Bir müşteriyle ilk görevinde, bir fahişenin ona bir fedakarlık yapması gerekiyordu.On her first assignment with a client, a prostitute was supposed to make a sacrifice to him.
Dokuz Kardeş'in fedakarlığı Gürcü şiirinde temsil edildi.The self-sacrifice of Nine Brothers was represented in Georgian poetry.
Görevler, fedakarlık biçimleri olarak çerçevelendiklerinde halk için daha başarılı hale gelir.The missions become more successful to the public when they are framed as forms of sacrifice.
Fedakar gruplar bencil grupları yener.Altruistic groups beat selfish groups.
Yaptığın en büyük fedakarlık neydi?Was war das größte Opfer, das du je gebracht hast?
Kendisine sadece Deeds (Türkçe: Fedakarlık) denmesini seven bu adamı bir kasabada bulurlar.Einige Leute seiner Heimatstadt und der näheren Umgebung beten aber zu ihm wie zu einem Heiligen.
"Fedakarlığın sonu acı oldu!".Wir haben den Schmerz besiegt!“.
Yılların fedakarlığı, tek bir hedef için doğaüstü ve kararlı kavramlar ile.Jahrelange Hingabe, für das eine Ziel brachten die Bezeichnungen übernatürlich und standhaft ein.
Jim Shannon rolünde Jason O'Mara, karmaşık bir geçmişi olan fedakâr bir baba.La vie de James O'Barr se caractérise par un destin singulier.
Zaman zaman pişmanlık duysa da çocuklarını sevmektedir ve onlar için büyük fedakarlıklar yapmaktadır.C'est aussi par amour pour les âmes qu'elle prie pour elles et fait quotidiennement de petits sacrifices.
Eşi fedakâr bir kadındır.La princesse est une femme de devoir.
Tesislerde sporcular için hiçbir fedakarlıktan kaçınılmamıştır.Je pense que c’est un manque de respect vis-à-vis des athlètes surtout.
("Küçük fedakarlıklar yapılmalıdır!") oldu.("¡Es necesario que haya sacrificios!").
Eşi fedakâr bir kadındır.La sacerdotisa es una mujer.
"Fedakarlığın sonu acı oldu!".«El dia del castigo ha llegado al fin.
Tesislerde sporcular için hiçbir fedakarlıktan kaçınılmamıştır.¿Hay alguna manera de prevenirla en los deportistas?.
("Küçük fedakarlıklar yapılmalıdır!") oldu.("I sacrifici devono esser fatti!").
Bu güç kendi millettinizden olan birine fedakarlık yaparak kazanılır.Ma è fortunato colui che si sacrifica per la propria nazione.
Yere inince bu fedakarlığı gören Karakuş, onun yaralarının iyileşmesini sağlar.A fine serata, il marito geloso sarà guarito dalla sua malattia.
İsa Mesih'in hem başkâhinliği hem de fedakârlığı aynı zamanda oldu.Христос стал одновременно и первосвященником, и приносимой жертвой.
("Küçük fedakarlıklar yapılmalıdır!") oldu.(«Получено множество повреждений!»).
"Fedakarlığın sonu acı oldu!".Жаль, что концовка этого эпизода стала принудительной».
Ona bağlılık mal, can, namus ve dinde fedakârlığı gerektirir.Он даёт себе клятву, во что бы то ни стало добиться славы, денег и признания.
Mason Weaver, heyecanlı ve fedakâr foto muhabiri ve barış aktivisti.Brie Larson como Mason Weaver, uma fotojornalista de guerra e ativista pela paz.
("Küçük fedakarlıklar yapılmalıdır!") oldu.("Offers moeten worden gebracht!") hebben gesproken.
Yere inince bu fedakarlığı gören Karakuş, onun yaralarının iyileşmesini sağlar.De kluizenaar, waar ze heen vluchten, verzorgt haar wonden.
Eşi fedakâr bir kadındır.Żeńskim odpowiednikiem jest Fotyna.
Fakat replikasyonun doğruluğundan fedakârlık edilir.Raczej stwierdzenie autentyczności uzdrowienia.
Yere inince bu fedakarlığı gören Karakuş, onun yaralarının iyileşmesini sağlar.Den partner vi söker är också den som vi vill ska läka våra sår.
("Küçük fedakarlıklar yapılmalıdır!") oldu.(«Даєш молодь!»)
Kendisini insanlığa adamış, masum insanlar için canını seve seve verebilecek fedakâr bir doktor.Це чесний і самовідданий лікар, здатний віддати життя за ідеали гуманізму.
Bencil olanlar veya fedakâr olamayanlar ne yaparlarsa yapsınlar aydın olamazlar.Prameny polozapomenutých událostí aneb o těch, co nezapomněli.
Sanatçı daha sonra bunu ailesinin onun için yaptığı inanılmaz bir fedakarlık olarak tanımlamıştır.Swift toto později popsala jako „neuvěřitelnou oběť“ od své rodiny.
