Morrissey'le tanıştıktan sonra şarkının cinayetlerinin kökenine inmeye çalıştığının farkına varmıştır.Após o encontro com Morrissey, ele aceitou que a canção era uma exposição sincera sobre o impacto do crime.
Holokost döneminde durumun farklı olduğunun farkına çok geç vardılar.”.Em Nellcôte as coisas eram muito diferentes e levei um tempo para entender o porquê."
Gol farkının eşit olması durumunda ise deplasman golleri kuralı dikkate alınmaktaydı.Em caso se igualdade em pontos, a regra do gol marcado como visitante entraria em consideração.
Niye farkına varmamışım şiirinin peki?Sabe por que não nos deram o Nobel?
Hiçbiri, bu genç ve güzel kadının ne kadar tehlikeli olduğunun farkında değil.Hij bewondert hoe zoiets moois zo gevaarlijk kan zijn.
Böylece artık kim olduğunun farkına varmış olur.Op dat moment realiseert hij zich wie ze is.
Aslında ne söylediğinin farkında değildi.Ik heb niet helemaal begrepen wat u zegt.
Ama ikisi de bunun farkında değildir.Ze snappen er allebei niets van.
O da Mûsâ'yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi.Als Mozes God van aangezicht tot aangezicht zou zien zou hij sterven.
Çevrelerinin farkında değil gibi görünüyorlardı.Het niet meer herkennen van je omgeving.
Roma Senatosu birden tehlikenin farkına vardı.De Romeinse autoriteiten waren zich bewust van dit gevaar.
Niye farkına varmamışım şiirinin peki?Waarom kon hij de boodschap niet zelf doorgeven?
Vakıf, HIV/AIDS ile ilgili konularda farkındalığın artması için çalıştı.Ook ondernam ze activiteiten om de bewustwording van hiv/aids te vergroten.
Bu single'ın habercisi olduğu albü Farkın Bu ise 7 Temmuz 2011'de çıktı.Wish I could is een single van Miss Montreal die uitkwam op 1 juli 2011.
Eminim ne olduğunun farkındaydı ama görmemiş gibi davranıyordu.Hij wist zeker dat het zo is, maar hij ziet niks.
(Farkında Değil misiniz!)Men kende dat immers niet?
Ancak kendisinden sonra ormanda hiçbir şeyin değişmediğini farkına varır.Wanneer ze later in haar kasteel komt blijkt dat ze niet is veranderd.
"Birçok kişiye borçlu olduğumun farkındayım.'Gehoor geven aan velen.
Sam hiçbir şeyin farkında değilken Dean bunun bir şaka olduğunu düşünüyordur.Pas dan maakt Mr. Voice bekend dat het maar een grapje is.
Bunlar faz farkının varlığına işarettir.Dit ten teken van hun verbondenheid.
Çünkü kendisi hiçbir şey bilmediğinin farkındadır.Ze vertelt hem van niets te weten.
Ölüden Mektuplar Sana Yöneldim Farkında Mısın?Begrijpt u deze rechten zoals ze u zijn medegedeeld?"
Belirli bir sosyal çevre içine girmiştir ve o an sadece bunun farkındadır.De kennis is al in hem in een sluimertoestand, maar hij is zich er alleen nog niet van bewust.
Farkına bile varmadı.Hij begreep er niets van.
Birisi tarafından izlendiğinin farkına varır.Hij merkt dat hij wordt opgewacht.
Bu yenilikler pilotun durumsal farkındalığını ve görev performansını arttıracaktır.Door de beeldschermen zal het situationeel bewustzijn en de efficiëntie van piloten toenemen.
ABD’deki diyabet hastalarının %20’sinin bu hastalığa sahip olduğunun farkında olmadığı tahmin edilmektedir.Ongeveer 50% van de mensen met diabetes weet niet dat ze lijden aan de ziekte.
Bu isteğe verilecek cevap her zaman üç maddenin farkında olmaktır.Bij deze peilingen konden de ondervraagden telkens drie kandidaten noemen.
Kullanıcılar bu değişikliklerin farkında olmazlar.Deze veranderingen worden door het publiek echter niet waargenomen.
Ne yaptığının farkında mısın?Besef je wat je gedaan hebt?
Birçok yazar Türkçenin zenginliğinin farkında bile değil.Heel veel schrijvers zijn zich zelfs niet bewust van de rijkdom van de Turkse taal.
