fark ile cümle
fark kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Çok az kişi onun partideki yokluğunu fark etti.Few people noticed her absence from the party.
Ben, onu otobüsten iner inmez fark ettim.I noticed her the moment she got off the bus.
Onun ne söylediği hiç farketmez.It makes no difference what she said.
Onun zengin olup olmadığı benim için fark etmez.It makes no difference to me whether she is rich or not.
Onun yokluğunun farkında değildim.I was not aware of her absence.
Onun çok heyecanlı olduğunu fark etmedin mi?Didn't you notice that she was very excited?
Onun farklı bir İngilizce aksanı var.She has a distinct English accent.
Çeşitli farklı yollardan onun evine gidebilirsin.You can get to her house in a variety of different ways.
Onun eğitim üzerine fikirleri benimkinden çok farklı.Her ideas on education are very different from mine.
Onun yeni elbisesini fark ettin mi?Did you notice her new dress?
Onun cevabının yanlış olduğunu fark ettim.I noted that her answer was incorrect.
Biz onun üzüntüsünü fark etmedik.We didn't notice her sorrow.
Hiç kimse onun edebi yeteneğinin farkında değil.No one was aware of her literary talent.
Açık ara farkla sınıfta en iyi şarkıcıydı.She was by far the best singer in the class.
Kulüpte açık farkla en iyi oyuncudur.She is by far the best player in the club.
Bu kimin yazdığını fark ettiği kitabı okumayı bitirene kadar değildi.It was not until she finished reading the book that she noticed who had written it.
O, kapıyı açıncaya kadar soğuğun farkına varmadı.She hadn't noticed the cold until she opened the door.
O, Los Angeles'ta iken, en az altı farklı işi vardı.When she was in Los Angeles, she had at least six different jobs.
Tuzunun bitmiş olduğunu fark etti.She discovered that she had run out of salt.
Hatasının farkında değildi.She was unconscious of her mistake.
O, tehlikenin farkında olmayabilir.She may not be aware of the danger.
Farkında olmadan tam yanımdan geçti.She passed right by me without noticing.
O, farklı görüşten insanlara açık.She is open to people who have a different point of view.
O ne demek istediğimi daha sonra fark edebilir.She may realize later on what I meant.
O her bakımdan kız kardeşinden farklıdır.She is different from her sister in every way.
Onun benimkinden farklı olan bir fikri var.She has a view that is different from mine.
O günahının farkında değil.She is unconscious of her sin.
O, güzelliğinin farkında değil.She is not aware of her beauty.
O, onun gözlerinin farkındaydı.She was aware of his eyes.
O, onların ona karşı olan düşmanca duygularının farkındaydı.She was aware of their hostile feelings toward her.
O gerçeği söylemenin daha iyi olacağını fark etti.She realized that she had better tell the truth.
Dakika farklarını fark etmediler.They did not notice minute differences.
Sen hastalanıncaya kadar iyi sağlığın değerini fark etmedin.It is not until you get sick that you realize the value of good health.
Hastalanıncaya kadar sağlığın ne kadar önemli olduğunu fark etmiyorsun.You do not realize how important health is until you get sick.
Babam ve benim aramdaki anlaşmazlığın farkında değil gibi görünüyor.He seems not to be aware of the conflict between my father and me.
Onlar aniden odanın arkasındaki bir gürültünün farkındaydılar.They were suddenly aware of a noise in the back of the room.
Ülkeler kültür olarak farklıdır.Countries differ in culture.
Biz problemi kültürel farklılıklar ışığında düşünmek zorundayız.We have to consider the problem in the light of cultural differences.
Probleme farklı bir açıdan yaklaş.Approach the problem from a different angle.
Annem ve ben her yönümüzle farklıyız.Mother and I are different in every way.
Annesi hastalığının farkında değil.Her mother is not aware of her illness.
Benim fikrim seninkinden farklıdır.My opinion differs from yours.
Zamanın farkında değildik.We weren't aware of the time.
Gerçek bir arkadaş farklı davranırdı.A true friend would have acted differently.
Ne tuhaf, hiçbirimiz hatayı fark etmedik.Strange to say, none of us noticed the mistake.
Açık konuşmak gerekirse, onun görüşü benimkinden biraz farklı.Strictly speaking, his view differs a little from mine.
Beyzbol kriketten farklıdır.Baseball is different from cricket.
O sözün yerine getirilmediği bir aydan daha fazla süre sonra fark edildi.It was noticed after more than a month that that promise had not been carried out.
Onlar arasında belirgin bir fark var.There is a marked difference between them.
İkisinin arasında dikkate değer farklılıklar var.There are noticeable differences between the two.
İki bölge dinde ve kültürde farklıdır.The two regions differ in religion and culture.
Buzdolabını açınca etin çürümüş olduğunu fark ettim.Opening the refrigerator, I noticed the meat had spoiled.
Biz farklı konular hakkında konuştuk.We talked about a variety of topics.
Kolumu ısıran sivrisineği fark etmedim.I was not aware of a mosquito biting my arm.
Kolumu ısıran bir sivrisineğin farkında olmadım.I was not aware of a mosquito biting my arm.
Kendisinde müzik kulağı olmadığını farketmiyor.He doesn't realise that he's tone deaf.
Diğer insanların senin çekindiğini fark etmelerine izin vermemelisin.You mustn't let the other person notice that you flinched.
İnsanlar, bunun farkında olsun veya olmasın, sürekli mutluluk ararlar.Human beings, whether they realise it or not, continually seek happiness.
Onun geçmiş yaşamı ile ilgili bir şeyin farkında mısınız?Are you aware of anything concerning his past life?
Ben senin başarısız olduğunun farkındayım.I'm aware that you failed.