Eşi fedakâr bir kadındır.Jeho nositelkou je žena.
Jim Shannon rolünde Jason O'Mara, karmaşık bir geçmişi olan fedakâr bir baba.Jason O'Mara este Jim Shannon, ofițer de poliție și tată devotat, cu un trecut complicat.
("Küçük fedakarlıklar yapılmalıdır!") oldu.("Voi voitettuja!")
Tesislerde sporcular için hiçbir fedakarlıktan kaçınılmamıştır.Ammattilaisurheilijoita ei kisoissa erotettu harrastelijoista.
Eşi fedakâr bir kadındır.Retten til at være hustru!
(İyi tasarım fedakârlık gerektirir).(Krever god forstørrelse).
("Küçük fedakarlıklar yapılmalıdır!") oldu.("Hanya perang defensif yang dibenarkan!")
Bizimkisi fazla fedakarlık isteyen bir meslek..生贄を欲する残忍な性格。
I. Dünya Savaşı'nda da üstün başarılar ve fedakârlıklarından ötürü nişanlar, madalyalar kazandı.紅雀因為在季賽與勇士對戰中得到4勝3負的戰績,所以有主場優勢。
Biz kahramanların fedakarlıkları takdir ediyoruz, ve ülkemize düşmanlardan uzak tutacağımıza söz veriyoruz.사자들이 싸울 준비를하는 것처럼 준비하고, 적들로부터 우리 나라를 지키리.
"Balıkesirspor'da Burak'dan fedakarlık".“저는 영천시장에서 생선을 팔아 재미를 봤습니다.
Bencil olanlar veya fedakâr olamayanlar ne yaparlarsa yapsınlar aydın olamazlar.그러나 그 행위로 인하여 이익을 받은 자나 전득한 자가 그 행위 또는 전득 당시에 채권자를 해함을 알지 못한 경우에는 그러하지 아니하다.
Bu güç kendi millettinizden olan birine fedakarlık yaparak kazanılır.ניתן לקבל את הכוח תוך כדי הקרבה של מישהו מהעולם שלך שקרוב אליך.
Biz kahramanların fedakarlıkları takdir ediyoruz, ve ülkemize düşmanlardan uzak tutacağımıza söz veriyoruz.Ние прославяме жертвоготовността на нашия народ, И се заклеваме да не даваме нашата земя на противника.
"Fedakarlığın sonu acı oldu!".Тя отговаря на истината за края на страданието.
Çok fedakârdır.Дълбоко суеверен.
Sanatçı daha sonra bunu ailesinin onun için yaptığı inanılmaz bir fedakarlık olarak tanımlamıştır.Taylor toto neskôr popísala ako neuveriteľnú obeť zo strany jej rodiny.
"Balıkesirspor'da Burak'dan fedakarlık"."Luupainaja kukelaulu eest põgenemas".
Subaylarla askerlerin hareketi sırf yiğitlik ve fedakarlıktan ibaretti.Ordeniga autasustati ainult ohvitsere ning ainult sõjaliste teenete eest.
Açıkçası, maddi fedakarlıklar vardı çünkü babam kendisine para ödenmesini kabul etmiyordu.Były oczywiście finansowe ofiary, ponieważ zawsze odmawiał zapłaty.
Açıkçası, maddi fedakarlıklar vardı çünkü babam kendisine para ödenmesini kabul etmiyordu.Ci sono stati ovviamente sacrifici economici: perché ha sempre rifiutato di farsi pagare.
Açıkçası, maddi fedakarlıklar vardı çünkü babam kendisine para ödenmesini kabul etmiyordu.Er was de duidelijke financiële opoffering want hij weigerde steeds om betaald te worden.
Açıkçası, maddi fedakarlıklar vardı çünkü babam kendisine para ödenmesini kabul etmiyordu.Es gab natürlich finanzielle Opfer, denn er hat sich immer geweigert, bezahlt zu werden.
Açıkçası, maddi fedakarlıklar vardı çünkü babam kendisine para ödenmesini kabul etmiyordu.Houve, evidentemente, sacrifícios financeiros: porque ele recusou sempre ser pago.
Açıkçası, maddi fedakarlıklar vardı çünkü babam kendisine para ödenmesini kabul etmiyordu.Il y a eu évidemment des sacrifices financiers : parce qu'il a toujours refusé d'être payé.
Açıkçası, maddi fedakarlıklar vardı çünkü babam kendisine para ödenmesini kabul etmiyordu.당연히 경제적인 희생이 따랐는데 아버지는 항상 대가 받기를 거절했기 때문이죠.
Açıkçası, maddi fedakarlıklar vardı çünkü babam kendisine para ödenmesini kabul etmiyordu.Obviamente, hubo sacrificios financieros: porque él siempre se negó a cobrar.