to escape.
Şimdi inleyip feryat etsek de sabretsek de bir. Sığınacak hiçbir yerimiz yok."Alike it is for us whether we cannot endure, or whether we are patient; we have no asylum.'
Onlardan önce nice nesilleri helak ettik. O zaman feryat ettiler.How many a generation We destroyed before them, and they called, but time was none to escape.
Biz onlardan önce nice nesilleri silip süpürdük. O zaman ne çığlıklar, ne feryatlar kopardılar!How many a generation We destroyed before them, and they called, but time was none to escape.
Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ettiler, ancak artık kurtuluş zamanı değildi.How many a generation We destroyed before them, and they called, but time was none to escape.
Feryat ediyorlardı; oysa artık kurtulma zamanı değildi.They cried out when it was too late to escape.
Feryat ettiler, ancak artık kurtuluş zamanı değildi.They cried out when it was too late to escape.
O zaman feryat ettiler. Halbuki artık kurtulma zamanı değildi.They cried out [for help], but gone was the time for escape.
O zaman ne çığlıklar, ne feryatlar kopardılar! Ama kurtuluş zamanı çoktan geçmişti! [21,12-13]They cried out [for help], but gone was the time for escape.
Dünya, acılarla dolu bir feryat, sefalet vadisidir.Un monde sous l'emprise de la Volonté est nécessairement un monde de souffrance.
Dinim, imanım, milletim, vatanım diye feryat edecek.La guerra me privó de mi propiedad, mi dignidad, mi nombre.
Ama onlar da adaletin ve kan bağımızın feryatlarına kulaklarını tıkadılar.Anch'essi sono stati sordi alla voce della giustizia, alla voce del sangue comune.
Dinim, imanım, milletim, vatanım diye feryat edecek.ساحرق مدينتك وأرضك وشخصك.
Dinim, imanım, milletim, vatanım diye feryat edecek.Nação, Nação, Defendo a minha nação.
Dünya, acılarla dolu bir feryat, sefalet vadisidir.Ik weet in welk een staat van verschrikking en ellende de wereld is komen te verkeren.
Yaradana feryat figan dualar ederek canını almasını, kendisini Leylâ’sına kavuşturmasını ister."Det är så jäkla roligt att han kommer tillbaka efter skadan och får lira en final.
Kadın hamileydi ve doğum sancılarıyla, ıstırap içinde feryat ediyordu (Kadın: Başlangıç 3:15).Hän oli raskaana ja huusi tuskissaan synnytyspolttojen vaivaamana.”
19 Başlarına toprak döktüler, yas tutup ağlayarak feryat ettiler: ‘Vay başına koca kent, vay!當地便以媽祖廟為中心,逐漸發展成市鎮,當地因於樸仔樹下建廟,奉祀媽祖而發跡,於是取名「樸仔腳」。
Ama onlar da adaletin ve kan bağımızın feryatlarına kulaklarını tıkadılar.그러나 이들 또한 정의와 혈연의 소리에 귀를 기울이지 않았다.
Acı içinde feryat eden kedi ölmek üzere yakılırken, izleyicilerin kahkaları ortalığı inletirdi.불이 붙어 고통스러워하는 고양이를 보며 숨이 넘어가듯 웃어대는 것입니다.
Acı içinde feryat eden kedi ölmek üzere yakılırken, izleyicilerin kahkaları ortalığı inletirdi.les spectateurs éclataient de rire tandis que le chat, hurlant de douleur, était brulé vif.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod