ABD’deki diyabet hastalarının %20’sinin bu hastalığa sahip olduğunun farkında olmadığı tahmin edilmektedir.Se estimează că 20% din populația Statelor Unite suferă de diabet fără a fi conștientă de acest fapt.
Hastalığa yakalananların çoğu fakirdir ve çoğu da hastalığın kendilerine bulaştığının farkında değildir.Majoritatea celor bolnavi provin din medii sărace și cei mai mulți nu realizează faptul că sunt infectați.
Gamow tarafından verilen seminere katılımından sonra Max Born tünelin genelliliğinin farkına vardı.După participarea la un seminar de a lui Gamow, Max Born a recunoscut generalitatea acestui efect.
Yıllar sonra Raj annesinin evden uzaklaşmasından sorumlu olan adamın Jagga olduğunun farkına varır.Câțiva ani mai târziu, Raj își dă seama că Jagga este omul responsabil pentru alungarea mamei sale.
Jimmy liseden beri hayatının aynı devam ettiğinin farkındadır.Jimmy își dă seama că viața lui a rămas în mare parte aceeași, după ce a absolvit liceul.
Yay kinetiği fillerin hareketinin diğer hayvanlardan farkını açıklayabilir.Cinetica similară unui resort ar putea să explice diferența dintre mișcarea elefanților și a altor animale.
Kendi deyişiyle, farkına varmıştı ki: “Meyve Sepeti’nde, bir Onigiri için hiç oda yoktu”.El a mărturisit că nu a luat nicio măsură pentru a îngriji răniții; el a răspuns: „Categoric, nu.
Bana ne yaptığımın farkında olmadığımı söylüyorlar.Eu am avut mereu impresia că nu-și dau seama ce fac.
O sırada Stauffenberg'in dışarıya çıktığının kimse farkına varamadı.Nimeni nu se aștepta la evoluția pe care o va avea Steinitz.
Her zaman farkında olunanın ise unutulması mümkün değildir.Și adevărul fiind ceea ce este, nu poate fi niciodată distrus.
Medya Farkındalık Ağı bulgularını "Çok başarılı bir film için tekrar izleme oranı yaklaşık %5'tir.Media Awareness Network a spus că, „Rata de repetare a vizionării unui blockbuster este de aproximativ 5%.
Gol farkının eşit olması durumunda ise deplasman golleri kuralı dikkate alınmaktaydı.Dacă după prelungiri scorul era tot egal, se aplica regula golului de aur.
Bu sırada kendisi de yaşamın güzelliklerinin farkına varır.Sperăm că va descoperi adevărata sa frumusețe în interior.
Ambliyopi her iki gözün test edilmesiyle ve iki göz arasında görme farkının bulunmasıyla teşhis edilir.Sunetul perceput este, de asemenea, evaluat din analiza ambelor semnale ale urechilor.
Çünkü Almanya yüzünden ileride ceza alabileceklerini farkındaydılar.Aflase că urma să fie arestat în Germania.
Ancak o bunu farkındadır.Ennek tudatában is volt.
Hamlet arkadaşlarını sıcak bir şekilde karşılar ama hemen kendisine karşı olduklarının farkına varır.Hamlet szívélyesen fogadja barátait, de hamar rájön, hogy nagybátyja áll a háttérben.
Ben bir tür "şeyler üstü"yüm, neler olduğunun tamamen farkındayım.Ő: Igen, tövig rágtam a körmöm, hogy mi van veled.
Ama Needy bir sorun olduğunun farkındadır.Lynette tudja, hogy baj van.
François küçümsendiğinin farkında bile değildir.Miki sem büszke önmagára.
(Farkında Değil misiniz!)(Fogalma sincs?).
Bilincin farkında olmadığımız alanı.A felfedező kiléte nem ismert.
Çatışmalar başlayana kadar her iki taraf da birbirinin hazırlıklarının ve hesaplarının farkında değildi.A csata kezdetéig egyik fél sem volt tisztában a másik terveivel.
Friedrich Hund, 1927'de çift kuyu potansiyelinin zemin durumunu incelediği zaman tünelin ilk farkına varandır.Friedrich Hund említette meg először az alagúthatást 1927-ben.
Bu 4 farktan birinin artması, 5. farkın da artmasına neden olacaktır.Négyet a síknak csak egyféle egybevágósága generálja, az ötödik ezekből összetett.
Ekolojik farkındalık ve duyarlılığın topluma yayılması.A társadalomlélektan lelkifurdalása és lekiismerete.
"Birçok kişiye borçlu olduğumun farkındayım.Sok ember megélhetése múlik rajtam.
Bu durumun farkında olan İngilizler muhtemel bir savaşı engellemek için çaba harcadılar.A britek igyekeztek lebeszélni a mexikóiakat egy esetleges háborúról.
Ancak sonra yaptığı yanlışın farkına varar.Később rájön, hogy hibát követ el.
Farkına bile varmadı.Alig vették észre.
