Ses çıkarmayanların, görmezden gelenlerin de farkındayız.聲聞之人,總相知故,不名為佛。
ABD’deki diyabet hastalarının %20’sinin bu hastalığa sahip olduğunun farkında olmadığı tahmin edilmektedir.估计美國有20%的糖尿患者不知道自己患有糖尿病。
Listenin amacı uluslararası farkındalığını artırmak ve tehditlere karşı önlemler almaktır.这份名单旨在提高应对这些威胁的国际意识,鼓励各国采取保护行动。
IV. Aleksios sözlerini tutmanın zor olduğunun farkına vardı.阿历克塞四世意识到他的承诺是难以维持的。
Eğer kot farkına bakarsak bunu anlayabiliriz.若能调解,我能见到,这就可以知道了。
4- Siyasal gerçekçilik, siyasal eylemin moral öneminin farkındadır.政治现实主义注意政治行为的道德意义。
Üstinsan’ın var olma sebebi ise; insanın kendisini aşmasının, farkına varmasının gereğidir.道教認為,人如輪值該星,白虎入宅,當損不明知壬。
"Birçok kişiye borçlu olduğumun farkındayım.當行籌知何眾多。
Bir uçuruma geldiğinin farkına varmadan aşağıya Ak Irmağa (veya Ak Göle) düşer.湘莲后悔莫及,随一跏腿道士而去,不知何往。
Ama ikisi de bunun farkında değildir.兩人都不認為自己有錯。
Ben bir tür "şeyler üstü"yüm, neler olduğunun tamamen farkındayım.資料型別,更詳盡的型別問題 「強型別」指的是什麼
Farkındalık: Farkındalık bilinçli olarak dikkatimizi o anki deneyimlerimize yoğunlaştırmamızdır.它教會我們深入思考我們的想法。
Fakat, Perowne, şanslı bir insan olduğunun farkında değildir.然而,康普顿不被认为是一个有才华的人。
1960'lardan bu yana, çevre hareketlerinin aktivitesi çeşitli çevre sorunların farkındalığını yarattı.自1960年代起,環保運動已漸漸令大眾更重視身邊的各種環境問題。
Leningrad'da olduğunun farkında değildir.他参加了列宁格勒保卫战。
Theo, Vincent'ın sorun yaşadığının farkına vardı.帝特擢為都督同知。
Gandalf bunun farkındadır fakat o zamanlar bu onu sadece eğlendirmiştir.對此,伍德莉起初難以接受,但後來還是釋懷。
Babasının, arkadaşlarının hatta hocalarının bile politik görüşlerinin farkındaydı.她开始从他父亲朋友,和一些老师那里了解到政治异见。
Guth bu modelin sorunsal olduğunun farkına vardı çünkü model düzgün ısınmıyordu.古斯意識到這一模型的問題:其再加熱過程並不正確。
Saat 17:00'de Glasgow, Alman gemilerinin farkına vardı.在16:17,格拉斯哥号率先发现德国舰只。
İlk olarak, (herhangi) ana ilkeleri ihlal ettiğimin farkında değilim.그러므로 어느 쪽이 먼저인지는 밝혀진 바 없다.
Kullanıcı bu işlemin farkında olmaz.그러나 사용자는 이를 알아차리지 못한다.
Çünkü kendisi hiçbir şey bilmediğinin farkındadır.즉 사람들은 아무것도 모르면서 알고 있다고 생각한다.
Böylece artık kim olduğunun farkına varmış olur.결국 진짜 자신이 누구인지 모르게 될 수도 있다.
Ancak o bunu farkındadır.그렇지만 자신은 알고 있다.
Ölüden Mektuplar Sana Yöneldim Farkında Mısın?누군가를 떠올리며 편지를 쓴 기억 있으세요?
Her zaman farkında olunanın ise unutulması mümkün değildir.평생 잊어서도 안 되고 잊혀지지 않을 추억이다.
Manipüle edilen kişi, genellikle gerçekte ne olduğunun farkında değildir.그가 그린 그림은 보통 사람은 아무도 알 수 없다.
Ama gece boyunca gözlem yapanlar yıldız gününün farkını da saptayabilirler.도시 부근의 관측자는 이들로부터 하늘에 몇 등급까지의 별이 보이는지를 판단할 수 있다.
Bu özellik ile diğer mimarilerden farkını ortaya koymaktadır.이러한 점이 다른 정자들과 대별되는 특징이라 하겠다.
Sahip olunan her nesnenin değerini farkına varabilmek amaçlanır.이른바 마땅히 알아야 할 모든 의미를 포섭한다.
Girerken hârikulâde bir mekân içine girileceğinin farkına bile varılmıyor.만두파동 전까지 우리는 만두 속에 단무지가 들어간다는 사실을 몰랐다.
