far ile cümle
far kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Tokyo açık ara farkla Japonya'daki en büyük şehir.Tokyo is by far the largest city in Japan.
Farklı aklı olanlara, aynı dünya bir cehennem ve bir cennettir.To different minds, the same world is a hell, and a heaven.
Birdenbire, Jack kendisine ne olduğunu fark etti.Suddenly, Jack realized what had happened to him.
25 yaşına gelinceye kadar beş farklı ülkede yaşadı.She lived in five different countries by age 25.
25'ine geldiğinde beş farklı ülkede yaşamıştı.She lived in five different countries by age 25.
Onların görüşleri arasında ince bir fark vardı.There was a subtle difference between their views.
İki oğlan arasında dikkat çekici farklılıklar vardı.Striking differences existed between the two boys.
Japonya ve Çin, pek çok yönden birbirinden farklıdır.Japan and China differ from each other in many ways.
Japon satrancında kaç tane farklı parça var?How many different pieces are there in Japanese chess?
Japonya elli yıl önce olduğundan çok farklı.Japan is very different from what it was fifty years ago.
Japonlar Amerikalılardan birçok yönden farklıdır.Japanese differ from American in many respects.
Kedi, bir farenin peşinden koştu.A cat ran after a mouse.
Bir kedi bir fareyi kovaladı.A cat ran after a mouse.
Kedi fareyi kovaladı ama yakalayamadı.The cat chased the mouse, but couldn't catch it.
Kedilerin karanlıkta görebildiğini fark ettim.I realized that cats can see in the dark.
Kedi canlı bir fare ile oynuyordu.The cat was playing with a live mouse.
Kedi yakaladığı fareyi hırpalamaya başladı.The cat began to tear at the mouse it caught.
Refahın sonsuza dek sürmeyeceğini fark etmelisin.You must realize that prosperity does not last forever.
Onun odadan ayrıldığını fark etmedim.I didn't notice when he left the room.
Şüphesiz onun yokluğunun farkındasın.You are doubtless aware of his absence.
Onun parayı kaybetmiş olduğunu fark ettim.It occurred to me that he must have lost the money.
Onun içeri gelişini fark ettin mi?Did you notice him coming in?
Onun odaya gizlice girdiğini fark ettim.I noticed him sneak into the room.
Onun beyzbol veya futbolu sevmesi benim için fark etmez.It makes no difference to me whether he likes baseball or football.
Onun düşüncesi bizimkinden oldukça farklı.His opinion is quite different from ours.
Onun fikri benimkinden farklı.His opinion is different from mine.
Onun dileği sonunda farkedildi.His wish was realized at last.
Onun fikri benimkinden çok farklı.His idea is very different from mine.
Görüşleri benimkinden çok farklı.His ideas are quite different from mine.
Onun fikirleri benimkilerden oldukça farklı.His ideas are quite different from mine.
Onun keşfinin değeri onun ölümünün sonrasına kadar fark edilmedi.The value of his discovery was not realized until after his death.
Onun yetenekleri çok mükemmeldi ve farklıydı.His abilities were very great and various.
Onun bisikleti bundan farklıdır.His bicycle is different from this one.
Herkes onun yeni saç stilini fark etti.Everyone remarked on his new hairstyle.
Onun cevabı benimkinden farklıdır.His answer is different from mine.
Onun atı üç boy farkla kazandı.His horse won by three lengths.
Onun hatanı farketmesi kesin.He's bound to notice your mistake.
Bunu fark edemeyecek kadar çok meşguldü.He was too busy to notice it.
O, bazı bakımlardan benden farklı.He differs from me in some ways.
O,açık ara farkla sınıfın en akıllı öğrencisidir.He is by far the cleverest student in the class.
O, tehlikenin farkında değildi.He was not aware of the danger.
O, zorluğun farkında mıdır?Is he aware of the difficulty?
O, onun önemini fark etmemiş gibi görünüyor.He seems not to have realized its importance.
O, gerçeğin farkında gibi görünüyor.It seems that he is aware of the fact.
İkizler arasında hiçbir fark göremedi.He could not perceive any difference between the twins.
O, değişikliği fark etmedi fakat ben ettim.He didn't notice the change, but I did.
Sorunların farkında gibi görünmüyor.He doesn't seem to be aware of the problems.
O tamamen farklı birine hikaye yazdı.He rewrote the story into a completely different one.
O, açık ara farkla en iyi öğrencidir.He is by far the best student.
O, açık ara farkla takımda en iyi oyuncudur.He is by far the best player on the team.
İllede fark aranacaksa, o uzundur.He is, if anything, tall.
O, açık ara farkla en mantıklıdır.He is by far the most sensible.
O, Paul'ün onu ağaç ettiğini fark etti.He realized Paul had stood him up.
Hatalarını henüz fark etmedi.He has not realized his mistakes yet.
Mary'nin onu aldattığını sonunda fark etti.He finally realized that Mary had made a fool of him.
Onun bunu kasten yaptığını fark ettim.It occurred to me that he had done it on purpose.
O, öncekinden farklıdır.He's different from before.
O keskin bir ağrının farkındaydı.He was aware of a sharp pain.
İzlendiğinin farkındaydı.He was aware of being watched.
O tehlikenin farkındaydı.He was aware of the danger.