Bu anlamıyla ATT'nin soyutlama (abstraction) yapma özelliğinin de farkında olmak gerekir.Elegendő tehát a Z invertálhatóságát belátni.
Bana ne yaptığımın farkında olmadığımı söylüyorlar.Nem hiszem, hogy felfogtam, mit is csináltam.
Jim hiçbir şeyin farkında değildir.Giovannista ei tiedetä juuri mitään.
Bu arada Suat Yalaz farkına varmadan Paris'e yerleşmiş oldu.Kun yö saapui Pariisiin Mikset sä tuu!
Birisi tarafından izlendiğinin farkına varır.Miehet tajuavat, että heitä tarkkaillaan.
Çalışanların neyi başardıklarının farkındalığının olmaması önemliydi.Perämies ei ollut tietoinen siitä, mihin he olivat törmänneet.
Holokost döneminde durumun farklı olduğunun farkına çok geç vardılar.”.Olisin halunnut nähdä, miten Hollywood sekoaa siihen aikaan.»
Gücü yönlendirdiğinin farkında olmaz.Ei tiedetä, miten hän nousi valtaan.
Bu isteğe verilecek cevap her zaman üç maddenin farkında olmaktır.Allokointi edellyttää aina vastaamista seuraaviin kolmeen kysymykseen.
Önemli bir ajan olduğunun kendisi de farkındadır.Hän myös ymmärsi olevansa tärkeä osa ryhmää.
Bu, farkında olmadan gerilemeye sebep verir.Tämä kannustaa olemaan käymättä heidän kimppuunsa.
Ben bir tür "şeyler üstü"yüm, neler olduğunun tamamen farkındayım.Sinnemäki lakonaikaisesta työstä: "Hyvin valitettavaa" Yle Uutiset.
Burada da transcinsel hareketler ve interseksüelliğin farkına varılmıştır.Tutkimuksissa on havaittu myös intersukupuolista ja transsukupuolista käyttäytymistä.
Tohru, onigirinin bir meyve olmadığının farkına vardı: onun adı asla çağrılmayacaktı.Elenan mukaan hän ei koskaan käytä meikkiä, koskei tarvitse sitä.
Ancak o bunu farkındadır.Hän tietää asiasta."
Evde hayat akar gider ama kimse olanların ve olabileceklerin farkında değildir.Se aistii selvästi kuka on tervetullut pihalle ja kuka ei.
Britanya kanala ilk başlarda karşı çıksa da açıldıktan sonra stratejik değerinin kısa sürede farkına vardı.Οι Βρετανοί αρχικά αντιτέθηκαν στη διώρυγα, αλλά μόλις άνοιξε, η στρατηγική της αξία γρήγορα αναγνωρίστηκε.
Yaş farkına rağmen, birbirlerine aşık oldular.Παρόλη όμως τη διαφορά ηλικίας ανάμεσά τους, ερωτεύτηκαν.
Ancak o bunu farkındadır.Απλά να το ξέρει.
Hastalığa yakalananların çoğu fakirdir ve çoğu da hastalığın kendilerine bulaştığının farkında değildir.Οι περισσότεροι άνθρωποι που νοσούν είναι φτωχοί και δεν συνειδητοποιούν ότι είναι μολυσμένοι.
Ama ikisi de bunun farkında değildir.Το γεγονός αυτό όμως το γνωρίζουν μόνο εκείνες οι δυο.
Gorbaçov bu durumu "Her şeyi biz kendi başımıza yapıyoruz Halkımız yaptıklarımızın farkında.Όπως παρατήρησε ο Γκορμπατσώφ: «Κάνουμε ακόμα τα πάντα μόνοι μας .
Çünkü kendisi hiçbir şey bilmediğinin farkındadır.Εμείς είδαμε μόνο πως δεν κατάλαβε τίποτα.
Hipertansif olan ancak bunun önemli olduğunun farkında olmayan insanların sayısı.Είναι σημαντικός ο αριθμός των ανθρώπων οι οποίοι είναι υπερτασικοί αλλά δεν το γνωρίζουν.
Ancak sonra yaptığı yanlışın farkına varar.Σύντομα αντιλαμβάνεται το λάθος της.
Bir gece, ansızın keşfettiği bir gerçekle hayatının sonsuza dek değişeceğinin farkında değildir.Ώσπου ένα τυχαίο γεγονός θα αλλάξει τη ζωή της για πάντα.
Ekibin içinde polis olduğunun farkına varırlar.Ισχυρίζονται ότι είναι της αστυνομίας.
Durumsal farkındalık ve Endonezya savaş sanatı pencak konusunda kendini geliştirmiştir.Το μοναδικό του ενδιαφέρον η βελτίωσή του στην τέχνη της αερομαχίας.
Sarah Selanik’e dönene kadar bu hayalinin farkında değildi.Η Σάρα δεν επρόκειτο να πραγματοποιήσει το όνειρό της παρά μόνο μετά την επιστροφή της στη Θεσσαλονίκη.
Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum.Ξέρω ότι χαλώ τη ζωή σου, που χωρίς εμένα θα μπορούσες να κάνεις.