"Time", zamanın biz farkına varmadan ne kadar hızlı geçtiğini anlatmaktadır.가사는 "방금 무엇이 벌어졌는지 기억하는데 너무 오래걸렸어.
Farkın nedeni büyüme sırasında birbiriyle kaynayacak olan küçük kemiklerdir.뼈 개수의 차이는 성장 중에 서로 융합하기 때문이다.
İnsanlar bunun farkında değildir çünkü uyutulmuşlardır.당연히 될리가 없는 일이고, 둘은 자면서 생각하기로 한다.
İki müzisyen, aralarındaki yaş farkına rağmen iyi anlaştılar.한편 음악가들은 두 파로 갈라져 있다고 해도 서로의 장점을 인정하였다.
(Farkında Değil misiniz!)아니면 알 수 없는가?
Burada vasıfsız ve kısmen vasıflı insanların gönüllü farkında olmadan oluşan birlikteliği vardır.거기에는 전혀 모르는 타인과의 공동 생활과 자유 연애 등을 포함했다.
Jim hiçbir şeyin farkında değildir.נראה שג'יין אינה זוכרת דבר.
Yerel otoriteler olayların farkına varınca 1881 yılında kardeşler Missouri’ye dönmek zorunda kaldılar.הרשויות החלו לחשוד וב-1881 האחים הורחקו בחזרה למיזורי.
Britanya kanala ilk başlarda karşı çıksa da açıldıktan sonra stratejik değerinin kısa sürede farkına vardı.תחילה, התנגדו הבריטים לחפירת התעלה, אך במהרה הם הבינו את חשיבותה האסטרטגית.
Aslında ne söylediğinin farkında değildi.האם לא מסוגלת להבין מה הוא אומר.
Ayrıca, ihracatta farkındalık projesine destek vermektedir.נוסף על כך, הוא מעוניין לדבר איתו על פרויקט הנוקמים.
Hidrostatik basıncın sıvının ağırlığına değil yükselti farkına bağlı olduğunu kanıtlamıştır.הוא הוכיח שהלחץ ההידרוסטטי תלוי לא במשקל הנוזל אלא בהפרש הגבהים בין קצותיו.
Medyada klibim ile ilgili olan haberlerin farkındayım, ki bunların çoğu yanlış.הכהן גילתה כי מיתוסים רבים שהיו לנחלת הכלל, הם שגויים.
Hitler ertesi gün Fegelein'ın ortadan kaybolduğunun farkına vardı.למחרת אחר הצהרים הבחין היטלר בהיעלמו.
Süje, çoğu zaman içinde bulunduğu durumun farkına varamaz.בדרך כלל אנשים לא זוכרים מה קרה במהלך הזמן הזה.
Danny farkında olmadan adamı oğlunun önünde öldürür, sonra bu şaşkınlıkla ordan kaçarken yaralanır.דני מבלי משים הורג אותו מול הילד הצעיר שלו, ואז נפצע במהלך המילוט.
Temel kaygı duygusu kişinin kendisinin yetersiz olduğu ve bu eksikliğini farkında olmasıdır.לא קיים שום בסיס אורגני לחששותיו של אותו אדם לגבי כך שהוא באמת חולה.
Bunu doğru olması için, bizim farkında olmadığımız bir bölümünün olması gerekir.כדי שזה יהיה נכון, חייב להיות חלק של התודעה אשר אנו לא מודעים לו בזמן נתון.
Bizler toplum olarak farkında olmadan duygularımızı daha soslu kullanabiliyoruz.כחברה אנו חיים מעבר ליכולתנו.
Leningrad'da olduğunun farkında değildir.היא כותבת לו שהיא בוולנטיין.
Bu olay sonucunda yeteneğinin farkına vardı.הכרתי אותו בשיא הצלחתו.
Kullanıcı bu işlemin farkında olmaz.האדם הנוהג בדרך זו אינו מודע לכך.
Ama ikisi de bunun farkında değildir.שניהם היו מודעים לכך.
Descartes düşünceyi (cogitatio) “hemen bilincimde olduğum, içimde ne olduğudur ve bunun da farkındayımdır.”קלובקווסקה אמרה: "אני יודעת מי אני ומה אני מרגישה.
Her şeyin farkındadır ama ağrı sızı hissetmez.הם הרגישו כאבי בטן אך לא ידעו את פשרם.
Farkında olmayan zihinde düşündüğümüz her şey nesnelerin doğası hakkındaki bu yanlış algılamamızı yansıtır.בסופו של עניין אנו מבינים שכל דבר שנמצא מחוץ לנו הוא השתקפות של החשיבה שלנו על עצמנו.
Otomobil tutkusunun farkına burada vardı.הרכבו היה ברובו מחוג החוסיינים.
İki kuruluşun yetkileri, tek bir turnuva olmasına farkına vardılar.ראשי שני הארגונים הבינו את הצורך להגיע לתחרות אחידה.