Onlar farklı yollar izliyordu.They were taking different streets.
Onun bir kedinin bir fareyle oynadığı gibi oynadığını biliyoruz.We know that he was playing like a cat with a mouse.
Çocuk olsa da, doğru ile yanlış arasındaki farkı bilir.Even tough he's a child, he knows the difference between right and wrong.
Lahana ve marul arasındaki fark nedir?What's the difference between cabbage and lettuce?
Bir sorun olduğunu fark etmedim.I didn't realize there was a problem.
Tom Mary'nin biraz telaşlı göründüğünü fark etti.Tom noticed that Mary seemed a little distracted.
Tom her yerde hasta insanlar fark etti.Tom noticed sick people everywhere.
O kadar fark edilebilir değil.It's not that noticeable.
Bir köyle bir şehir arasındaki fark nedir?What's the difference between a village and a city?
Tom'un yardımımıza ihtiyacı olduğunu fark etmeliydik.We should've realized that Tom needed our help.
Bir yıldız ve bir gezegen arasındaki fark nedir?What's the difference between a star and a planet?
Onun kitapları farklı dillere tercüme edildi.His books have been translated into several languages.
Bir dinle bir tarikat arasındaki fark nedir?What's the difference between a religion and a cult?
Şu andan itibaren, farklı olacağım ve en itaatkar çocuk olmaya çalışacağım.From now on, I'll be different and I'll try to become a most obedient boy.
Tom erkek arkadaşı John'dan tamamen farklıydı, o dostane ve hayırseverdi.Completely different from Tom was his boyfriend John, who was amicable and philanthropic.
"Nasılsın?" "Çok iyi. Parmesan peynirindeki bir fare gibi. ""How are you?" "Very well. Like a mouse in a Parmesan cheese."
İki komşu ülke her açıdan birbirinden farklıdır.The two neighbouring countries differ from each other in all respects.
Kanton ve Mandarin arasında ne fark var?What's the difference between Cantonese and Mandarin?
Tundrada birçok fare var mı?Are there many mice in the tundra?
Görüş farklılıkları işbirlikçi projede kaçınılmazdır.Differences of opinion are inevitable in a collaborative project.
Farklı bir şey olacağını umuyor muydun?Were you expecting something different to happen?
O, gerçeği kurgudan fark edemez.He can't discern fact from fiction.
Orada bir şey tamamen farklı.There, something completely different.
Farkı yaratan karakterdir.It is the character that makes the difference.
Tom Mary ile konuşan şu adamın eksik bir parmağı olduğunu fark etti.Tom noticed that that man talking to Mary had a finger missing.
Basitleştirilmiş Çince ve geleneksel Çince arasındaki fark nedir?What is the difference between simplified Chinese and traditional Chinese?
Zavallı kedi! O çevik fareyi yakalayamaz.Poor cat! She can't catch the nimble mouse.
Bu sözler ne anlama geliyor? Onlar arasındaki fark nedir?What do these words mean? What's the difference between them?
Renk benim için fark etmez, bana bir kalem getir.The color doesn't matter to me, just bring me a pen.
Kuşlar farklı yönlere uçtu.The birds flew off in different directions.
Tom yıldızla gezegen arasındaki farkı bilmiyor.Tom doesn't know the difference between a star and a planet.
Genç hırsız yine polis tarafından fark edilmedi.The young snatcher wasn't spotted by the police again.
Orman, bitkilerin ve hayvanların birçok farklı türleri için yuvadır.The forest is home to many different kinds of plants and animals.
Üç farklı grup halinde ders kitabı göndereceğiz.We'll send the textbooks in three different lots.
Çok geç olana kadar onun hatasını fark etmemişti.He hadn't realized his mistake until it was too late.
Apple fare satın aldım. sadece 69€!I bought an Apple mouse. It's only 69 €!
Fareler peynirden hoşlanırlar.Mice like cheese.
Bir köpek ve kurt arasındaki fark nedir?What's the difference between a dog and a wolf?
Ben gerçekten açık konuştuğumun farkındayım.I realize I'm just stating the obvious.
Tom, Roma ve Roma İmparatorluğu arasındaki farkı bilmiyor.Tom doesn't know the difference between Rome and the Roman Empire.
Tom'un senedinin vadesinin geçtiğini fark etmedim.I didn't realize that Tom's bill was overdue.
Sen farklı davranıyorsun.You are out of step.
Farklı davranıyorsun.You are out of step.
O her zaman farklıydı.She was always different.
Ben her zaman farklıydım.I was always different.
Tom diğer çocuklardan her zaman farklıydı.Tom was always different from other children.
O diğer çocuklardan her zaman farklıydı.He was always different from other children.
Tom ona verdiği yüzüğü Mary'nin takmadığını fark etti.Tom noticed Mary wasn't wearing the ring he'd given her.
Onların denemek için birçok farklı balıkları var.They have many different fish to try.
Onların denemek için birçok farklı yemekleri var.They have many different dishes to try.
O, İskoç lehçelerinin farklı yönlerini kullanır.She uses different aspects of Scottish dialects.
Çocuklar ve erkekler arasındaki tek fark, oyuncaklarının fiyatıdır.The only difference between children and men is the price of their toys.
Sadece sis kalktığında bir uçurumun kenarında uyuduğumuzu fark ettik.It was only when the fog lifted that we noticed that we had slept on the edge of an abyss.
Yılanları fark etmek zor olabilir.Snakes can be hard to spot.
Tom fiyat etiketine baktı yeterli parası olmadığının farkına vardı.Tom looked at the price tag and realized he didn't have enough money.
Tom Mary'nin çalılıklarda saklandığını fark etmedi.Tom didn't notice Mary hiding in the bushes.
Tom Mary'nin John'a baktığını fark etti.Tom noticed that Mary was staring at John.
Tom Mary'nin arabayı yıkadığını fark etti.Tom noticed that Mary had washed the car.
Tom Mary fark etmeden odadan çıktı.Tom left the room without Mary noticing.
Tom nihayet Mary'nin ne yaptığını fark etti.Tom finally noticed what Mary was doing.