Duyu duyulama etkinliğinin farkına varan içsel bir güçtür.Mache dir klar, dass aktives Zuhören Kraft kostet.
Usta bir hattat bu farkı görebilir.Durch einen Pretest kann eine solche verzerrte Stichprobe bemerkt werden.
Oyun kurucudan tek farkı sayı üretmeye yönelik oynamasıdır.Daher ist es ausreichend, die Punktezahl von nur einem Spieler zu ermitteln.
Bakınız: Ubuntu'nun özellikleri Kurulumun Ubuntu'dan farkı bulunmamaktadır.Die Auswahl der Standardprogramme unterscheidet sich jedoch im Vergleich zu Ubuntu.
Ama burada çok farkı bir kişiliğe sahiptir.Jedoch besitzen sie jeweils eine stark unterschiedliche Persönlichkeit.
Niye farkına varmamışım şiirinin peki?Wozu noch Gedichte?
Yaş farkına rağmen, birbirlerine aşık oldular.Als sie älter werden, verlieben sie sich ineinander.
Kadın-erkek farkı yoktur.Die Weibchen unterscheiden sich nicht.
Farkı yazım şekilleri Peru'da hâlâ yüksek derecede tartışmalı durumdadır.Die Frage nach dem Umgang mit den verschiedenen Sprachen in Spanien ist heute immer noch sehr umstritten.
Yazları günlük sıcaklık farkı çok fazladır.Die Sommertemperaturen sind sehr unterschiedlich.
Tom, pahalı şarap ve ucuz şarap arasındaki farkı söyleyemez.Tom est incapable de faire la différence entre un vin de qualité et de la piquette.
Tom bağımsızlık ile yalnız yaşama arasındaki farkı bilmiyor.Tom ne connait pas la différence entre indépendant et solitaire.
Tom bir elmas ve bir zümrüt arasındaki farkı bilmiyor.Tom ne connaît pas la différence entre un diamant et une émeraude.
Basınç farkından dolayı, odanın kapısını açabilmesi yarım saat sürdü.En raison de la différence de pression, il fallut une demi-heure pour ouvrir la porte de la chambre.
Jimmy liseden beri hayatının aynı devam ettiğinin farkındadır.Jimmy se rend compte peu à peu que sa vie est restée la même depuis le lycée.
Saat 17:00'de Glasgow, Alman gemilerinin farkına vardı.À 17h, le Glasgow repère les Allemands.
Yaş farkına rağmen, birbirlerine aşık oldular.Malgré la différence d'âge, ils tombent amoureux l'un de l'autre.
Ama ikisi de bunun farkında değildir.Cependant, aucun des deux n'a l'air de s'en rendre compte.
(Farkında Değil misiniz!)(Ne vois-tu pas !)
Sarah Selanik’e dönene kadar bu hayalinin farkında değildi.Sarah ne réalise son rêve que lors de son retour à Thessalonique.
Hiçbiri, bu genç ve güzel kadının ne kadar tehlikeli olduğunun farkında değil.Nul ne sait cependant en quelle qualité cette belle dame est employée.
İki atom arasındaki elektronegatiflik farkı ne kadar büyükse bağ da o kadar iyoniktir.Plus la différence d'électronégativité entre deux atomes est importante, plus la liaison est ionique.
Aradaki büyük güç farkına rağmen Crispus kesin bir zafer kazanmıştır.Malgré son infériorité numérique, Crispus remporte une large victoire.
François küçümsendiğinin farkında bile değildir.Pas étonnant que Victor se sente largué.
Otomobil tutkusunun farkına burada vardı.Il s'intéresse à l’endurance automobile.
"Birçok kişiye borçlu olduğumun farkındayım.J'ai beaucoup à offrir à beaucoup de gens ».
Darülmuallimin (Erkek Öğretmen Okulu) adlı okullarla aralarında pek bir ders farkı yoktu.Les élèves devenus associés sont classés parmi les associés.
Co-location’dan farkı müşteri kendi donanımını sağlamak zorunda değildir.Contrairement au tramway, le trolleybus ne nécessite pas de voie propre.
Böylece artık kim olduğunun farkına varmış olur.Maintenant, on ne sait plus qui est qui.
Bu basınç farkı sonucunda rüzgâr doğar.La question de la pression du vent se pose alors.