Ne yaptığının farkında değildi.Hij wist echt niet wat hij deed.
Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum.Wiem, że niszczę twoje życie, że beze mnie mógłbyś pracować.
Danny farkında olmadan adamı oğlunun önünde öldürür, sonra bu şaşkınlıkla ordan kaçarken yaralanır.Danny nieświadomie zabija go w obecności jego syna, następnie zostaje ranny podczas ucieczki.
Yaş farkına rağmen, birbirlerine aşık oldular.Pomimo różnicy wieku zakochali się w sobie.
ABD’deki diyabet hastalarının %20’sinin bu hastalığa sahip olduğunun farkında olmadığı tahmin edilmektedir.Szacuje się, że 20% cukrzyków w Stanach Zjednoczonych nie zdaje sobie sprawy z obecności choroby.
(Farkında Değil misiniz!)Did You Know? (ang.).
Ama ikisi de bunun farkında değildir.Obaj nic nie pamiętają.
Böylece artık kim olduğunun farkına varmış olur.Ale już wiedziałem, kim chcę być. .
Ancak o bunu farkındadır.Tylko Ona to wie”.
Niye farkına varmamışım şiirinin peki?Dlaczego go nie zauważyliśmy?
O sırada Stauffenberg'in dışarıya çıktığının kimse farkına varamadı.Kiedy nikt nie patrzył Giselle uciekła.
Bu safhalar farkında olma, ilgi, değerlendirme, deneme ve benimsemedir.Ale żeby nie było wątpliwości- to jest moja ocena, moje powody i moje uczucia.
Aslında ne söylediğinin farkında değildi.Nie wiedział bowiem, co mówi.
İnsanlar bunun farkında değildir çünkü uyutulmuşlardır.Ludzie w tym stanie mają wrażenie, że jeszcze nie śpią.
Antrenörü ise farkında olmadan farklı bir kimyasal verdiğini söyledi.Za pomocą przemian chemicznych wyodrębnili nowy, nieznany dotąd pierwiastek chemiczny.
Hasta ayrıca bu etkenlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin da farkında olmalıdır.Pacjenci różnią się też między sobą świadomością swojego zachowania.
Çevrelerinin farkında değil gibi görünüyorlardı.Nie potrafią dostosowywać się do otoczenia.
Bu sırada kendisi de yaşamın güzelliklerinin farkına varır.On sam też poznaje historię jej życia.
Çevresindeki dünyanın daha çok farkına varmaya ve bir şair olarak olgunlaşmaya başladı.Sam otaczający człowieka świat miał się zmienić w poemat.
Fakat bütün aile fertleri 3 canavarla yaşamanın sanıldığı gibi kolay olmadığının farkında.Bitwa jest o tyle ciekawa, że każde z 3 potworów nie wie z kim ma walczyć.
Bu isteğe verilecek cevap her zaman üç maddenin farkında olmaktır.Cechą rozpoznawczą całego rodzaju jest zawsze trójnerwowa nasada liści.
Genç dövüşçülere para ödenmesindeki yozlaşmışlığın farkına varmadan önce yedi kere dövüşmüştür.Podczas ligowych potyczek Platko tylko siedmiokrotnie wybiegł na plac gry.
Theo, Vincent'ın sorun yaşadığının farkına vardı.Vincent okazał jednak zrozumienie sytuacji, w jakiej znalazł się Theo.
Bireyin benliğinin farkında olması olarak kısaca tanımlanabilecek Öz farkındalık iki uçta tanımlanmaktadır.Zanegowanie bytu może więc być rozumiane dwojako.
Vakıf, HIV/AIDS ile ilgili konularda farkındalığın artması için çalıştı.Prowadzi działalność charytatywną w walce z HIV i AIDS.
Fakat Elwood insanların ona deli gözüyle baktığının farkında değildir.Violet nie chce uznać kobiety za niepoczytalną.
Eminim ne olduğunun farkındaydı ama görmemiş gibi davranıyordu.Grał jak szedł, ale wiedział, gdzie idzie.
Bunu doğru olması için, bizim farkında olmadığımız bir bölümünün olması gerekir.Do tego bowiem potrzebny byłby rozum, którego nie mają.
Günlük hayatımızın içinde farkına bile varmadığımız görüntü çokluğu içinde yaşamaktayız.Zdałem sobie sprawę, że dalej w moim życiu, nie będzie go tak wiele, jak gdy widziałem go na co dzień.