Ses çıkarmayanların, görmezden gelenlerin de farkındayız.Ainsi on saura ceux qui ne l'ont jamais vu).
Bulgarlar, Konstantinopolis'i ele geçirebilmek için bir donanmaya ihtiyaç duyduklarının farkındaydılar.L'empereur de Nicée avait besoin d’une flotte pour conquérir Constantinople.
Oluşum biçimi bakımından çiyden bir farkı yoktur.Il n’en va pas autrement de son œuvre de création.
Bu kadarlık farkın tesadüfen ortaya çıkmış olması olasılığı çok küçüktür.La probabilité d’obtenir une telle différence, du seul fait du hasard, est très faible,.
Leningrad'da olduğunun farkında değildir.Il est emprisonné à Leningrad.
Artık kaybolduklarının farkında olan grup, sadece güneye doğru gitmeye karar verir.Désormais perdus, ils décident de se diriger vers le sud.
İki farkılı fünye kullanılabilir.Deux coiffes peuvent être utilisées.
Çünkü Angel ve Angelus arasındaki farkı kimse anlayamamaktadır.La passion entre Marcello et Angelika est plus forte.
Mişima bu değişimin oldukça erken farkına varmıştı."Le premier n'a, à l'évidence, pas considéré ce changement de tempo ».
Yazları günlük sıcaklık farkı çok fazladır.La température en été est très variable.
Bu sırada gerilen Bruce Banner asayı farkında olmadan eline alır.Par la suite Bruce Banner réussit à le convaincre du contraire.
Hayal ve gerçek arasındaki farkı bilebilirim.Un paesaggista tra immaginario e realtà.
Uykudayken ne yaptığını unutan diğer insanlar gibi bunlar da uyanıkken ne yaptıklarının farkında değiller."Eux jouissent des autres plaisirs comme ils le font de celui du sommeil, sans les connaître.
Çevrelerinin farkında değil gibi görünüyorlardı.Il semble indifférent aux sentiments de son entourage.
Gece ile gündüz arası sıcaklık farkı yazın 16-22 derece arasındadır.La couvaison, selon la température extérieure, peut varier de 16 à 22 jours.
Bu enerji farkı Stokes Kayması olarak adlandırılır.Cette différence est appelée déplacement de Stokes.
(Tükçede normal A sesi ile farkı ortadan kalkmıştır).(Une autre méthode utilise le calcul différentiel.
1988-89 sezonunda ligde büyük bir puan farkıyla 3. oldular.La saison 1988-1989 est très correcte avec une cinquième place.
Sosyalizmden en önemli farkı budur.Il s’agit du mode de socialité le plus complexe.
Julia, Jason ve Rick bu macerada Kilmore Koyu kasabasıyla ilgili bazı tuhaflıkların farkına varırlar.Jason, Julia et Rick avancent dans leur enquête sur le mystère de Kilmore Cove...
Bu renk farkı, belki de süsleme amaçlıydı.Cette couleur date peut-être de la restauration.
Kullanım farkı buradan kaynaklanmaktadır.L'effet généré varie selon l'utilisation.
Ancak o bunu farkındadır.Il en avait conscience.
Helyum basıncı farkı bu boşluklarda motorun otomatik kapanmasına sebep olur.La perte de pression d'hélium dans cette chambre entraîne l'arrêt automatique du moteur.
Diplomatik tanımada, devletler ve onların yönetimlerinin tanınması arasındaki farkın altı çizilmelidir.La reconnaissance diplomatique doit être distinguée de la reconnaissance des États et de leur gouvernement.
Fakat bu iki kişi arasında bulunan gayet büyük sosyal sınıf farkı bu aşkın gelişmesini imkansız kılmaktadır.Mais toute réconciliation entre les deux peuples semble impossible.
Sadece yaş farkı yüzünden onu kabul etmez.Cependant, elle n'essaie pas de le persuader de rester en raison de la différence d'âge.
Bu sırada kendisi de yaşamın güzelliklerinin farkına varır.Maintenant, il semble vouloir la vie de celle-ci.
Daha yakın dönemlerde tarihçiler aradaki farkın daha ince olduğuna karar vermişlerdir.En fait, d'après les historiens, les événements se révélèrent plus confus.
Bu analizin temel amacı, başlangıç ve hedef pozisyonları arasındaki farkı azaltmaktır.L’évaluation quant à elle, mesure l’écart entre le début et la fin d’une séquence pédagogique.